25 ) HAFTA SONU SOHBETİ…

   “Geçmişini bilmeyen, geleceği göremez !..”
   Kime ait olduğunu şu an anımsayamadığım bu söz, bana Tarihi sevdiren, onu sevince zorunlu olarak okumaya ve araştırmaya iten bir kılavuz oldu…
   Benim kuşağım yıllarca önüne servis edilen yazıları ve kitapları okudu Tarih olarak. Hep Kanuni Sultan Süleyman’a kadar sayabildik padişahları ; çünkü o tarihe kadar diğer devletleri hep biz “dövüyorduk” !..Sonraki Tarihten pek fazla bahsedilmez. Biraz “Lale Devri”, biraz “Tanzimat” o kadar..
   Sonra ardı ardına, bazı arşivlerin de açılmasının sonucunda, çok değerli Tarihçilerimiz kitaplar yayımlamaya başladılar. Bu kitapları okuyunca da, daha önce “Tarih” diye okuduğumuz şeylerin sadece hamasi yayınlar olduğu çıktı ortaya…
   Evet, altı yüz yıllık büyük bir saltanat; kazanılmış savaşlar, kazanılmış yüz binlerce kilometrekarelik topraklar, yaptırılmış saraylar, camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar vs. vs. İstanbul’a turistleri çeken bu tarihsel yapılar dışında ne yapılmış ? Bir tek icadımız var mı ? Anadolu’ ya ne yapılmış ? Anadolu neden geri bırakılmış ? Neden yol yok ? Neden şehirleşme yok ?..
   Biz Osmanlı’ yı kurarken, aynı yıllarda Venedik’te bükük mercekli okuma camları ilk olarak yapılmış örneğin..
1347-1351 arasındaki veba salgınında nüfusunun dörtte birini kaybetmiş Avrupa ; 1358’de Fransa’da, 1381’de İngiltere’de köylü ayaklanmaları yaşamış ama 1450’de matbaayı icat etmiş, 1492’de Amerika’yı keşfetmiş…
   Biz ise dinimiz yasakladığı bahanesiyle Rönesans’a kapıları kapatmışız, matbaayı ülkeye sokmuşuz ama sadece gayrimüslimlerin kullanmasına izin vermişiz !.. Sonra Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman dönemleri, “muhteşem yüzyıl” !.. Fransa’ya ve ardından başka ülkelere sağlanan ticari ayrıcalıklar.. Bu arada 1520’lerde İngiltere’de ve Belçika’da ilk kömür madenleri açılıyor, Portekiz Çin’e ulaşıyor, kurşun kalem icat ediliyor, yine Portekizliler Brezilya’da Rio De Janeiro’yu kuruyor…
   Hep kendime sormuşumdur : O kadar maddi gücümüz varken, Piri Reis gibi insanlar varken, neden bu keşifleri biz yapamadık ? .. Daha beni tatmin edecek bir yanıta ulaşabilmiş değilim…
   Kanuni’den sonra çoğu yeteneksiz padişahlar, hırslı valide sultanlar, birbirinin gözünü oyan vezirler, devamlı inişte olan ordu, ardı ardına isyanlar, yangınlar, gereksiz savaşlar ve masraflar yüzünden biz yerimizde sayarken
Avrupa Yerçekimi Yasası’ nı ortaya koyuyor, ilk sanayi demirini elde ediyor, ilk yün eğirme cihazını buluyordu.
   Biz “Lale Devri” eğlenceleriyle safahat alemlerinde eğlenir ve şatafatlı törenlerle gururlanırken ; onlar ilk pamuk (çırçır) fabrikasını kuruyor, balonla ilk insanlı uçuşu gerçekleştiriyordu.. Bazı şeylere de çok geç kavuştuk ; matbaaya 300 sene sonra, 1870’de bulunan ampule ise 2002’de !…

   Şu anda Türkiye’de yapılan şey ise, bu eski günleri özlemle anarak, Cumhuriyet döneminde yapılan her şeyi kötülemek, herkesi karalamak, Yeni Osmanlıcılık kavramını empoze etmek !…
  “Sen de yazılarınla aynı şeye hizmet ediyorsun ” diye sakın düşünmeyin lütfen !.. Ben, alıntı yaptığım konuları, olayları tek bir kaynaktan değil, en az iki üç kaynaktan teyit ettikten sonra sizlerle paylaşmaya gayret ediyorum. Bu arada mümkün olduğunca objektif olmalarına da dikkat ediyorum.
   Ben, gururla söylüyorum : ATATÜRKÇÜYÜM …O’ nun hayranıyım…Ölünceye kadar da bu değişmez !…

   Yaşadığımız günler, yaklaşan seçim ve ülkemizi saran olaylar zinciri, tarihe damgasını vuracak bir döneme girdiğimiz gösteriyor. ABD Afganistan’daki ordusunu Pakistan’a, Irak’taki ordusunu da Suriye’ye kaydıracakmış gibi bir his uyandırıyor bende.. Fazla komplo teorici mi olduk nedir ?!..Ülkemizi ateş çemberi gibi saran, böylesine stratejik öneme sahip bir coğrafyada insan biraz daha iyi yönetilmeyi arzu ediyor doğal olarak.. Ama son yıllarda tanık olduğumuz olaylar beni açıkçası umutsuzluğa doğru itiyor…

   Bu yazımı çok sevdiğim bir Atatürk anısıyla bitirmek istiyorum. Çok bilinen bir anekdot ama en azından bir kez daha hatırlayalım istedim..
 
   Yeşilay Derneği’nin bir toplantısında konferansçı sorar : “Sevgili dinleyicilerim, bir eşeğin önüne bir kova su, bir kova rakı koysanız hangisini içer ?” Hemen biri yanıt verir, “Tabii ki suyu” .Neden sorusu üzerine ise dinleyiciler arasından bir ehli keyif yanıt verir :” Eşekliğinden !..”  Atatürk bu öyküyü çok severmiş..
   Bir akşam Ankara’da, Çiftlikte, eski küçük köşkün önünde otururlarken uzakta duran bir işçi çocuğu onları seyrediyormuş. Atatürk çocuğu yanlarına çağırmış ve sormuş : “Bir eşeğin önüne bir kova su, bir kova da rakı koysalar hangisini içer ?” Çocuk, önlerindeki rakı kadehlerine şöyle bir bakıp yanıtlamış :”Rakıyı efendim” der.
Atatürk gülerek,” Aman, sakın nedenini sormayalım !..” der…

   Hepinize mutlu,sağlıklı ve şanslı bir hafta sonu dilerim…

Leave a reply:

Your email address will not be published.