254 ) GEÇMESİN BOR’UN PAZARI !..

  

   İfade edilene göre “çok gizli” yürütülen Ergenekon projesiyle AKP’nin kapatılamaması davasını ilişkilendirecek en somut gelişme, Anayasa Mahkemesi Üyesi Serruh Kaleli ile dönemin Erzincan Başsavcısı olan İlhan Cihaner’in etrafında yaşandı.
   Denizli Milletvekili, eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in, Erzincan’ın İliç İlçesi Çöpler köyündeki “ÇALIK” ve “ANATOLIA MİNERALS” ortaklığına ait “ÇUKURDERE MADENCİLİK ŞİRKETİ” ile ilgili yaptığı soruşturma, olması gerektiği gibi Ergenekon projesinin kapsamına girdi..
   “RIO TINTO GRUBU” şirketlerinden olan Anadolu Madenciliğin ( AMDL- Anatolian Minerals Development Limited ) ortaklarından birisi de Çalık Grubu’na bağlı olan ÇALIK MADEN’dir.. Birlikte Erzincan’da altın çıkartıyorlar. Altını çıkartanlar, tahmini rezervin 80 ton olduğunu tahmin ediyorlar..
   Diğer tarafta ise AKP’nin kapatılmasının bir oyla ertelendiği gün, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Serruh Kaleli ile ilgili, diğer mahkeme üyesi Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün, karar açıklandıktan bir gün sonra, 31 Temmuz 2008’de, gazeteci Ersin Bal ile yaptığı telefon görüşmesi vardır. Paksüt’ün anlatımına göre, üyelerden S. Kaleli ; “henüz kararımı vermedim” diyerek on dakika ara istiyor. Verilen arada Başkan Haşim Kılıç’ın odasına giderek burada telefonla bazı yerlerle görüşüyor. Buradaki “kuşku”, hesabına para yatıp yatmadığı mıdır acaba ?.. Tabii ki dönüşte Kaleli’nin oyu AKP’nin kapatılmaması yönünde oluyor !..
   O gün için yeterince üzerine gidilmeyen Kaleli hakkındaki kuşku ; Anayasa Mahkemesi dışında hiçbir görev almaması gerekirken, AKŞAM Gazetesi’nden Özlem Çelik’in 9 Ekim 2010 tarihli bir haberine göre, Çalık Grubu’nun maden şirketi olan Çukurdere A.Ş’de denetçilik yaptığının ortaya çıkmasıyla artar.. Şirketin bulunduğu adres, Kaleli’nin avukatlık yaptığı büro olarak gözükmektedir !.. Fakat daha sonra Kaleli’nin denetçi olamayacağı fark edilince, 3 Ağustos 2009 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’ne “İsmi sehven yazılmış olan Serruh Kaleli yerine Bülent Muik atanmıştır” denilir !.. Ama ne yanlışlık !..
   “Sehven” üzeri örtülen bu ilişki öncesinde ise Anayasa Mahkemesi, Maden Kanunu’nun bazı maddelerinin iptali istemiyle CHP’nin yaptığı başvuruyu 15 Ocak 2008’de karara bağlar. Maden faaliyetlerinde çevresel etki değerlendirmesi ( ÇED ) aranmamasını da öngören kanunun bazı maddelerinin iptaline oy birliğiyle karar verilir… 
   CHP’nin başvurusu üzerine, 11 Mart 2008’de Anayasa Mahkemesi, “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu”nun bazı maddelerini iptal eder. Aralarında S. Kaleli’nin de bulunduğu bazı üyeler, 3. maddenin iptaline karşı oy kullanırlar..
   Sonra da, S. Kaleli oğlunu evlendirir. Nikah şahitleri ise AYM Başkanı Haşim Kılıç, Başbakan R.T.Erdoğan ve TBMM Başkanı Cemil Çiçek olur !..
  
