225 ) MUSTAFA KEMAL “YOLDAŞ” !..

 
   Tarihleri boyunca birbirine düşman olmuş iki imparatorluk, 20. yüzyılın başında ardı ardına devrildiler. Artık ne Rus çarının ne de Osmanlı padişahının hükmü geçiyordu.. İki imparatorluğun toprakları üzerinde şimdi iki devrimci rejim kuruluyor ve başlarındaki iki insan birbirlerine ellerini uzatıyorlardı..
   Herkesin aklındaki soru şuydu : Acaba eski düşmanlıklar hükümdarlarla birlikte yıkılmış mıydı ? Ezeli Türk-Rus çekişmesi başka bir şekilde mi sürecekti ? Türkiye, yardım alacağım derken Bolşevik mi olacaktı ?..
   1920 yılının Mayıs ayında, Mustafa Kemal bu konuda Meclis’te şu konuşmayı yaptı :
Burada iki noktayı birbirinden ayrı ele almak gerekir. Biri Bolşevik olmak, diğeri Bolşevik Rusya ile ittifak yapmak. Biz ittifaktan söz ediyoruz, Bolşevik olmak büsbütün başka bir meseledir..”
   Bu konuşmanın yapıldığı sıralarda Ankara Hükumeti’nin Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey ile Maliye Bakanı Yusuf Kemal Bey, ceplerinde Mustafa Kemal’in bir talimatıyla Moskova yolundaydılar. Bu talimatnamenin ikinci maddesi aynen şöyleydi : “Türkiye’nin amacı, şimdiki ulusal sınırlar içinde tam bağımsız yaşamak kaydı ile Rusya ile kaderini ve geleceğini birleştirmektir.”
   2 Haziran’da, Mustafa Kemal’in Lenin’e yazdığı mektubun cevabı geldi. Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin, Mustafa Kemal’e gönderdiği mesajda, “Türk halkının kahramanca verdiği savaşımın Sovyetlerce ilgiyle izlendiğini” söylüyordu.
   İki tarafın da birbirine temkinli yaklaştığı bu dönemde Türk komünistleri sahneye çıktı.. Bakü’deki Türkiye Komünist Partisi (TKP ) lideri Mustafa Suphi’den bir mektup geldi : “Dünyanın en haris emperyalistlerinin emellerine hedef olan zavallı Türkiye’yi ve mazlum halkını istilacıların kanlı pençelerinden kurtarmak için Devrim Hükumetine ve Kuvayı Milliye Kumandanlığına her türlü yardıma hazırız. Örgütümüz çalışmalarını ülke içine taşımakla bu sonuca daha çok yaklaşacağı inancındadır..”
 
Mustafa Suphi               Salih Zeki


   Bu mektubu getiren Salih Zeki, önce Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa ile görüştü. Doğu’ da Ermeniler ile savaşa hazırlanan ve orduyu, maddi yokluklar nedeniyle, güçlükle bir arada tutmaya çalışan Kazım Paşa için yalnızca olayın “yardım” boyutu önemliydi.. Diğer konular onu aşıyordu. Salih Zeki’ye, bir an önce Ankara’ya gidip Mustafa Kemal ile görüşmesini söyledi..
   İstanbul Mebusu Hüseyin Kazım Kadri’ye göre ; Meclis’te bir grup mebus çareyi Komünizmde görmeye başlamıştı. Ankara’da Bolşevik Kulübü açılmıştı. Yunus Nadi Bey ve birçok mebus kulübe üyeydi.  Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın başında kırmızı bir kalpak vardı !..
   Adana Mebusu Zamir Damar (Arıkoğlu)’ nun anlattıkları da ilginç : “Bazı mebus arkadaşlar Komünizm ilan edilmemesinden yakınıyorlardı. Neden beklediklerini ; niçin Komünizmi ilan edip, halka yeni bir ruh, yeni bir heyecan aşılamadıklarını soruyorlardı. ‘ Hangi mal, hangi servet kaldı ki korkalım ‘ diyorlardı. Komünizm işareti olarak kızıl renk moda olmuştu. Bilerek, bilmeyerek bu rengi kalpaklarında taşıyanlar çoktu. Kravatları kırmızı olanlar da az değildi..”
   1920 yılının o hararetli günlerinde “Yeşil Ordu” imzalı bir bildiri elden ele dolaşıp duruyordu :
Ey köylüler, fukaralar, ey çalışkan işçiler, namuslu ırgatlar ve ameleler gözlerinizi açınız. . Etrafınıza dikkatli bakınız. Etrafınızdaki ağalar, beyler kimlerdir bilir misiniz ? Onlar da sizin gibi insandır !.. Dünyada yenen, giyilen her şeyi fukara meydana getirir, fakat kendisi aç, çıplak, sefil, evsiz ve yurtsuzdur. Başınızı biraz kaldırınız, sesinizi yükseltiniz. Rusya’da çiftçiler ve işçiler yeni bir dünya yapıyorlar. Yeni dünyada hükumet fukaraların eline geçiyor, herkes eşit oluyor. Biz de bu yola gidiyoruz. Biz de eşit olacağız !..”
 
