257 ) ABD’ NİN 89 YILDIR İMZALAMADIĞI ANTLAŞMA !..

 
   “Resmi tarih”in pek üzerinde durmadığı konulardan biri de ABD’nin Lozan Antlaşması’nı hiçbir zaman imzalamamış olduğudur. Yalnız, burada bahsedilen Lozan Antlaşması, bilinen Lozan Antlaşması değildir ve çoğu kişi bunu pek bilmez..
   Değerli araştırmacı Bilal N. Şimşir konuyu şöyle açıklıyor :  ABD, Osmanlı İmparatorluğu ile savaşmamış, bu nedenle Sevr Antlaşması’na taraf olmamıştı. Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında, 24 Temmuz 1923 günü Lozan’da imzalanan barış antlaşmasında da taraf değildi. ABD ile Türkiye arasında, yine Lozan’da, 6 Ağustos günü ayrı bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla iki ülke arasında dostluk ilişkilerinin kurulması, normal diplomatik ve konsolosluk ilişkilerinin yeniden başlatılması da öngörüldü.
   İşte ABD Senatosu’nun imzalamayı reddettiği antlaşma bu Türk-Amerikan Lozan Dostluk ve Ticaret Antlaşması’ dır, ikili bir antlaşmadır. Yani sekiz devletin imzaladığı asıl Lozan Antlaşması ile bir ilgisi yoktur..    
Buna karşın, bu ikili antlaşma da Lozan barış sisteminin bir parçası sayılmaktaydı. ABD’deki Ermeni lobisi, her iki antlaşmaya karşı cephe almıştı..
   Bu olayın öyküsü oldukça ilginçtir : ABD, 19. yüzyılın sonundan itibaren misyonerler aracılığıyla Anadolu Ermenilerine doğrudan destek veren ve Ermeni milliyetçiliğini destekleyen bir politika izliyordu. Fakat Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ile ABD birbirlerine karşı savaş ilan etmediler. ABD, 1917 yılında Almanya’ya karşı savaş açmıştı. Osmanlı, müttefikine karşı savaş açan Amerika’ya 20 Nisan 1917’de bir nota verdi ve diplomatik ilişkilerini kesti, ama savaş ilan etmedi. ABD de Osmanlı’ya karşı savaş ilan etmedi..
   Osmanlı Devleti’ndeki Amerikan haklarını İsveç gözetecekti. ABD’deki Osmanlı haklarını ise İspanya koruyacaktı.
   Başkan Wilson’un Birinci Dünya Savaşı sonrasında ilan ettiği ve “Kendi kendini yönetme hakkını” da içeren 14 ilke, Sevr Antlaşması’nın esasını oluşturduğu gibi, doğrudan doğruya Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurulmasını öngörüyordu..
   ABD’nin Anadolu’daki etkisi o denli yaygındı ki, Halide Edip gibi özgürlük savaşçıları bile Mustafa Kemal hareketinin ancak Amerikan mandasının kabulüyle başarıya ulaşabileceğini düşünüyordu.
   Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra ABD, Lozan barış görüşmelerine de gözlemci sıfatıyla katılmıştı. Çünkü Anadolu’nun paylaşımı kavgasında, gerek bölgenin petrol alanlarına yakınlığı açısından, gerekse bölgedeki Ermenilerin koruyuculuğunu yüklenmiş olduğundan, doğrudan rol almıştı.
   Türkiye’nin galip devletlere vermiş olduğu ekonomik ve mali imtiyazların kaldırılması konusundaki önerilerini kendi ekonomik çıkarlarına uygun gören ABD, bu konuda Türk tezini desteklemişti. Lozan’da Patrikhane’nin İstanbul’da sadece dini işlerle meşgul olacağı ve siyasi, idari hiçbir faaliyette bulunmayacağı koşuluyla kalması kabul edilince bu antlaşmayı, gözlemci sıfatıyla, “Uygun bulunmuştur” diye yazarak ABD temsilcisi F. L. Belin imzalamıştı..
   Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra ABD ile Türkiye arasında, yine Lozan’da, 6 Ağustos 1923 günü ayrı bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma nispeten kısa, 32 maddelik bir antlaşma idi. Amerikan isteklerinin çoğu kabul edilmişti. Türkiye’de ABD’ye tanınan haklar, öteki devletlere tanınan haklardan daha az değildi. Amerika’ya, en çok gözetilen ülke statüsü tanınıyordu. Türkiye’deki Amerikan okulları, yardım kurumları, hastaneleri, misyonları,misyonerleri, Türk kanunları çerçevesinde çalışmalarını yürütebileceklerdi. Yine Türk kanunlarına uymak koşuluyla, ABD vatandaşlarına Türkiye’ye gelip yerleşme ve burada iş tutma hakları tanınmıştı..
  
