246 ) İZMİR’DE BİR YUNAN VALİ !..

  
              Stargiedis, en solda
    İzmir’e Yunan birliklerinin ayak basmasından beş gün sonra, rıhtım boyunda etkileyici ve ciddi görünüşlü bir bey görüldü. Gri bir takım elbise giymişti, altın çerçeveli gözlükleri vardı ve uzun bir baston taşıyordu. İlk bakışta, zengin bir doktor veya avukat sanılabilirdi. 58 yaşındaki Aristeidis Stergiadis aslında hukuk eğitimi almıştı ama İzmir’e atanmış yeni vali olarak gelmişti !..
   Onu zor bir görev bekliyordu. Bu parçalanmış şehre tekrar ahenk getirmesi ve farklı milletlerden halklar arasındaki bağları tekrar oluşturması bekleniyordu. Bundan da fazlası, Yunanistan’ın burayı yönetme kapasitesi olduğunu İtilaf Devletlerine de kanıtlamalıydı !..
   İnsanlar Stergiadis’le ilk karşılaştıklarında onun olağanüstü bir kişi olduğunu hissediyorlardı. İnanç ve prensip adamıydı. Prensiplerinin altında yatan dürüstlük, sert bir özle destekleniyordu. Bu görev için bizzat Venizelos tarafından dikkatle seçilmişti. İkisi de Girit dağlarında, ihtilal döneminde, yakın arkadaş olmuşlardı..
   Stergiadis İslam hukuku uzmanıydı ve Epir’in kültürlü valisi olarak ün yapmıştı.
   İngiliz Arnold Toynbee, onun İzmir’e geldikten sonraki garip davranışları ve yönetim biçiminden hayrete düşmüştü. Yine de iki taraf için de öldürücü olan bir anlaşmazlık sonucu bir yıkıntı haline gelmekte olan şehre düzen getirme yöntemi onu çok etkilemişti :  “Sinirli bir adamdı ; becerikli ve cesurdu ama değişken davranışları vardı ve kolayca hiddetleniyordu. İdare metodu da sanki zayıf bir davayı sunuyormuş veya umutsuz bir düelloda savaşıyormuş gibi beklenmedik zamanda ve sert bir şekilde vurmaktı. Daha kötü bir başlangıç olamazdı. Sorunlarla boğuşan şehri ayakta tutmak için çok akıllıca bir akrobasi yaptı..” 
   Stergiadis haydutlarla da, generallerle de, kilise büyükleriyle de görüşse her zaman istediğini kabul ettiren bir kişiydi. Soğuk tavrı şehre gelir gelmez herkesi kızdırmıştı. Bornova villalarında verilen çay partileri ve akşam yemekleri için yapılan davetlerin hepsini geri çevirmişti. Vilayet sarayında yalnız kalmayı tercih ediyordu. ABD Konsolosu Horton, “Bir münzevi gibi yaşıyordu ; hiçbir davet kabul etmiyor ve toplumda görülmüyordu.”  Stergaidis, Horton’a “hiçbir iyilik kabul etmeyeceğini ve dostluk kurmayacağını” söylemişti. “Böylece herkese eşit derecede adil davranabilirdi.” Levantenler ve Amerikalılara göre ters birisiydi ; arkadaş canlısı, cin kokteylleri seven Rahmi Bey’den çok farklıydı..
   Garip davranışları özellikle onun altında çalışan Yunanlılara ters gelmişti. Her zaman bir baston taşıyor,  bununla ona karşı çıkan elemanlarına vuruyordu !.
   Yerel Yunan nüfus tiksindirici bir şekilde davranıyordu, sanki zafer kazanmış fatihlermiş gibi Türklere efendilik taslıyorlardı. Hemen nefret etmeye başladıkları Stergiadis ve adamlarına karşı da aynı şekilde davranıyorlardı. Ordunun işgalini izleyen günlerde meydana gelen kanlı olaylara katılan herkesi ciddi şekilde cezalandıran valiyi Yunan toplumunda seven çok azdı. Askeri bir mahkeme kurulmuştu ve Türk mallarını yağmalayan Yunanlılara karşı açılan davalar dinlenmeye başlamıştı. İlk cezalar hemen uygulandı : Üç Yunanlı şiddet olaylarında yer aldıkları gerekçesiyle ölüme mahkum edildi. George Horton, “Buca ve İzmir’i birleştiren demiryolunun yanında bir meydana götürüldüler ve herkesin ortasında vurularak öldürüldüler. Böylece mezarları, şehirle sayfiye arasında gidip gelen herkes tarafından görülebilecekti” diye yazmıştı..
   Yeni vali titiz bir şekilde adil olan mahkemeler oluşturmaya kararlıydı. Zaman zaman Türk yanlısı bile olabiliyordu. Valinin yaptıklarından biri de Yunan işgalinden önce çalışan bütün Türk memurlara maaş artışı vererek görevlerinde kalmalarını sağlaması olmuştu.. Ayrıca, Ermeni ve Musevi topluluklarına bilgi vererek İzmir’in yönetiminde önemli bir rol oynamalarını beklediğini söylemişti. Amacı, şehrin halkını yansıtan farklı ırklardan kişilerden oluşmuş bir idare sağlamaktı.

