206 ) AYAĞA HER BAKAN DÜŞMAN DEĞİLDİR !..

   Sultan Üçüncü Selim’in tahtta oturduğu 1786 yılında, İstanbul’da, gayrimüslimlere siyah ve kırmızı renkte ayakkabı yapan altmış adet gayrimüslim ayakkabı ustası vardı. Bunlar, Müslüman ustalarla yaptıkları anlaşmalar gereği, birbirlerinin müşterilerine hitap edecek renklerde ayakkabı yapamazlardı ve bu kurala uymayanlar cezalandırılırdı..
   Abdülmecid dönemine kadar sarı renkte ayakkabı giymek yalnızca Müslümanlara tanınmış bir hak iken, 1839’da okunan Tanzimat Fermanı’ndan sonra, ayakkabılardaki bu ayrıcalık da kaldırılır.
   Kapıkulu Ocağı’ndaki yüksek rütbeli subaylar, imtiyaz simgesi olarak sarı çizme giyebiliyorlardı. 1839 fermanıyla bu ayrıcalık sona ermiştir ermesine ama, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” sözü o dönemden miras olarak günümüze kadar gelmiştir..
 
   Osmanlı devrinde esnaflar, Ahilik geleneğinden gelen bir düzen içerisinde çalışırlardı. Her meslek grubunun başında bir kethüda vardı ve çalışma düzeninden, dürüstlükten, kaliteden o sorumlu olurdu. Kethüdanın yardımcısı konumundaki, “yiğitbaşı” denilen görevli, denetleme işini yaparak hile yapanları tespit ederdi. .. Yiğitbaşı, bir ustanın yaptığı ayakkabıda hile olduğuna kanaat getirirse, o usta bu mesleğin ve öteki mesleklerin ileri gelenlerinin önünde kethüda tarafından uyarılır ve aldığı paranın müşteriye iadesi sağlanırdı. Hatalı olan ayakkabı da, bir daha kullanılmaması için dama atılırdı. Böylesi bir durum ayakkabı yapımcılarının en korkulu rüyasıydı. Çünkü, meslekteki tüm saygınlığını kaybettiği gibi, müşterisi de azalırdı. Bu uygulama, “pabucu dama atılmak” deyimi ile Türkçe’de yaşamaya devam etmektedir !..
   Çok sevdiğim değerli yazar Sunay Akın,  son kitabı “Bir Çift Ayakkabı” adlı kitabında, “pabucu dama atılmayan” ayakkabıcılardan birisine, İzmirli Muhsin Bilgehan’a da bir bölüm ayırmış…
  
   Muhsin Bilgehan, ilkokul öğrencisiyken, ağabeyinin de çalıştığı, enişteleri Mustafa Demir’in atölyesine okuldan arta kalan zamanlarda gidip gelmeye başlar. Ortaokulda ise, Atatürk’ün ayaklarına bir bakışta ölçüsünü alıp çizme yapan Kazım Polater’in yanında çıraklık yapar. Bu arada ağabeyi İbrahim, İzmir’de kendi atölyesini ve ayakkabı mağazasını açar. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanan Muhsin Bey, başarılı bir öğrenci olarak hocalarının dikkatini çeker… Bir gün, sınava hazırlanırken, karşısında ağabeyini görür : “İzmir’e gideceksin, kapat kitaplarını !. Beni yedek askerliğe aldılar, sen dükkanın başına geçeceksin.”
   Dokuz ay ağabeyinin ayakkabıcılık işleriyle ilgilenen Muhsin Bilgehan, zaten aşığı olduğu İzmir’de kalarak, Ege Üniversitesinde iktisat okumaya başlar. Çocukluğundan beri ayakkabı imalatının içinde olduğundan, Ankara Palas’ın altındaki bir dükkanı kiralar ve ısmarlama ayakkabı yapmak için İzmir’in en iyi ustalarını, kalfalarını yanına alır. O yıllarda İzmir’in en ünlü ayakkabıcıları şöyle sıralanır :İbrahim ve Muhsin Bilgehan, Kemal Bilgehan, Zaptçıoğulları, Mustafa Şık ve Ahmet Nedim Pelin..
   Muhsin Bilgehan’ın kendi çizdiği ve ürettiği ayakkabıları gören Zuhal Yorgancıoğlu, defileleri için çizme ve ayakkabı hazırlamasını isteyince de, tasarımları dünyanın en ünlü defilelerinde yer almaya başlar. Bu arada, Efes Oteli’nin altında, İzmir’in ayakkabı tarihinde önemli bir yere sahip olan dükkanı da kiralamıştır.
   Bu yazıyı düzenlerken, Milliyet gazetesinin arşivinden 19 Eylül 1969 tarihli küçük bir habere rastladım.. Bu haberde ; son Paris Fuarı’na 1272 parça ayakkabı ile katılan Muhsin Bilgehan’ın Amerika, İngiltere, Nijerya ve Avrupa’nın birçok ülkesinden siparişler aldığı ve aynı zamanda o yıl yapılacak dünya güzellik yarışmasında ilk üçe giren güzellere de ayakkabı ve çizme armağan edeceği yazıyordu..
 

   Zeki Müren’in “apartman topuk” denilen, topuğu 25 santim olan ünlü ayakkabısı Muhsin Bilgehan’ın tasarımıdır. Yalnızca Zeki Müren mi ?.. Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Ajda Pekkan gibi yerli ve aralarında Maya Casabianca’nın da olduğu pek çok yabancı sanatçı ayakkabılarını Muhsin Bilgehan’dan almış ya da yaptırmıştır. 1968 yılında, İtalya’da yapılan yarışmada onun tasarımı olan ayakkabı birincilik ödülünü kazanır. Bu ödül ona, dünyada ayakkabı konusunda en ünlü modacıların tanıdığı yegane Türk unvanını da getirir.
   Muhsin Bilgehan, 1984 yılında güneş çarpması sonucunda hastalanır ve bir ay hastanede kaldıktan sonra mağazalarını devreder.. Hastalığı sırasında kana ihtiyaç olduğunda, en yakın arkadaşı yanına koşacak ve arkadaştan da ileri, kan kardeşi olacaklardır.. Muhsin Bey, 2008 yılının haziran ayında, bir daha kalkamamak üzere hasta yatağına yattığında, kendinden önce hayata veda eden kan kardeşi Bülent Ecevit, artık onunla değildir..  

Leave a reply:

Your email address will not be published.