   Bu antlaşmanın imzalanmasıyla ABD’deki Ermeni lobisi ayaklandı ve “Lozan’a Hayır ! “kampanyası başlattı. Amerikan sistemine göre, bir antlaşmanın geçerli olabilmesi için ABD Kongresi’nin de onayı gereklidir. Böylece Lozan Antlaşması, çeşitli engellemelerle 1927’ye kadar Senato’ya gelememiştir.
   Mütareke yıllarında Türk düşmanlığı kampanyasına öncülük eden “Ermenistan Bağımsızlığı için Amerikan Komitesi” adlı örgüt, bu kez, “Lozan Antlaşması’na Karşı Amerikan Komitesi” adını aldı. Bu örgüt, bütün olanaklarını kullanarak Lozan Antlaşması’na savaş açtı. Kampanyaya, başka örgütler, gazeteler ve Amerikan iç politikasına oynayan muhalefetteki Demokrat Parti ileri gelenleri de katılınca, Amerikan kamuoyu ve Kongre tümüyle baskı altına alındı..
   Komitenin liderlerinden biri de Vahan Cardashian adlı, 1910-1915 yıllarında Washington’daki Osmanlı Elçiliğinde tercümanlık yapmış olan, bir Ermeni avukattı !.. İşine son verilince Osmanlı Hükumetinden alacağı bulunduğunu ileri sürmüştü..
   Amerika’da Türk düşmanlığı kampanyasının liderlerinden biri de ABD’nin eski İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau idi. Mütareke yıllarında Türklere karşı yazılar yazmıştı. Lozan Barış Konferansı tarihlerinde Türklere karşı silah kullanılmasını savunuyor ve 1923’ün 10 Ocak günü The New York Times gazetesinde şunları yazıyordu : “400 yıldır Türkleri, Avrupa’dan kovmak için çaba harcayan Avrupalılar için Lozan, çok acı bir ders olmuştur. Türklerin Avrupa’dan kovulmaları şöyle dursun, Avrupalıların Türkiye’den kovulacakları anlaşılmaktadır.. Türkleri yola getirmenin tek yolu, onlara karşı silaha başvurmaktır..”
   Her ne kadar ABD’deki misyonerlerin çoğu Lozan’ın imzalanmasından yana tavır koymuşlarsa da, ABD Anglikan Kilisesi’nden 110 kişilik bir din adamları grubu da “Lozan Antlaşması’na Hayır” kampanyasına katıldılar ve bir bildiri imzaladılar..
   Bu arada “Antlaşmaya Evet” diyen Amerikalılar da örgütlendiler. Merkezi New York’ta bulunan “Türkiye ile Antlaşmanın Onaylanmasından Yana Olan Amerikan Kurumlarıyla Derneklerinin Genel Komitesi” adlı bir örgüt kurdular. On dört kurum ve dernek bu örgüte katıldı. Bazı ticaret odaları, misyoner dernekleri ve Türkiye’deki tüm Amerikan kulüpleriyle dernekleri komitenin üyeleri arasındaydı. Uluslararası ilişkiler ve devletler hukuku alanlarında uzmanlaşmış “Dış Politika Derneği” de “evet” diyenler arasındaydı.
   Bütün bu kampanyalar sırasında Amerikalı misyonerlerde de önemli bir dönüş ortaya çıkar : 19. yüzyıldan beri sürekli olarak Türk aleyhtarlığı yapmış, Ermenileri Türkiye aleyhine kışkırtmış olan ve Amerika’da bir “Korkunç Türk” imajının yaratılmasında birinci derece sorumluluğu bulunan Amerikan Protestan misyonerleri bu defa yüz seksen derecelik bir dönüş yapmışlardır !.. Şimdi bütün bu misyonerler oybirliği ile Lozan Antlaşması’nı savunmaktadır. Bu tavrın arkasında, antlaşma ABD tarafından onaylanmazsa Amerikan misyonerlerinin Türkiye’den büsbütün ayaklarının kesileceği kaygısı vardır..
   İstanbul Robert Kolej Müdürü Dr. Caleb Frank Gates ve Türkiye ile iş yapan Amerikan Ticaret Odaları da antlaşmanın onaylanmasını savunanlar arasındadır..
  