   Eski Başsavcı İ.Cihaner’i Ergenekoncu yapan asıl gerekçe, dini bir grup hakkında yaptığı hazırlık soruşturması değil, Çalık Grubunun Erzincan’daki altın madeni hakkında AKP iktidarına ve oradan da Çalıklar’ın görünmeyen ortağı ROTHSCHİLD ailesine kadar uzanmasıdır.. Çünkü her gün, dünya altın fiyatları, NM ROTHSCHİLD and Company’nin Londra ofisinde ayarlanmaktadır !..
   Çöpler köyündeki madenlere bu ailenin o kadar ihtiyacı vardı ki ; S. Kaleli AKP’nin kapatılmasını istemeyecek, İ. Cihaner de Ergenekoncu olacaktır !..
   Her iki davada Rothschild ailesinin rolünden bahsederken “RIO TINTO”yu da tanımak gerekir. Bu grup dünyanın en büyük maden grubu olup, 1873 yılında Türkiye’den Çin’e yapılan afyon ticaretinden kazanılan para ile, Jardine Matheson firması tarafından kurulmuştur. Şirkette en büyük hisse Rothschild ailesine aittir. Rio Tinto’nun İngiltere’deki merkezinde, Türk borlarının özelleştirilmesiyle ilgili olarak, ayrı bir birim oluşturduğu da ifade edilmektedir..
   Rothschild, Osmanlı döneminde, 1856 yılında, Camilla Dezmasuresve ve ortağı Gropler’e verilen, Balıkesir Susurluk yakınındaki Sultançayır Boraks madenlerinin imtiyazını da kontrol etmiştir. Fransız şirketi ve ortağı ülkeye bir kuruş bile vermedikleri gibi, Bor’u da “alçıtaşı” ruhsatı ile çıkarmışlardır ve sonunda bu şirket, 1938 yılında, Rio Tinto Grubu’ndan, sermayesinin tamamına Rothschild ailesinin sahip olduğu BORAX CONSOLİDATED şirketine geçmiştir.
   Dünya bor tüketimini kontrol eden Borax Consolidated Limited, 1950 yıllarında, Maliye Bakanlığı’ndaki dosyalarında mevcut rapor ve beyanları ile Türk minerallerinin endüstri alanında rekabet olanağından mahrum bulunduğunu ileri sürmüştür. Benzer iddialar, 2011 yılında Erzincan’daki altın madeni için 80 ton denilirken, 600 ton olduğunun ileri sürülmesi gibidir !..
   Yine aynı şirket, dünyanın en büyük bor yataklarının bulunduğu Türkiye’de, 1955 yılında, yabancı sermayeyi teşvik kanunundan faydalanarak kurulan Türk Boraks Madencilik A.Ş’yi kurmuştur. Türkiye, bor madenlerini “yetersiz ve kalitesiz” bulan bu şirkete, Eskişehir’in Seyitgazi sınırlarında bulunan Kırka sahasında, 1950’li yılların sonlarında başlayan, bor arama ruhsatını vermiştir..
   Rothschild ailesinin Rio Tinto grubuna göre, 1963 yılında, Türkiye’nin bor durumu şöyledir :
…Türkiye’de bor mineralleri tükenmiştir..
…Türkiye’nin en çok 20.000 ton satış şansı vardır..
…Türkiye’de ancak üç firma, 60.000 ton üretim yapabilir..
…Türkiye ancak zararına bor endüstrisi kurabilir..
…Türkiye’nin bor rezervlerine Borax Consalidated ortak edilirse, ülkede bir bor endüstrisi kurulacaktır..
…Türkiye, Amerikan rekabetini üzerine çekmemelidir. Türk bor cevheri kalsiyumludur, bu da, sodyumlu olan Amerikan bor cevherine karşı Türkiye’nin rekabet olanağını ortadan kaldırır..
     
  

