252 ) HIYANET ORDUSU : KUVAYI İNZİBATİYE !..

   Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit’e göre Mustafa Kemal’in önderliğindeki Kuvayı Milliye bir isyan hareketidir ve bir an önce bastırılması gerekmektedir !. İşte bu amaçla 18 Nisan 1920’de Kuvayı İnzibatiye yani Halifelik Ordusu adlı bir ordu kurularak Anadolu’da düşmanla mücadele eden milliyetçilerin üzerine, ulusal hareketi boğmak üzere, gönderilmiştir.
   Mondros Ateşkes Antlaşması’na tamamen aykırı bir şekilde böyle bir ordunun kurulması ve silahlandırılması, bu orduyu kuranların ( Padişah’ın ve Sadrazam’ın ) İngilizlerden yardım aldıklarını göstermektedir. Çünkü o sırada İstanbul’daki tüm silah depoları İngilizlerin kontrolündedir. Anadolu’da kardeşin kardeşi öldürmesi anlamına gelen bu ordu projesi, böl ve yönet ilkesi doğrultusunda hareket eden İngiltere’nin emperyalist çıkarlarına tamamen uygundur.( 1 )  Nitekim, Kuvayı İnzibatiye birliklerinin silahlandırılması için bizzat Damat Ferit, İstanbul’da İngiliz kontrolündeki Maçka silahhanesinden alınmak üzer 600 tüfek, 30.000 piyade fişeği ve 800.000 makineli tüfek cephanesi verilmesi için İngiliz Başkomutanlığı’ndan bir belge almıştır. Bundan başka, Kuvayı İnzibatiye, Sapanca yönünde, 14 Haziran 1920 günü taarruza hazırlanırken bozulup geri atılınca İzmit bölgesindeki 242. İngiliz tugayının tel örgüler ve siperler ile tahkim edilmiş mevzisinden yararlanmıştır..( 2 ) 
   18 Nisan 1920 tarihli kararnameyle, Kuvayı İnzibatiye’nin nitelikleri, kuruluş amacı ve askerlere verilecek maaşlar belirlenmiştir. Buna göre amaç, Kuvayı Milliye’yi yok etmektir. Devletin silahlı gücü olarak Kuvayı İnzibatiye, Harbiye ve Dahiliye Nezaretlerine bağlı olacaktır. Bazı emekli subayların da katıldığı bu ordu, gönüllülük esasına göre oluşturulmuştur. Tümen olarak kurulan ordu, üç piyade alayı ve bir topçu taburundan oluşmaktadır. Toplam mevcudu 12.000 kişi olarak düşünülmüştür. Kuvayı İnzibatiye’ye gönüllü olarak yazılan subay ve askerlere çok iyi bir maaş verileceği duyurulmuştur.( 3 )  Erlere 30, çavuşlara 35, başçavuşlara 40, teğmenlere 60, üsteğmenlere 70, yüzbaşılara 80, kıdemli yüzbaşılara 90, tabur komutanlarına 100, alay komutanlarına 150 lira aylık verilecektir.( 4 ) Fakir halk, yüksek maaşlarla bu orduya katılmaya teşvik edilmiştir.
   Türk ulusu yokluk ve yoksulluk içinde, vatan ve namus mücadelesi vermeye çalışırken, İstanbul Hükumeti ve Padişah Vahdettin, maddi kaynaklarını bu İngiliz destekli derme çatma ordunun haince askeri amaçlarına harcamıştır. Bu kuvvet için 1.250.850 lira ödenek ayrılmıştır.( 5 ) 
 