   Amerika’da 1923 yılında başlayan tartışmalar 1926 yılı sonuna kadar devam etti. İktidardaki Cumhuriyetçi Parti, Hükumet, Dışişleri Bakanlığı, Ticaret odaları, Türkiye’deki Amerikan misyonerleri antlaşmanın onaylanmasını, Türkiye ile normal ilişkiler kurulmasını savunuyorlardı. Muhalefetteki Demokrat Parti, Kilisenin bir bölümü, Ermeniler ve Rumlar ise antlaşmanın reddedilmesini, Türkiye ile ilişki kurulmamasını istiyorlar ve büyük gürültü koparıyorlardı. Kavga sürerken, Başkan Calvin Coolidge yönetimi antlaşmanın Senatoya sunulmasını geciktirdi ve bekledi.
   Sonunda ABD Senatosu, 18 Ocak 1927 günü, Lozan Antlaşması’nı reddetti. Başkonsolos Celal Bey, bu haberi Ankara’ya tellerken, “Muahedemizin tasdik olunmadığı kemal-i teessürle arz olunur” diyor ve ekliyordu : “Verilen 84 reyden 50 rey lehimizde ve 34 rey aleyhimizde olarak, yani sülüsan ( üçte iki ) reyden 6 rey noksan ile muahedemiz reddolundu.”
   Senatonun çoğunluğu olumlu oy vermişti. Ama antlaşmanın onaylanması için gerekli olan üçte iki çoğunluk, altı oy eksik kalarak ABD Senatosunca reddedilmişti !..
   On yedi Amerikan gazetesi kararı alkışlamıştı. Buna karşılık 75 gazete kararı tepkiyle karşılamıştı. Amerikan kamuoyu çoğunlukla Senatoyu ve özellikle Demokrat senatörleri eleştiriyor, suçluyor ve antlaşmanın reddedilmesine üzülüyordu.. Aynı zamanda Amerikalılar, Türkiye’nin sert tepki göstermesinden, misilleme yapmasından kaygı duyuyorlardı. Fakat Türk Hükumeti bu yola gitmedi. Türkiye’deki Amerikan okullarını kapatmaya, Amerika’yı en çok gözetilen ülke hakkından yoksun bırakmaya kalkışmadı. Şaşılacak bir ağırbaşlılık ve soğukkanlılık sergiledi. Türk basının da Amerika’ya tepkisi yumuşak oldu ve kısa sürdü.
   İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Sir George R. Clerk’e göre, Türkiye’nin Amerika’ya sert tepki göstermemesinin başlıca nedenleri şunlardı :  Türkler, ABD Hükumetinin Lozan Antlaşmasının imzalanmasından yana olduğunu biliyorlardı ve Senato’nun kararını Amerikan iç politika çekişmelerine bağlıyorlardı. Amerika’nın iç politikası ise Türklerden çok Amerikalıları ilgilendirirdi. Türk Hükumeti ayrıca, Lozan Antlaşmasını reddetmekle ABD’nin Türkiye’ye ciddi bir zarar veremeyeceğini görüyordu. Pek
rahatsızlık duyulmadan, Amerika’da duyguların değişmesi beklenebilirdi.

  
   Türk Hükumetini yatıştırmak amacıyla Ankara’ya gelen Amiral Bristol ile konuşmasında, Gazi ona şunu söyler : “Kültürlü ve uygar bir ülkede, bağnaz bir azınlığın, nasıl olup da aydın çoğunluğa istediğini empoze edebildiğini anlayamadım..”
   ABD Dışişleri Bakanlığı, Lozan Antlaşmasını Senato’dan geçirmek için yeni bir denemeye kalkışmadı ; buna karşılık, Türk-Amerikan ilişkilerinin düzenlenmesi hedeflenerek, nota değiş-tokuşu aracılığıyla bir Modus Vivendi ( geçici antlaşma ) yapılması için Amiral Bristol’e tam yetki vermişti. Nota değiş-tokuşu, antlaşmanın yeniden Senato’ya sunulmasına gerek bırakmıyordu..
   Türkiye-ABD arasında, Ankara’da üç hafta süren görüşmelerden sonra, 17 Şubat 1927 günü, Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile Amiral Bristol arasında imzalanan bu Modus Vivendi ile, 1917 yılından bu yana (resmi olarak) kopmuş olan ilişkiler yeniden kurulmuş oldu..
   24 Mayıs 1927 tarihinde, Lozan’daki Türk-Amerikan Dostluk Antlaşmasını imzalamış olan, Joseph C. Grew, ABD’nin Ankara Büyükelçiliğine atandı. Grew, 21 Eylül 1927 günü İstanbul’a, iki gün sonra da Ankara’ya geldi ve 12 Ekim’de Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e güven mektubunu sundu. Üç gün sonra Ankara’da, TBMM salonunda, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın büyük kongresi yapıldı. Bu kongrede Mustafa Kemal, tarihi eseri Nutuk’u kürsüden okurken, Büyükelçi Grew, Cumhurbaşkanlığı locasından O’nu dinliyordu. Gazi, bir dostluk jesti olarak, kendi locasını yeni ABD Büyükelçisine vermişti…

Leave a reply:

Your email address will not be published.