215 ) DÜŞÜNCENİN GÜCÜ !..

  

   Okurken, bir başka kimse bizim için düşünür, biz sadece onun zihin sürecini izlemekle yetiniriz ; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için belirtilmiştir. Bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle oyalandıktan sonra elimize bir kitap almak bizi her zaman bir parça rahatlatır. Fakat okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka bir şey değildir. Ve dolayısıyla öyle olur ki, çok fazla okuyan ve arada düşünmeksizin geçirilen eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi düşünme yeteneğini kaybeder. Birçok eğitimli insanın durumu bundan farklı değildir… Okunan şeyler ancak derin düşünmeyle hazmedilebilir …
   İnsanları, okuduğu konular üzerinde düşünmeye, okuduklarını içselleştirmeye ve hazmetmeye yönlendiren bu sözler Schopenhauer’e ait ve ben de bu sözlere yüzde yüz olmasa bile yine de katılıyorum..

  
   Edebiyatımızda, adı insanı en çok düşündüren şiir kitabı Asaf Halet Çelebi’ye aittir : Om Mani Padme Hum..
Kitap, adını, sayfalarındaki şu dizelerden alır :
“Niyagrodha
Koskoca bir ağaç görüyorum
ufacık bir tohumda
o, ne ağaç ne tohum
om mani padme hum
om mani padme hum
om mani padme hum..”
   Refik Halit Karay bu dizeleri topa tutar : “Mısra, yanındaki mühim ihtara nazaran okunurken üç kere tekrar edilecekmiş ; iki veya dört değil ha !.. Tam üç kere ; yoksa, anlaşılan – üfürükçü dualarındaki gibi – efsun bozuluyor !.. Ne lüzumsuz zahmet yarabbi !.. Bu ne divaneliktir !..”
   İyi, güzel de, nedir bu “om mani padme hum” ?..Bir anlamı var mıdır ?..Asaf Halet Çelebi, kendisiyle yapılan söyleşilerde, bu kitaptaki şiirlerin sadece duygulardan ibaret değil, çeşitli alanlardaki incelemelerin ve düşüncelerin ürünleri olduğunu belirtir ama, Hintçe olduğunu söylediği bu sözün ne anlama geldiğine değinmez..
   Cemal Süreya’ya sorulduğunda ; bu sözün Tibet rahiplerinin bir duası olduğunu ama ne anlama geldiğini bilmediğini söyler..
   Sunay Akın, büyük bir sabır ve yıllar süren araştırma sonrasında bu dizelerin ne anlama geldiğini bulur :
OM : Evrenselliğin tecrübesine ve yoluna sığınıyorum ; ta ki,
MANİ : Ölümsüz ruh cevherimin aydınlığı,
PADME : Uyanan şuurluluğun derinliklerinden sıyrılsın
HUM : Ve ben, ten kafesinden kurtulmanın ilahi aşkı içinde, sonsuzluğa doğru sürüklenip gideyim…

  

   İnternette paylaşılan milyonlarca güzel ve özlü söz var.. Ben de sık sık, hoşuma gidenleri paylaşıyorum.. Ama sizce, paylaştığımız bu yazılar üzerinde kaçımız düşünüyoruz ?.. Oysa, bilgiler üzerine kafa yormak kişinin düşünsel hareket yeteneğini artırır ve bilgeliğin yolunu açar..
   Bilmediklerimizi öğrenebilmek için bilgiye aç ve açık olmalıyız. Paylaşılmayan ve kullanılmayan bilgi, sahibine yüktür. Bu sebeple, bilenin bilmeyene öğretmesi gerekir. Bileni de dışımızda değil, kendi içimizde aramalıyız..
   İnsanın kendi kendini bilmediği sürece ne bildiğinin de önemi yoktur. Bilgelik, bir öğrenme ve uygulama yolculuğudur. Bu yolculuğun farkındalığı ise kendini tanımaktan geçer. Bilgelik yolunda ilerleyen insan, çoğu zaman bu yolculuğun farkında bile olmaz..
   Platon’un insanlığa “Kendini bil !” çağrısı, aslında bilgeliğin ilk adımını ortaya koymaktadır. Kendini tanımak, kişiyi özgür kılar ve bu özgürlük, bilgiye ulaşma serbestliğini doğurur. Bu serbestliği ve özgürlüğü kullanabilen insan bilgeliğin yollarını arşınlamaya başlar.. İnsanın kendisini tanıması için, kendisini doğru yerde arayıp bulması gerekir.
   Unutmayalım ki ; başkasının bilgisiyle bilgin olabilsek de, ancak kendi bilgimizle bilge olabiliriz… 






Leave a reply:

Your email address will not be published.