Nazım Bey                    Dr.Adnan Bey


   Yeşil Ordu ; Tokat Mebusu Nazım Bey ve bazı ittihatçı milletvekilleri tarafından kurulmuş gayri resmi bir örgüttü. Diğer kurucuları arasında Dr. Adnan ve Yunus Nadi gibi, Mustafa Kemal’in yakın çevresinden adlar vardı. Hem Sovyetler’e hem de İslam dünyasına göz kırpıyor, bir tür Sosyalist-İslam sentezi yaratılmaya çalışılıyordu.
   1920 Eylül ayında Bakü’de düzenlenen “Şark Milletleri Kurultayı”, Sovyet rejiminin dünya önünde sergilediği ilk ciddi gövde gösterisiydi.. Bu kurultayda Türkiye, ülkenin parçalanmışlığını gösterircesine, üç ayrı heyetle temsil ediliyordu. Almanya’dan Moskova’ya geçerek, Bolşeviklere göz kırparak  son kozunu oynayan Enver Paşa ; Ankara Hükumetini temsilen İbrahim Tali Bey ve Mustafa Suphi başkanlığında Türkiye Komünistleri…
   Üç heyetin, kendilerini “en bolşevik” göstermek için yaptıkları ve fazla heyecan uyandırmayan konuşmalarından sonra Komünist Enternasyonal Başkanı Zinovyef, Türkiye’ye nasıl baktıklarını açıkladı :
Yoldaşlar, Sovyet Hükumeti’nin Türkiye’ye ve Mustafa Kemal’e yardımcı olduğunu biliyorsunuz. Biz, başında Mustafa Kemal’in bulunduğu bir hareketin komünist hareketi olmadığını bir dakika bile unutmuyoruz. Elbette Mustafa Kemal hükumetinin Türkiye’de yürüttüğü siyaset, bizim siyasetimiz değildir. Fakat biz, İngilizlerin aleyhine yürüyen her devrim mücadelesine yardım etmeye hazırız. Bu saatte Türkiye’de terazinin gözü, kim zengin ise O’nun tarafına eğilmektedir. Lakin bunun başka türlü olacağı zaman da gelecektir..”
   1920 yılı yazında, Fransız “Le Temps” gazetesinde bir beyanname yayımlanır :
“Anadolu halkına beyanname…
Müslüman kardeşlerim, Komünist arkadaşlar,
Korkunç bir haksızlık işlenmektedir. Büyük devletler yeni bir Müslüman kurbanını boğazlıyorlar. Onu yok etmek azmindedirler. Fakat biz, elde silahımız, anavatan topraklarını savunarak ve haklarımızı haykırarak ölmesini bilenlerdeniz. Köylülerimiz topraklarını, yurtlarını ve köylerini istilacıya karşı savunurken, şehit düşerken emin olabilirler ki yakın bir zamanda bütün İslamiyet, Komünizm ile birlik olarak onların intikamını alacaktır.
Büyük Millet Meclisi Başkanı
MUSTAFA KEMAL “
   Şevket  Süreyya Aydemir, Kurtuluş Savaşı’nın bir kaosa doğru sürüklendiği o dönemi Mustafa Kemal’in en kritik depresyon günleri olarak tanımlar.
   10 Ağustos’ta Sevr Antlaşması da imzalanınca bıçak kemiğe dayanmıştı artık.. Anadolu’nun çevresindeki çember daralırken, Bolşevizm Doğu’nun yeni hakimi olmak üzereydi..
   Vaat edilen Sovyet yardımı gelmiyor, Moskova adeta Ankara’nın ne yapacağını gözlüyordu. Elinde koz olarak bir tek “Bolşevik kartı” olan Mustafa Kemal, tam bir yol ayrımındaydı. Hem ülkeyi kuşatan Batı emperyalizmine karşı Sovyetleri arkasına alacak hem de onların esiri olmamanın bir yolunu bulacaktı. Bir yandan da ülke içinde “kırmızı tepeli kalpak” giyenlerin çoğalmasına çare bulacaktı..
   Duyguların değil, akıl ve mantığın kullanılması gereken bir dönemeçteydi. Ve O, hiç beklenmedik bir adım attı.. “Kırmızı tepeli kalpağı” rakiplerinin başından alarak kendi başına giydi !..
   Önce Meclis’te bir konuşma yaptı :
“Efendiler, 
Bilinir ki, bizim görüşümüz Bolşevik ilkeleri değildir. Fakat esas itibarıyla incelenirse bizim görüşlerimiz egemenliğin doğrudan halka verilmesidir. Elbette böyle bir ilke Bolşeviklikle çelişmez. Özellikle biz Müslüman olduğumuz için ümmetçiliğimiz vardır ki, milliyetçiliğin çizdiği sınırlı çemberi sonsuz bir alana dönüştürür ve bu bakımdan bizim yönümüz de Bolşevik yönü olarak görülebilir..”
   Sovyet yardımının bedeli Bolşevizm olacaksa bile, bu bir “Rus Bolşevizmi” değil, “Türk Bolşevizmi” olacaktı. Ne yapılacaksa Hükumet tarafından yapılacaktı !..
   Mustafa Kemal bu projesini  ilk olarak Maliye Bakanı, Yeşil Ordu kurucularından, Hakkı Behiç Bey’e açtı. Onun kabul etmesiyle, “Resmi Türkiye Komünist Fırkası”, 18 Ekim Cumartesi günü, Ankara’da Taşhan’ın karşısında hazırlanan bir binada kuruldu. Partinin ileri gelenleri arasında Refik Koraltan, Kılıç Ali, Yunus Nadi, Tevfik Rüştü gibi Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları vardı..
   Sırada, başta Çerkez Ethem’in Yeşil Ordusu olmak üzere içerideki diğer Komünist faaliyetleri etkisizleştirmek vardı.
   Birkaç hafta sonra, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, Ankara’dan Hakkı Behiç ve Mustafa Kemal’in imzalarını taşıyan bir mektup aldı. Okuyunca da gözlerine inanamadı !..
Sevgili Yoldaş,
Doğrudan 3. Enternasyonal’e bağlı bir Türkiye Komünist Fırkası oluşturularak Hükumetçe de onaylanmıştır. Fırkanın askerlik işleri şubesi, siz kumandan yoldaşımızı da üyeleri arasında görmekle iftihar eder. Fırka resmen kurulmuş olup, faaliyetini düzenlediğinden ve eskiden kurulmuş olan gizli Yeşil Ordu örgütü de fırkaya dönüştüğünden dolayı artık Bolşevizm, Komünizm fikir ve esasları üzerinde hiçbir cemiyet, heyet veya kişi fotoğraflı belge ve yetkinamesi olmaksızın faaliyette bulunamayacaktır. Şimdiden ilgilenenlerin dikkatlerinin çekilmesini rica ederiz. “
   Mustafa Kemal bir Komünist parti kurmuş, kendisini de üyeliğe çağırıyordu. Ali Fuat Paşa şaşkınlıktan küçük dilini yutmak üzereydi ki, Mustafa Kemal imzalı bir gizli şifre aldı. Mesaj bu kez “Yoldaş” diye başlamıyordu ve silah arkadaşına gerçekleri açıklıyordu.
   İçeriden ve dışarıdan çeşitli amaçlarla bu siyasi görüşün memlekete girdiğini, önlem alınmazsa birliği bozucu olabileceğini, bu akımın ordunun en büyük kumandalarında kalması gerektiğini bir bir yazmıştı..
    
