237 ) GERONİMO !…

   Ağırlıklı olarak Osmanlı, yakın tarihimiz, memleketim ve içinde doğup halen yaşadığım sevgili şehrim İzmir hakkında yazılar yayınlıyorum.. Arada bir de, çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir ırk olan Kızılderililer ile ilgili konulara yer verdim.
   Çocukluğumda, yani 1950’li yılların sonlarıyla 1960’lı yılların başlarından itibaren hep beyaz adamın iyi, onların da hep vahşi olarak gösterildikleri Holywood filmlerini izledim. İster istemez, geçici olarak da olsa etkilendim.. İtalyan çizerlerin Tom Miks, Kinova, Tex gibi çizgi romanlarında da, aynı şekilde, hep kötü olarak gösteriliyorlardı. Biraz geç de olsa işin aslını sonradan öğrendim. Sadece ben değil, Amerikalı yönetmenler ve prodüktörler de öğrendi ki, sonunda, daha gerçekçi filmler yapmaya başladılar..
   İlk gençliğimde,İngilizce’yi ilerletme amacıyla başlayıp, tiryakisi olduğum, “comics” denen Amerikan çizgi romanlarında( “Archies” ) bir şey dikkatimi çekerdi.. Bazı karakterler korktukları ama yapmak zorunda oldukları bir şeyi yapmadan önce “geronimo !” diye bağırıyorlardı !.. Daha sonra,  aynı adı taşıyan bir filmde bu ismin bir Kızılderili reise ait olduğunu öğrendim.
   İşte bu Geronimo’nun öyküsünü, çoğu bilgileri Sunay Akın’ın çeşitli yazılarından derleyerek, sizlerle paylaşıyorum ; umarım beğenirsiniz..        

  Geronimo
   Gila Irmağı, Arizona’nın sarp kayalıkları arasından doğar. Suyun yeryüzüne çıktığı kaynağın yanı başındaki ağacın gölgesinde doğan bir bebeğe Geronimo adını koyarlar. Yaşlı bir Kızılderili, bebeği ağaca göstererek “Onun büyümesini sağla. Senin birçok kereler meyve verdiğini görsün ! ” diye bağırır..
   ABD ile Meksika hükumetleri arasında bir anlaşma yapılır. Buna göre, Apacheleri takip eden her iki devletin askerleri birbirlerinden izin almaksızın sınırı geçmektedirler. Askerlikte sınır “namus” demektir ; ama bir Kızılderili öldürülecekse namusun çiğnenmesinde bir mahzur yoktur !..
   Apacheler buffalo ve geyik derilerine karşılık yiyecek almak üzere, silahsız olarak, Kaskiyeh çarşısındaki pazara giderler. Bunu fırsat bilen Meksikalı askerler Apache köyüne saldırarak atlarına el koyarlar. Baskında ölenlerin arasında Geronimo’nun annesi, karısı ve üç çocuğu da vardır. Kabilesiyle birlikte Kuzey’e doğru yaptığı uzun yürüyüş sırasında hiç konuşmayan Geronimo, topraklarına vardığında kendisinin ve annesinin hayvan derilerinden yapılan evlerini yakar ve bir savaş şarkısı söyleyerek suskunluğunu bozar..
   Kızılderili kadınlar çocukları doğduğunda elleriyle onların ağzını kapatırlar. Nefes alması için ellerini bir süre çekip, bebeğin tekrar ağlamasına fırsat vermeden aynı hareketi tekrarlarlar. Ağlamamak, gözlerini dünyaya açan bir Kızılderilinin aldığı ilk derstir. Beyaz adamdan kaçarken ya da bir av hayvanının izini sürerken, kucaktaki bebeğin ağlaması her şeyin sonu demektir. Dersini iyi alamayan bir bebeğin çıkaracağı ses, ya açlıktan ya da kurşun yağmurundan ölmek demektir..