   İsmet İnönü, 13 Ocak 1968’deki CHP İstanbul İl Kongresi’nde şunları söyler :
“Bugün memleketimizdeki boraks cevheri üzerinde yabancı bir oyun planlanmaktadır. Oyunun hedefi Türkiye’yi bu kaynağından mahrum bırakmaktır. Bunun oyuncuları kapı kapı dolaşmaktadırlar. Herkese ihtar ederiz ki, bu oyunu sonuçsuz bırakmaya, Türkiye’nin boraksı üzerinde hiçbir tekel kurdurulmamasına kesinlikle kararlıyız. Gerekirse, açacağımız kampanyanın tesir ve öneminden kimse şüphe etmemelidir..”
   Bunun üzerine TBMM Cumhuriyet Senatosu, 25 Ocak 1968 tarihli ikinci birleşiminde, Çanakkale Senatörü Ziya Termen başkanlığında “Bor Mineralleri Araştırma Komisyonu” kurulmasına karar verilir. Komisyonun 28 Aralık 1968 tarihli raporu şöyledir :
“Türk milleti, Seyitgazi İlçesi Kırka köyü civarındaki sodyumlu bor tuzu maden yataklarının, Anayasa’nın 130. maddesi gereğince, gerçek ve asli sahibidir. Bu havza, dünya üzerinde, ender milletlere nasip olan jeolojik bir zenginlik ifade etmektedir. Yüz milyonlara ulaşan rezervi, üstün kalitesiyle ; Türk Devleti’ne, asırlar boyu devam edebilecek rakipsiz bir dış gelir sağlama olanağı verecektir..”
   Bor’un gelecekte nasıl bir stratejik ürün olduğunu anlamak için, Dünya Hidrojen Enerjisi Konseyi başkanı olan Prof. Dr. Nejat Veziroğlu’nun, “Petrol şirketlerinin kendi tahminlerine göre 2015 yılı civarında petrol ve doğalgaz üretimi düşüşe geçecek. Petrolün yerini alacak hidrojen de yine onların istasyonlarında satılacak” saptamasının önemsenmesi gerekir. Nükleer enerjide nükleer reaktörlerin kontrolünün bor ile yapıldığını ifade eden Veziroğlu, “dünyada en çok hidrojen emebilen maden olan bor’un şimdi otomobillerde, otobüslerde hidrojen deposu olarak” kullanılacağının öngörüldüğünü söylüyor..
   2015 yılında değeri daha çok anlaşılacak olan bor’u da dünya piyasalarında satacak olan Rio Tinto olup, çoğunluk hisseleri Eric de Rothschild’in ailesine aittir !..
   ABD’nin Irak işgali öncesi, 1 Mart tezkeresi ile Türkiye’den talep ettiği altı hava üssü ve iki limanı Türkiye’deki madenler için istediği unutulmamalıdır. Rothschild ailesinin ABD’den istediği havalimanı siparişinde ; Türkiye’de toryum ve bor madenlerinin en yoğun bulunduğu Trakya bölgesi, Kocaeli ve Eskişehir illerini çember altına alacak olan Sabiha Gökçen, Çorlu ve Afyon havalimanları vardır..
   Özetle ; Eskişehir ilinin 70 km. güneyindeki Kırka ilçesinde bulunan dünyanın en büyük rezervi için Rothschild ailesinin dün 20.000 ton dediği bor rezervinin, bugün 450 milyon ton olduğu bilinmektedir. Yalnızca bu örnekteki yalanın büyüklüğüne bakarak, Türkiye’nin nasıl bir aldatmaca içinde olduğunu, NATO’nun nasıl kullanıldığını, Anayasa Mahkemesi üyesinin durumunu ve Erzincan Başsavcısını da kapsayacak bir tabloyu mutlaka görmek gerekiyor..
   Bugün Osmanlı’nın parçalanmasında petrolün varlığını düşünmek tek başına yeterli ise ; toryum ve bor için de T.C. Devleti’nin parçalanacağını görmek de yeterli olacaktır !.. 
   Yeni dünya düzeni Rothschild’ler tarafından toryum ve bor madenleri üzerine İstanbul’da kurulacak.. Bunun için İstanbul’da oluşturulan Finans Merkezi’ne sahip olmak, dünyayı idare etmekle eş anlamlıdır..    
   TÜRKİYE CUMHURİYETİ YALNIZCA İNSAN İHTİYAÇLARININ PAYLAŞIMI İÇİN VAR EDİLMİŞ EVRENSEL BİR PROJEDİR. ONA SAHİP ÇIKMAK DA ARTIK İNSANLIK ONURUDUR. O  ONURU DA DÜNYA İNSANLIĞI ADINA YAŞATMAK, TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLARININ ASLİ GÖREVİDİR…

Leave a reply:

Your email address will not be published.