          İzmir Metropolü Hıristomos
   Valiye karşı çıkanlar arasında yerel kilise liderleri vardı. Bunlar ateşli ve uzlaşısız vaazlarıyla nefret alevini körüklüyorlardı. Metropolit Hıristomos’un ateşli milliyetçiliği Stergiadis’in hoşuna gitmiyordu ve onu da kontrol altına almaya niyetliydi. Kısa bir süre sonra bu olanak eline geçti. Hıristomos’un vaaz verdiği bir kilise töreninde, vaaz kısa sürede politik konulara değinmeye başladığında, ayağa kalkıp tüm cemaat önünde onu durdurdu ve “size söylemiştim, bunların hiçbirini duymak istemiyorum” diye bağırdı !..   Hristomos şaşkındı ; bugüne kadar hiç kimse onunla bu şekilde konuşmamıştı. Kıpkırmızı kesildi, nefesi tıkandı ve aniden konuşmasını “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına, Amin” diyerek bitirdi..
   Başka bir sefer, Stergiadis, annesinin yeterli parası olmadığı için, ölmüş bir çocuğun cenaze duasını yapmayı reddeden bir papazın olduğu köyü ziyaret etti. Belediye başkanı ve papazla tanıştırılan vali, papazı yüzüne karşı aşağıladı : Seni tanımak bile istemiyorum. Sen, Yunan ulusunun yüz karasısın” dedi.. Köylüler hayret içindeydi ; “Ama bu aynı papaz değil, Eksalansları ; bu adam iyi biri, biz eskisini kovduk” dediklerinde vali, hiç bozuntuya vermedi, sekreterine, “ona fakirler için 100 drahmi verin” dedi ve olay kapanıp gitti..
   Kilise liderlerine karşı davranışı, mutlak tarafsızlığıyla birleşince Stergiadis, yerel Yunanlıların çoğunun nefretini kazanmıştı. Onlar, tam da sıranın kendilerine geldiğini düşünürken Türklere sempati duyan bir vali tarafından idare edilmeye başlamışlardı.
   Vali, dış dünyaya, kendi krallığını tam bir adalet içinde yönettiğini duyuruyordu. Bu, Megalo İdea’nın bir sınavdan geçtiğini bilen Venizelos’un ondan yapmasını istediği şeydi.
   Stergiadis’in yönetiminin getirdiği denge, Avrupalıların İzmir’e geri dönmesini sağladı. Tüccarlar, konsoloslar ve şehrin önde gelenleri, savaş sırasında gittikleri yerlerden geri dönmeye başladılar. İzmir’in yabancı nüfusu savaş öncesi düzeyine ulaştığında, büyük mağazalar tekrar kara geçmeye başladılar. Ekonomi rahatladıkça şehrin kulüpleri ve restoranları tekrar iş yapmaya başlamıştı. İzmir’in hayatiyetini geri kazanma hızı, her zaman dinamik olan ve yönetiminin ilk haftalarında birçok engeli aşmayı bilen Stergiadis’in becerisiydi. 250.000 kadar Yunan mülteci şehre ve etrafındaki ilçelere geri dönmek istiyordu. Vali bunun bir askeri düzende yapılmasını sağladı. Evleri hasar görmüş 41.000 kişi için çadırlar kuruldu ve polis memurlarının makul bir şekilde yayılmasıyla Türkler ve Yunanlılar arasındaki olası çatışmalar önlendi.
   Stergiadis ayrıca Amerika’dan çok sayıda traktör ve pulluk ithal etti. İzmir etrafındaki bereketli topraklar üzerinde mekanik tarıma geçmek istiyordu. Tepeköy’de deneysel bir çiftlik kurdu. Bu yeni makinelerin kullanımını orada gerçekleştirecekti. Bu çiftlik onun favori projelerinden biriydi. Çok daha büyük ölçekli bir diğer projesi de İzmir İyonya Üniversitesi’nin kurulmasıydı. Amacı ; ırk veya milliyet gözetilmeksizin herkes için eğitim olanağı sağlamaktı.. Üniversitenin