    Geronimo, eşi ve çocuğu
   Özgürlükleri için savaşmak zorunda kalan Kızılderililerin, ABD ile Meksika arasındaki bu anlaşmadan başka, bir düşmanları daha vardır : Beyaz adamın gazeteleri.. Gazetelerde çıkan haberler gerçek dışı olup, yakılan köylerden, göçe zorlanan,  öldürülen ve işkence yapılan Kızılderililerden söz etmemekte, hep askerlerin kahramanlıklarını anlatmaktadır.. Kısacası hiç değişmeyen kural yinelenmektedir : Tarihi güçlüler yazar !..
   Yalanlar o derece ortalığı sarmıştır ki, bölgede görevli olan General George Crook sonunda dayanamayıp tepki göstermek zorunda kalır : “Sınırda çıkan gazeteler Kızılderililer üstüne abartılmış ve hayali haberler yayıyor ; kaliteli ve yüksek tirajlı gazeteler de bunları ülkenin her yerinde tekrar basıyorlar. Ama sorunun öteki yanına hemen hiç değinilmiyor, böylece halkın çoğu bu konuda yanlış fikirlere kapılıyor. Bir olay patlak verdiğinde, kamuoyu Kızılderililere cephe alıyor, onların yalnızca suçlarına ve kötülüklerine inanıyor. Bu arada adaletsizlikleriyle Kızılderilileri bu yola sürükleyen kimseler de cezasız kalıyor ; suçlamalarda en büyük yaygarayı da onlar koparıyor. Bu gerçeği kimse Kızılderililerden daha iyi bilemez. Bundan dolayı, kendilerine yalnızca ceza, beyazlara da sınırsız yağma hakkı veren bir hükumeti, adaletsiz bir hükumet saymakta haklıdırlar.”
   Kızılderililerin “Kurt” adını taktıkları General Crook ile Geronimo arasında yapılan barış anlaşması bir yılını doldurduğunda bölgede ne şiddet ne de yağma olayı görülür. Generalin yalancılıkla suçladığı gazeteler barış ortamını bozmak için ordunun Geronimo’ya teslim olduğunu yazmakta, Geronimo’yu da Şeytanın ta kendisi olarak tanıtmaktadırlar.  Sonunda gazetelerin istediği olur ; General Crook, Geronimo’nun kaçmasına göz yummak ve yetkisi olmadığı halde Kızılderililerin teslim olma koşullarını kabul etmek suçlarından görevden alınır ve yerine yükselme hırsıyla dolu olan Tuğgeneral Nelson Miles atanır. 12 Nisan 1886’da görevi teslim alan General Miles, beş bin askerini Geronimo’nun üstüne gönderir. Askerlere beş yüz kişilik Kızılderili iz sürücü birliği ile bin kişiden oluşan milis kuvvet katılır. Geronimo’nun yanında ise yalnızca yirmi dört savaşçı bulunmaktadır !..
 