   Artık Ankara’da herkes “yoldaş”tı !.. Mustafa Kemal, ekim ayı başında Ankara’ya gelen ilk Sovyet elçilik heyetini de “Hoş geldiniz yoldaşlar” diye selamladı.
   Sonra, en sonunda, Sovyet yardımları akmaya başladı.. Böylece başlayan Sovyet yardımı Kurtuluş Savaşı boyunca parti parti gelmeye devam etti. 1921 ve 1922 yıllarında Moskova’dan toplam 10 milyon altın ruble gönderildi. Bu arada silah sevkiyatı da hızla sürüyordu. Türk resmi kayıtlarına göre o dönemde Sovyetler’den Anadolu’ya ; 40 bin tüfek, 50 bin sandık mermi, 66 top, 150 bine yakın top mermisi gönderildi.
   Bu, Kurtuluş Savaşı boyunca alınan toplam dış yardımın % 83’üne eşitti…
   Ama bir süre sonra şartlar değişti. 6 Ocak 1921’deki 1. İnönü Zaferi, İtilaf devletlerini Ankara’yı tanımaya zorladı Artık Batı ile ilişkilerin yolu açılıyordu.. “Sovyet Kartı”, önemini yitirmişti. Mustafa Kemal’in TKP’si misyonunu tamamlamıştı. Büyük bir satranç ustası gibi davranıp, üç buçuk ay boyunca açık tuttuğu bu parti sayesinde, Sovyet yardımı alınmış ve savaşlar kazanılmaya başlamıştı..22 Ocak’ta Meclis’te yaptığı konuşmada bu partiyi kurmanın gerekçelerini anlattı. Daha sonra parti kendi kendini feshetti..
   Şubat 1921’den itibaren Anadolu’da sol hareketler tamamen yasaklandı. Kalpaklardan kızıl yıldızlar ve kırmızı çuhalar söküldü. Kızıl tepeli kalpak, milli mücadelenin en zorlu günlerinde görevini yapmış ve sonunda yıldızını ayla birleştirerek yeni bir rejimin simgesi haline dönüşmüştü…

(Can Dündar, “Gölgedekiler” ; Ş. S. Aydemir “Tek Adam” ; Bilal N.Şimşir “Şu Bizim Diplomatlar” ; Vala Nurettin,”Bir Dönemin Tanıklığı” adlı kitaplarından alıntılar yapılmıştır) 

Leave a reply:

Your email address will not be published.