   Yeni ordunun en önemli eksikliği “gönüllülük” esasına dayalı “maaşlı” bir ordu olmasıdır. Yani, bu orduya katılanların öncelikli amacı paradır. Durum böyle olunca askerler bir an önce görevlerini yapıp sağ salim geri dönmek istemektedir. Ayrıca kafaları da fena halde karışıktır ; çünkü İstanbul İngiliz işgali altındayken onlar kendi kardeşlerine kurşun sıkmak için Anadolu’ya gitmektedirler !.. Şeyhülislam Dürrizade’nin, “Anadolu’daki ulusalcı liderlerin ve Kuvayı Milliyecilerin öldürülmelerinin dinen caiz olduğunu ve onlara karşı savaşırken ölenlerin şehit, kalanların gazi olacağını” duyuran fetvası, bu orduya katılımı artıran en önemli etkenlerden biridir.  
   Kuvayı İnzibatiye’nin başına Atatürk’ü “isyancı” olarak adlandıran Süleyman Şefik Paşa, Kurmay Başkanlığı’na da Erkanı Harp Miralayı Refik ( Yaltkaya ) getirilmiştir.
   Süleyman Şefik Paşa, İstanbul Hükumeti’nin Anadolu’daki orduları etkisizleştirmek için oluşturduğu kurullardan birinin başkanı olarak 5 Ağustos 1919’da Konya’ya gitmiş, ertesi gün İstanbul’a gönderdiği telgrafta, Anadolu’daki milli hareketin zannedildiği kadar güçlü olmadığını eğer kendisi Harbiye Nezareti’ne getirilirse milli hareketi kısa sürede bitireceğini belirtmiştir.( 6 ) Bunun üzerine Süleyman Şefik Paşa, 14 Ağustos 1919’da Harbiye Nazırı yapılmıştır. Harbiye Nezareti’ndeki bazı kişilerin Kuvayı Milliye’yi el altından desteklediği yolundaki dedikoduların izini süren Süleyman Şefik Paşa, hemen tasfiye hareketine başlamış ; İstanbul Muhafızlığı, Genelkurmay İkinci Başkanlığı ve Harbiye Nezareti Müsteşarlığı’nda değişiklikler yapmıştır. Önce, milli harekete sıcak bakan Cevat Paşa’yı görevden alarak yerine Hadi Paşa’yı atamıştır.( 7 )  Daha sonra da milli hareketin genelkurmaydaki gözü kulağı durumundaki İsmet Paşa’yı görevinden almıştır. Süleyman Şefik Paşa böylece Anadolu’daki komutanları ve milli hareketi güçsüzleştireceğini düşünmüştür. Göreve geldiği 14 Ağustos 1919’da askeri birliklere, “güvenliği bozanlara karşı mülki makamların istedikleri yardımın hemen yapılmasını” emretmiş ve ordu müfettişlerinin idarecilere talimat verme yetkisini kaldırmıştır. Bütün bu icraatlar Padişah Vahdettin tarafından, 19 Ağustos 1919’da onaylanmıştır. Süleyman Şefik Paşa, askerlere yayınladığı bir beyannamede kanunlara uymalarını ve hiçbir derneğe ya da partiye yaklaşmamalarını bildirmiştir. I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa’ya yazdığı bir emirde ise “yurt savunmasına geçen subaylar”ı şikayet etmiştir.( 8 ) 
 Süleyman Şefik Paşa


   Kuvayı İnzibatiye’nin başına getirilen Süleyman Şefik Paşa’ya çok geniş yetkiler verilmiştir. Kuvayı İnzibatiye adına 54 subay ve 790 er toplanmıştır. Sonradan subay sayısı 94’e yükselmiştir. Yeni katılımlarla  er sayısı da 2.000’e yaklaşmıştır. Kuvayı İnzibatiye’nin birinci alayı 29 Nisan 1919’da İzmit’e gelerek karargah kurmuştur. İkinci alayı da İzmit limanında demirli Yavuz zırhlısına yerleşmiştir. ( 9 ) 
   Mayıs ayı başında Süleyman Şefik Paşa’nın İzmit’e gelmesi ve diğer alayların da bölgeye ulaşmasıyla hazırlıklar tamamlanmıştır. Ancak bu sırada İzmit’e mutasarrıf olarak atanan Ahmet Anzavur, “Bu orduyu destekle..” talimatı alınca, Yavuz zırhlısına gelmiştir. Süleyman Şefik Paşa’ya, “Ben istediğim zaman bu ordunun başına geçerim..” diyen Anzavur’un gelişikomuta heyetinde şaşkınlık yaratmıştır. ( 10 ) Zaten doğru dürüst bir plan ve programı olmayan Kuvayı İnzibatiye’de liderlik tartışması baş gösterince Süleyman Paşa, komutanlık görevinden istifa ederek İstanbul’a dönmüştür. Onun yerine ordunun başına Suphi Paşa atanmıştır. İşte bu sırada Kuvayı İnzibatiye’nin idaresini eline geçiren Anzavur, 2.000 kişilik bir kuvvetle 10 Mayıs’ta Adapazarı’nı, 13 Mayıs’ta Kadırga’yı ele geçirmiş, Bolu-Düzce isyanından da yararlanarak 14 Mayıs’ta Gevye’ye saldırmıştır. Anzavur, bir ara İstanbul’a telgraf çekerek orduya maddi destek sağlanmasını istemiştir. Amacı Eskişehir yolunu ele geçirip oradan Ankara’ya yürümektir. Anzavur, 17 Mayıs’ta Geyve boğazını ele geçirmek için hareket eder. Üstelik, bölgeyi savunmakla görevli Ali Fuat Paşa’nın hiç beklemediği bir noktadan, İkramiye yönünden saldırmıştır. Buradaki 30 askere karşın, Anzavur’un elinde 300 süvari vardır. Ali Fuat Paşa, bu durumda, o otuz askerle Anzavur’la mücadele etmek zorunda kalmıştır.
   Bu mücadele sırasında ambardan çıkartılarak mevziye yerleştirilen bir makineli tüfeğin başına Ali Fuat Paşa’ nın yaveri İdris Çora geçmiş ve asilerin istasyona girmesini yarım saat geciktirmiştir. İki saatten fazla devam eden bu direniş sonunda, bir taraftan süvari bölüğü, diğer taraftan da yüz kişilik Yüzbaşı Mesut Bey Müfrezesi ve Demirci Efe’nin atlı zeybekleri yetişmiş ve Anzavur’un kontrolündeki Kuvayı İnzibatiye birlikleri geri püskürtülmüştür. ( 11 )
  Anzavur Ahmet