George Crook                Grover Cleveland 


   Geronimo teslim olunca, Washington’daki “Büyük Baba”, gazete haberlerine inanarak, onun asılmasını ister.  Başkan Grover Cleveland’ı bu kararından Geronimo’yu yakından tanıyanlar vazgeçirirler. Apachelerin son reisi yaşantısı boyunca gördüklerine bir anlam veremez : “Ailemle birlikte barış içinde yaşıyordum. Yiyeceğim boldu, iyi uyuyordum, hayatımdan memnundum. Bu kötü hikayeler nereden çıktı bilmem. (..) Ne at öldürmüştüm, ne insan.. Ne beyaz, ne de Kızılderili. General Crook’un sözünden hiç çıkmadım.. Beni tutuklamanız için kim emir verdi, söyleyin !.. Sık sık gazetelerde asılacağımdan söz eden haberler çıkıyormuş. Bunlardan bıktım artık..”
   Geronimo’nun bu sözleri beyaz adamın gazetelerine nasıl yansımıştı acaba ?..
   Amerika’yı  boydan boya kateden Kuzey Pasifik Demiryolu’nun açılış törenine davet edilen bir başka Kızılderili reis, Oturan Boğa, istek üzerine konuşma yapmak için kürsüye çıkar. Reisin söylediklerini ise kürsünün yanında duran bir subay konuklara şöyle çevirir : “Kızıl ve yumuşak kalbimle size hoş geldiniz diyorum”.. Oturan Boğa alkış seslerine bir anlam veremez.. Aslında kendi diliyle şunları söylemiştir çünkü :
“Bütün beyaz insanlardan nefret ediyorum. Yalancı ve hırsızsınız hepiniz.. Topraklarımızı alıp bizi sürgün ettiniz !..”
   Bu güvensizlik duygusu sonraki yıllara da taşınır.. Ay’a insan göndermek üzere kolları sıvayan NASA, 1966 yılında planlanan çalışmalar doğrultusunda, astronotları Navajo Kızılderilileri’ne ayrılan rezervasyon topraklarında eğitmeye başlar. Bu yerin seçilmesinin nedeni, o bölgenin yüzey şekillerinin Ay’a çok benzemesidir.. Eğitimdeki astronotları her gün izleyen bir çift gözlemci vardır : Yaşlı bir Kızılderili ve küçük bir Kızılderili çocuk !.. Birkaç gün sonra çocuk gelir ve, Beni babam gönderdi. O, sizin dilinizi bilmiyor. Babam, bu garip aletler ve giysilerle burada günlerdir ne yaptığınızı soruyor” der. NASA’ lı yetkili ne yaptıklarını anlatır çocuğa.. Çocuk gittikten biraz sonra yaşlı Kızılderili koşa koşa gelir ve nefes nefese bir şeyler söylemeye başlar. Arkadan yetişen oğlu da, onların Ay’a gideceklerini öğrenince babasının çok heyecanlandığını, Ay’a bir mesaj göndermek istediğini, o mesajı da yanlarında götürüp götüremeyeceklerini sorar. Sıcak havada günlerdir çalışmaktan bunalmış biliminsanları bir teyp uzatırlar : “Babana söyle mesajını bu teybe söylesin. Söz, giderken yanımızda götüreceğiz..” Çocuk söylenenleri babasına çevirdikten sonra adam teybe bir şeyler söyler ve kızgın bir şekilde oradan uzaklaşır..  Onları başlarından savarlar ama gece herkesin kafasında bir merak uyanmıştır, yaşlı bir Kızılderili Ay’a ne gibi bir mesaj göndermek isteyebilir ?..
   Ertesi gün ve onu takip eden gün ne adam, ne de çocuk oraya uğramazlar. Kampta merak son haddine varmıştır. Dayanamayıp yakındaki Navajo köyüne giderler ve İngilizce bilen bir başka Kızılderiliden mesajın ne anlama geldiğini öğrenirler : “Bu adamlara dikkat edin !  Topraklarınızı almaya geliyorlar !”..

 
William F. Cody            Oturan Boğa  ve Buffalo Bill (W.F.Cody )
  
    General Custer’in Kızılderililer tarafından 1876’da Little Bighorn savaşında öldürülmesinin intikamını almak isteyen askerlerin saldırısı sonucunda, Kızılderili reisi Sarı El öldürülür. Savaş alanında gezinen Willia F.Cody, reisin yanına çökerek kafa derisini yüzer, sonra da atına atlayıp gözden kaybolur !.. Bu olaydan sonra kovboy romanlarının kapağında görünür Cody, Buffalo Bill adıyla.. Üzerinde süslü bir Meksika kostümü, Winchester tüfeği ve Colt tabancalarıyla bir yıldızdır artık !.. Kurmuş olduğu sirkte, izleyicilere General Custer’ın kanını nasıl yerde bırakmadığını (!) canlandırır ve elindeki Sarı El’in kafa derisini sallayıp zafer naraları atarak alkışları toplar !..
   Baltimore, Washington ve New York gibi birçok kentte gösteri yapan Buffalo Bill, izleyicilerden yalnızca alkış toplamaz, paraları da cebine atar.. Eyfel Kulesi’nin açıldığı 1889 yılında, “Buffalo Bill Wild West Show” Paris’tedir. Evet, Avrupa turnesindedir şimdi de..
   Amerika’da Saint Louis Fuarına gelenler ağzından alev çıkaran, karnına bıçak saplayan ya da dans eden göstericilere değil, Arizona Apacheleri’nin son reisi olan Geronimo’yu görmeye koşmaktadır. ABD’nin savaş tutsağı olan Geronimo, kahkaha sesleri arasında fotoğraf çektirmek isteyenlere poz vermek zorunda bırakılır, elinden geldiğince, hatıra olarak, adını yazmaya zorlanır !..
   1909’da ölen Geronimo’nun kemiklerinin mezarından çıkarılıp dağlara götürüldüğü efsanesi günümüzde de, dilden dile dolaşmaktadır…

   

Leave a reply:

Your email address will not be published.