222 )OSMANLI’NIN SİNEMA İLE TANIŞMASI !..

 

   19. yüzyılın sonlarına doğru, İzmirliler yeni bir gösteri türüyle tanışırlar. Bu sıralarda, İzmir kenti ve Osmanlı İmparatorluğunun başkent dahil diğer hiçbir kenti henüz elektrikle aydınlatılmamaktadır. Ancak bazı gazinolar, küçük dinamolar getirterek tesislerini aydınlatmaktadırlar. İşte bunlardan birinde yeni bir gösteri türü yer alır : Sinema !..
   Ortaya çıkışından sadece bir yıl sonra, kentte ilk gösterilerin başladığı, 10 Aralık 1896 tarihli Ahenk gazetesinde şu şekilde anlatılmaktadır : “Frenk mahallesinde bulunan Apollon salonunda her akşam saat 5:00’ten 6:00’ya kadar, Edison’un buluşu olan Kinematograf adlı bir alet vasıtasıyla, hayret verici bir ustalıkla, hareket halinde bulunan cisimlerin resimlerinin alınması gibi, çok eğlenceli ve seyre değer oyunlar icra edilmektedir. Duhuliye ; büyükler için çeyrek mecidiye, çocuklar için ise on meteliktir..”
   Bu habere dayanarak, İzmir’de sinema gösterilerinin 1896 yılının Kasım ayı sonunda ya da Aralık ayının ilk günlerinde başlamış olduğunu varsayabiliriz. Bu tarihler hangisi olursa olsun, Osmanlı İmparatorluğunda sinema gösterilerinin ilk olarak İzmir’de izlendiğini kanıtlamaktadır. Bir başka deyişle, İzmir, başka birçok konuda olduğu gibi bu konuda da ilk olma ayrıcalığını kazanmıştır..
   Raif Nezihi Bey’in “İzmir Tarihi” adlı yapıtının birinci kitabının 6. sayfasında, kinetoskop ve fonografın (gramofon) Kordon’da, 26 Haziran 1311 (9 Temmuz 1886) günü halka teşhir edildiği, büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla izlendiği belirtilir. Ancak, bu teşhirin nasıl yapıldığı konusunda aydınlatıcı bir bilgi yoktur..
   Biz yine 1896 yılına, Apollon salonuna dönelim ve 17 Aralık 1896 tarihli Ahenk gazetesinden ayrıntıları öğrenelim : “Söz konusu oyunların ne derece şaşırtıcı bir ustalıkla yapıldığını anlamak ve ünlü bilgin Edison’un bilim alanındaki harikulade ustalığını görmek ve günümüzde fen alanında karşılaşılan ilerleme konusunda bir fikir edinebilmek için, bu salonu ziyaret etmek şarttır. Pazar gecesi saat 6:00 sıralarında biz de adı geçen salonda bulunduk. Önce sahnenin önünde yanmakta olan iki lamba aniden söndürüldü ve salon karanlıklar içinde kaldı. Seyirciler sırtlarını sahneye dönerek, karşılarında asılı olan beyaz bir perdeyi dikkatle izlemeye koyuldular. Biraz sonra, bilinmeyen bir noktadan verilen elektrik ışığıyla perde aydınlandı. Daha sonra perde üzerinde, bir yemek masası etrafında oturup yemek yemekte olan bir aile belirdi. Yemek yiyen aile fertlerinden her birinin bu yemek sırasındaki hareketleri ayrı ayrı görülmekte. Seyirciler, fevkalade bir hayret ve heyecan içinde bu garip ve inanılmaz manzarayı seyrediyor ve bu aile ile adeta bir arada olmak istiyorlardı. Daha sonra aile, karanlık içinde kayboldu ve bu defa da ortaya, banyo almaya hazırlanan çıplak bir kadın çıktı. Kadın, banyosunu bitirdi ve ortadan kayboldu. Bunun hemen arkasından Çar hazretlerini Paris’e götüren tren perde üzerinde yürümeye başladı. Bu katar daha sonra durdu, kapıları açıldı ve yolcular dışarıya çıkmaya başladı. Trenin ortadan yok olmasının ardından beyaz fistanlar giymiş bir aktris fevkalade bir ustalıkla dans etmeye başlayarak seyircilerin şaşkınlığına neden oldu. Aktrisin perde üzerindeki görünümü, dans etme biçimi, gerçekten şaşkınlık verici ve tarif edilemeyecek bir güzellikteydi. Bu aktrisin ardından birtakım çamaşırcı kadınlar ortaya çıkarak çamaşır yıkamaya başladılar. Daha sonra da seyirciler, kendilerini Paris’in Republique meydanında buldular. Meydanın etrafındaki muhteşem yapılar, caddenin ortasından geçen tramvaylar ve yolcular net olarak görülebiliyor. İnsan bu garip manzara karşısında hayretler içinde kalıyor. Bundan sonra perde üzerinde, birtakım çocukların raks etmeye başladığını görüyoruz. Bunu da bir süre seyrettikten sonra oyun bitmiş oluyor..”

   
   İzmir’de film gösterilerinin kısa bir süre sonra Apollon salonundan alınarak daha gözde bir yere, Kordon’ da bulunan Luka kahvehanesine aktarıldığını ve orada sürdürüldüğünü 24 Aralık 1896 tarihli Ahenk gazetesi aracılığıyla öğreniyoruz. Bu arada giriş ücreti de büyükler için on, küçükler için altı meteliğe düşürülmüştür…
   Sinemalarda daha sonra oynatılan filmlerin niteliği konusunda o günlerin gazetelerinde fazla bir bilgi verilmemektedir. Ancak, zaman zaman biraz cinsel içerikli gösterilerin perdeye geldiği ya da gelebildiği tahmin edilebilir. 18 Şubat 1912 tarihli Ahenk gazetesinde yayınlanan bir teşekkür yazısı bunu destekler mahiyettedir. Bu teşekkürnamede, “Muhadderatı İslamiyenin (Müslüman kadınların) sinematografhanelere gitmesini men buyurduklarından dolayı (yasakladıkları için) Vali-i Vilayet Celal Beyefendi’ye, İkiçeşmelik ahalisi tarafından 600’den ziyade imzayı havi (altı yüzden fazla imzayı içeren) bir teşekkürname takdim kılındığı işitilmiştir” denmektedir… 

     

Leave a reply:

Your email address will not be published.