   20 Mayıs’ta, Anzavur’u “kutlamak” için İzmit’e gelen Damat Ferit Paşa, büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır.
   23 Mayıs’ta harekete geçen Ali Fuat Paşa’nın kuvvetleri, Kuvayı İnzibatiye’nin artıklarını dağıtarak Adapazarı ve Sakarya’yı geri almış, ayrıca 4 top ve 4 makineli tüfek ele geçirmiştir. Bu yenilginin ardından Anzavur’un İstanbul’a dönmesi, askerlerin moral bozukluğu, bazı askerlerin saf değiştirerek ulusalcıların tarafına geçmesi gibi gelişmeler ve bu sırada yapılan diğer saldırılardan da sonuç alınamaması üzerine 25 Haziran 1920’de Kuvayı İnzibatiye Ordusu’na resmen son verilmiştir. ( 12 )
 Yahya Kaptan


   Kuvayı İnzibatiye’nin en büyük “cinayetlerinden” biri, Atatürk’ün emrinde milli harekete destek olan Yahya Kaptan’ın katledilmesi olmuştur. Yahya Kaptan’ı pusuya düşürerek tutuklayan Kuvayı İnzibatiyeciler ordusu üsteğmenlerinden Abdurrahman Efendi, 8 Ocak 1920’de, elleri arkadan bağlı halde su içerken, onu alçakça arkadan vurmuştur. Bu sırada son bir gayretle başını kaldıran Yahya Kaptan’ın son sözü, “Kalleşler” olmuştur…( 13 )

KAYNAKÇA…SİNAN MEYDAN,”CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI”,CİLT 1


( 1 ) : Cemil Hakan Korkmaz, “Kurtuluş Savaşı’nın İkinci Cephesi İç İsyanlar”,s.140
( 2 ) : Tevfik Bıyıklıoğlu, “Atatürk Anadolu’da 1919-1921 “,s.132
( 3 ) : Süreyya Şehidoğlu, “Milli Mücadele’de Adapazarı, Bolu,Düzce,Hendek ve Yöresi Ayaklanmaları” s.82 ; Fahri Belen, “Türk Kurtuluş Savaşı” s.201-205 
( 4 ) : Türk İstiklal Harbi, “Ayaklanmalar” c.6, s.120
( 5 ) : Engin Berber, “Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal ve Vahdettin”,s.75
( 6 ) : Zeki Sarıhan, “Kurtuluş Savaşı Günlüğü”,s.66
( 7 ) : Peyam, 4 Ağustos 1919
( 8 ) : Zeki Sarıhan, a.g.e., s. 75 ve 93
( 9 ) : İlhami Soysal, “Kurtuluş Savaşı’nda İşbirlikçiler” s. 143
(10) : Süreyya Şehidoğlu,a.g.e.,s.85
(11) : Ali Fuat Cebesoy,”Milli Mücadele Hatıraları”,s.426-427
(12) : Cemil Hakan Korkmaz,a.g.e., s.145
(13) : A.Nedim Çakmak, “İşgal Günlerinde İşbirlikçiler”,s.59

Leave a reply:

Your email address will not be published.