başına kimin geçeceği konusunda, Göttingen Üniversitesi’nde matematik profesörü olan, modern görüşlü Profesör Karatheodoris ile anlaştı. Profesör kendini tam anlamıyla bu işe adadı ve valinin fikirlerinin hepsini hayata geçirdi. Üniversitenin felsefesi “Ex Oriente Lux” idi ve çok farklı disiplinlerde eğitim sunma amacındaydı. Öğretilecek diller arasında Türkçe, Arapça, Farsça, İbranice, Yunanca ve Ermenice vardı. Birinci sınıf öğrencileri için eğitimin Eylül 1922’de başlaması umuluyordu.
   Başlarda Yunan işgaline kesinlikle karşı olan Levanten tüccar prensler Vali Stergiades’in bir mucize yarattığını kabullenmek zorunda kalmışlardı. Herbert Octavius Whittall, Yunan valiye tam ve açık desteğini vermişti. “The Times”‘a yazdığı mektupta : “İzmir’in en eski İngiliz halkından biri olarak şu anki Yunan sivil otoritenin ve özellikle Bay Stergiadis’in tarafsız ve doğru tavırlarına tanık olduğumu söyleyebilirim. Türkler hakkındaki dayanılmaz tarafsızlığı nedeniyle, Yunanlılar ona deli oluyorlar” diyordu..
   15 Kasım 1920 sabahında Lloyd George kötü haberler içeren bir telgraf aldı : Bir gün önceki Yunan genel seçimlerinde Venizelos fena bozguna uğramıştı !.. Bu hezimetin nedeni uzun boylu, sarı saçlı, yumuşak mavi gözlü ve şaşırtıcı gülümsemeli biriydi. 1917’den beri sürgünde yaşayan Kral Konstantin muhalefetin kurtuluş umudu olmuştu. “Megalo Idea” çok popüler olduğundan Venizelos’u dış politikasında yenemeyeceklerinin farkında olan muhalefetteki politikacılar, karalı öne çıkarmışlardı.
   İzmir’deki İngiliz konsolos yardımcısı James Morgan şehrin ciddi bir soruna doğru yol aldığını ilk fark eden kişi oldu. Ocak 1921’de iç bölgelerden her yıl gelen kervanların bu yıl gelmediğini fark etti. Birçok Musevi tüccarın depolarını satıp şehri terk ettiklerini görmüştü ; ilerideki kötü zamanların bir işaretiydi bu..
   Stergiadis’in yönetimindeki belediyenin artık işlevi kalmamıştı. Şehrin tüm aydınlanmasını sağlayan Osmanlı Gaz Şirketi de kapanmıştı. Gece olunca bir iki otel ve büyük mağazalar dışında tüm şehir karanlığa gömülüyordu.. Sokakların temizliği, tamir, bakım ve şehir kanalizasyon şebekesi de artık çalışmıyordu.
   7 Eylül 1922 sabahı ve öğleden sonra memurlar, katipler ve sekreterler eşyalarını topladılar ve Yunanistan’a gidebilmenin yollarını aramaya başladılar. Güneş batarken, şehirdeki jandarmalar da eşyalarını toplayıp ayrıldılar. İzmir’de ne bir polis ne de bir sivil koruma görevlisi kalmıştı. Son ayrılan Yunanlı devlet görevlisi de Stergiadis olmuştu. Evinden çıkıp onu bekleyen gemiye binmek üzere kıyıya ulaşmak için birkaç adım atması yeterliydi ama bu kısa mesafede bile Yunanlı nüfus tarafından yuhalandı..
   Stergiadis, Yunanistan’a dönmeyi ve ana yurdunun gazabıyla yüzleşmeyi göze alamadı. İzmir’den bir İngiliz gemisiyle kaçtıktan sonra Güney Fransa’ya gitti ve yaşamının geri kalan kısmını burada, bir  günah keçisi olarak, sürgünde geçirdi.. Bugün bile Yunanistan’da sevilmeyen bir kişiliktir..

( Giles Milton’ın, “Kayıp Cennet, Smyrna 1922” adlı kitabından derlenmiştir )

Leave a reply:

Your email address will not be published.