233 ) VE SON !..

 

   Osmanlı Hükumet erkanı toplanmış, kabine üyeleri umutsuzca Almanların Fransa topraklarından çekilmesinin ne anlama geldiğini çözmeye çalışmaktadır. Savaşın başlangıcındaki ilk merminin atılışından o ana kadar olan bitenden birinci derecede sorumlu olan Enver Paşa, Almanların Fransa’dan çekilmesinin Müttefikler’i kapana sıkıştırmak için bir savaş hilesi olduğuna, kabine üyelerini inandırmaya çalışmaktadır. Fakat Batı cephesinden ve Filistin’den gelen haberler kötüleştikçe, Türkiye’nin de Almanya’nın da artık sonunun yaklaştığını aklı eren herkes anlamaya başlamıştır. Aslında gidişatın iyi olmadığı veya olmayacağı, Amerika’nın 6 Nisan 1917’de İtilaf Devletleri safında savaşa girmesiyle kendini belli etmeye başlamıştır. Fakat Osmanlı devlet erkanı buna inanmak istemez..
   Almanya gidişatın iyi yolda olmadığını fark etmiş, yol yakınken ve her şeyi tamamen kaybetmeden bu işi bitirelim düşüncesine kapılmıştır. İşte bu yüzden gerek Almanya, gerekse de Avusturya 1917 Temmuzundan itibaren barış yapmak için el altından girişimlerde bulunmaktadır. Barış şartları üzerinde anlaşma sağlanamadığı için ateşkes süresi uzadıysa da, sonunda 14 Eylül 1918’de Avusturya-Macaristan, 25 Eylül’de Bulgaristan, 5 Ekim’de de Almanya barış şartlarını sorarlar ve mütareke isteğinde bulunurlar..
   Memlekette büyük bir kıtlık vardır. Halkın ülkeyi savaşa sürükleyenlere karşı öfkesi her geçen gün artmaktadır. İngiliz esirler İstanbul sokaklarında rahatça dolaşmakta, karşılarına çıkan Alman askerlerle alay bile etmeye başlamışlardır. Halkın hem asker, hem sivil tüm Almanlara karşı bakışı değişmiş ve ülkenin içine düştüğü buhrandan onlar sorumlu tutulmaya başlanmıştır. Gidişatın iyi olmadığını fark eden Alman elçisi, Alman bankalarındaki altınları gizlice elçilik kasalarına taşır. Elçi yalnızca halktan değil, bankaların hesapları konusunda soruşturma açması muhtemel olan gelecek yeni hükumetten de çekinmektedir..
   Enver Paşa hala ümitlidir. Fakat kabine arkadaşlarının gittikçe kendisinden uzaklaştığını fark etmektedir. Bir zamanların kudretli Osmanlı Devleti, gözlerinin önünde dağılmaktadır. İslam’ın en kutsal toprakları olan Mekke ve Medine ile Suriye, Mısır, Filistin, Sina, Ürdün ve Irak’ın büyük bir kısmı İtilaf Devletleri’nin elindedir ve savaştan sonra büyük olasılıkla da elden çıkacaktır. Nitekim 1 Ekim 1918’de Şam, Arapların İtilaf Devletleri ile işbirliği yapması üzerine elden çıkarken, hemen ardından Beyrut ve Halep de kaybedilir..
   Bulgaristan’ın teslim olduğu haberlerinin İstanbul’a ulaşması üzerine ağır bir darbe yenilmiş olur. Çünkü Almanya ile karadan bağlantı kopmuştur. Nitekim Bulgarlar, İtilaf Devletleri ile Selanik’de 29 Eylül’de imzaladıkları bir mütareke ile savaştan çekilirler..
   

   Almanların, Osmanlı Devleti’ni idare eden kendi yandaşı İttihatçıların imdat çığlıklarını duyacak durumu yoktur. Hem içeride, hem dışarıda onlar da oldukça kötü durumdadırlar. Berlin, Hannover ve Köln sokaklarına ihtilalciler hakim olmuştur. İmparator, olası bir ihtilal girişimine karşı orduya iç savaş için hazır olmalarını emrettiğinde, generaller İmparator’un yüreğini ağzına getiren bir yanıt verirler : “Ordu artık arkanızda değildir !”…
   Alman Genelkurmay Başkanı Feldmareşal von Hindenburg, ülkesinin kaderini eline almış ve Kayzer Wilhelm’e tahtı derhal terk etmesini söylemiştir. Nitekim Başbakan Max de Bade, İmparator’a danışmadan II. Wilhelm’in  tahttan çekildiğini 9 Kasım 1918 günü ilan eder ve başbakanlığı sosyalistlerden Ebert’e bırakır.  Aynı günün akşamı Ebert, Reichtag merdivenlerinde Alman Cumhuriyeti’ni ilan eder. Kargaşa o kadar büyüktür ki, ortada bir hükumet olup olmadığı bile belli değildir. Ertesi gün Kayzer Wilhelm, bir ihtilalci mahkeme önünde yargılanıp öldürülme endişesi üzerine komşu ülke Hollanda’ya sığınır.
   Almanya ile İtilaf Devletleri arasındaki mütareke, Fransa’nın Compaigne Ormanında 11 Kasım 1918’de sabahın saat beşinde bir tren vagonunda imzalanır ve Almanlar, Rethondes’da mütarekeyi imzalayarak teslim olurlar. İmzanın üzerinden tam altı saat geçtiğinde cephelerdeki tüm toplar sustu. Bu mütareke, Birinci Dünya Savaşı’nın sona erdiğini resmen belgelemiş olur..
   Bu imzayla yaklaşık on üç milyon insanın yaşamına mal olan savaş, aradan geçen dört yılın ardından, sona ermiş olur. Yapılan hesaplara göre, galip tarafın ölü sayısı karşı tarafın zayiatından bir milyon fazladır !.. Silahlar susar, aç ve sefil milyonlarca kişinin çığlığı susmaz.. Savaşın ortaya çıkardığı açlık, sefalet ve bitkinlik, bünyeleri zayıflatmış, cılız bedenler sarsılmıştır.. Savaşın hemen ardından Avrupa’yı saran bir grip salgını ise, tam yirmi milyon kişinin ölümüne neden olur..
 
   Hükumet, 8 Ekim’de istifa eder. Osmanlı Devleti’ni I. Dünya Savaşı boyunca idare eden hükumet üyeleri istifalarının ardından günlerinin sayılı olduğunu anlayarak bir Alman savaş gemisiyle kaçarlar. Hükumeti kurmakla görevlendirilen Tevfik Paşa kabineyi kuramayınca, hükumeti kurma görevi Ahmet İzzet Paşa’ya verilir. İzzet Paşa, 14 Ekim 1918’de hükumeti kurar ve esir İngiliz generali Townsend’in aracılığıyla İtilaf Devletlerine mütareke teklif ederek görevine başlar. Teklifi kabul edilir..
   Yeni hükumetin iş başına gelmesinin ardından Meclis-i Mebusan’ın 16 Ekim 1918 tarihli toplantısında bir konuşma yapan Kurmay Nuri Bey acı bir gerçeği kürsüden şöyle dile getirir :
Bir buçuk milyon askere karşılık, Osmanlı topraklarının savunması için yalnız yetmiş iki bin tüfek var. Memleketimizin hiçbir noktasını savunacak yeterli kuvvetimiz yok. Bir avuç eşkıya ile bile memleketin istila edileceği duruma geldik..”

  

( OSMAN ÖZSOY’UN “KURTULUŞ SAVAŞI” ADLI KİTABINDAN ALINTIDIR )

Leave a reply:

Your email address will not be published.