240 ) BABALAR GÜNÜ !..

   “Hayat, çağlayarak akan bir nehir gibi.. O azgın suların içindeyizdir bazen ve ne kadar yol katettiğimizi anlayamayız bile.. Sonra, sakinleşir sular, biz de kıyıya çıkar ve akıp durmaya devam eden nehri kıyıdan izlemeye başlarız. çaresiz… Gün gelir, kuruyunca görünür nehrin yatağı.. Taşları, tümsekleri, inişleri çıkışları, kederleri sevinçleri hep sular çekildiğinde fark ederiz..” diyor özetle, bir yazısında Ali Kırca
   Düşünüyorum da, babasız büyümenin rantını ömrüm boyunca yemişim !.. Birçok başarısızlığımın kalkanı olarak en başta kendime karşı kullanmışım.. Oğullarıma karşı, yapabildiklerimin dışında, yapamadığım onca şeyin bahanesi olarak öne sürmüşüm..
   Bunun altında, model olarak faydalanabileceğim bir kişinin olmaması mı yatıyor ?.. Çünkü kötü bir baba bile insana en azından nasıl olunmaması gerektiğini öğretir ..
   Her şeye rağmen, gerçekten de kolay değil.. Babamın kokusunu hiç koklayamadım, kucağına hiç çıkamadım, yanağından hiç öpemedim.. Elimden tutup beni  hiç sinemaya, maça götürmedi, gururla arkadaşlarına “benim oğlum” diye göstermedi, en kritik kararlarımda bana ortak olmadı.. Bu yüzden de arkadaşlarımın “babalı” hatıralarını, bir şeyler öğrenebilmek ve baba hasretimi dindirebilmek için, onlara fazla fark ettirmeden büyük bir merakla dinledim hep..
   Bazen de düşünürüm.. Hiç tanıyamadan kaybetmek mi daha iyi, yoksa tanıyıp da bazı şeyleri tattıktan sonra mı kaybetmek daha iyi ?.. Bence ikincisi tabii ki !..

   “BABADAN OĞULA
Eve dönmez bir akşam ; 
ve gün yüzlü çocuğu,
sorar : Nerede babam ?


Bakarlar, oldu bitti ; 
gelir derler çocuğa,
baban attaya gitti.


Uzar gider bu atta ;
ve neler neler olmaz
ve kim bilir ve hatta .


Bir mahşer gerisinde ; 
babası döner bir gün,
oğlunun derisinde..” NECİP FAZIL KISAKÜREK



   “BABALAR GÜNÜ !…Her özel günün altında yatan ticari kaygıdan nasibini almış bir gün.. “Sevmek, saymak” ana fikrinin ille de hediye almakla bağdaştırıldığı gün.. Belirli bir yaşa kadar ; bir babaya, babanın parasıyla anne tarafından seçilen hediyelerin çocuklar tarafından verildiği gün !.. Anneler Günü olur da, Babalar Günü olmaz mı mantığıyla icat edilmiş bir gün..Babalar üzülmesin, onları da unutmadık dercesine..”
İnternette dolaşan bazı görüşler böyle !..

  Hiç Babalar Günü hediyesi alacak bir babam olmadı diye mi paylaştım bu görüşleri ?!..Ama ne yapayım ?.. Anneler Günü için yazılanlar, Babalar Günü’nde yazılamaz zaten.. Doğuran, emziren ve büyüten annelik ne kadar evrensel ve genelse ; dünyaya getirme sürecinin başlangıç anı dışında ortada görünmemesi bile mümkün olabilen babalık, o kadar tekil ve özeldir.. Oysa herkes babasını kendi beyninde ve yüreğinde yaratır ve yaşatır.. Anne sevgisini paralel sokaklarda süren bir yolculuk gibi düşünürsek ; baba sevgisini , sokakları zikzaklarda kesişen ya da uzaklaşan bir şekil olarak kabul edebiliriz..

   Çok sevdiğim bir CAN DÜNDAR yazısını izninizle tekrar paylaşıyorum..
TÜM BABALARIN ve BABA ADAYLARININ “BABALAR GÜNÜ” KUTLU OLSUN…

   BABALAR VE ÇOCUKLAR
   Evlatlar açısından babalık üç döneme ayrılır : İlki  “Benim babam gibisi yok” dönemdir. Babamızın her şeyi bildiğini, herkesi yenebildiğini, her engeli aşabildiğini düşünür, buna yürekten inanırız. İkinci dönem biraz daha büyüyüp, başkalarının babalarıyla tanıştığımız ve kendimizinkiyle kıyasladığımız dönemdir : “Falancanın babası oğluna şunu almış”, “filanca kızına şöyle davranmış” diye yakınır çocuklar… Üçüncü dönem “Eksiği, fazlası vardı, ama çok iyi adamdı” dönemidir. Bu cümleyi genellikle bir pişmanlık ifadesi izler : “Keşke hayatta olsaydı da boynuna sarılabilseydim, akıl danışabilseydim.” 
   Babalar açısından evlatla ilişkiler de üç döneme ayrılabilir : İlki “Yavruma canım feda” dönemidir. Her baba, bebeğini ilk kucağına aldığında avucunu dolduran sıcaklığı başka hiçbir sevginin yaratamayacağına inanır. Artık çocuğu için yaşayacaktır. İkinci dönem “hiç vaktim yok ki” dönemidir. Bebeklik devrinin tatlı neşesi, yerini uykusuz gecelere, dur durak bilmez bir ilgi talebine bırakır ve baba yeniden işlerine gömülür. Ömrünü adamaya söz verdiği evlatla akşam sofrada ya da televizyon karşısında birlikte olabilir ancak.. Ve son dönem : Artık evladını sevmeye vakti vardır, lakin seveceği evlat çoktan yuvadan uçmuştur. Bir zamanlar cıvıl cıvıl şakıyan çocuk odasının derli toplu sessizliğine bakıp “keşke ona daha çok vakit ayırabilseydim” diye iç geçirir..
   İkinci dönemi yaşayan babalar ve çocuklara tavsiyem, üçüncüyü yaşamamak için birinciye dönmeleridir… “Keşke” leri aşmanın yolu, baba-çocuk ilişkilerinde balayı yıllarının heyecanını diriltmekten geçiyor.
   Son zamanlarda hangi eve gitsem çocuk odasında yığınla oyuncak görüyorum. Oyuncaklar… Çocuklarımıza ayıramadığımız vakitlere karşılık verdiğimiz rüşvetler.. Oysa oyuncaktan çok, onları birlikte oynayacağı bir babaya ihtiyacı var çocukların.. Tıpkı babaların  hediyeden çok, ziyaretine gelip onlarla dertleşecek çocuklara ihtiyacı olduğu gibi..
   Hayatın akışı böyle..
   Yeter ki, “keşke” ler olmasın finalde..
   Bütün babalara sevgilerle…”


Leave a reply:

Your email address will not be published.