204 ) BENİM ŞEHRİM !..

  

   Doğup büyüdüğüm, suyunu içtiğim, sevip sevildiğim yer.. Tek taraflı aşkların en büyüğü.. Kadın erkek ilişkilerinin en çağdaş ve en doyurucu biçimde yaşandığı, komplekssiz insanların sıcaklığının gözlerine vurduğu, 5.000 yaşında olmanın ağırbaşlılığı ile büyük şehirlerin delice temposuna yer vermeyen, hırsların değil hazların kenti..
   İzmir’de “rahvan” bir yaşam biçimi vardır.. Yazın çıkın sahile ve palmiyelerin altında, imbatın rahatlatıcı esintisine karşı ağır ağır salınan kalabalığı izleyin.. Rahat insanlardır burada yaşayanlar ; oradan oraya deli gibi koşuşturmalar göremezsiniz. Son otuz yıl içinde aldığı göçler bile diğer büyük şehirler kadar bozamamıştır onu.. Çünkü en fazla bir kuşak sonra, yeni gelenler de “İzmirli” olurlar..
   Bir de şu çarpık yapılaşma olmasaydı !..
   1960’lı yıllarıın “Asfalt Osman”ı, rahmetli Osman Kibar, mimar Felice Kapadona ile önce Kordonboyu’ndaki yalılara el attı. Kordon’a ilk yapılan “Harika” apartmanı ile kentin tarihsel katliamı da başlamış oldu. İlerleyen yıllarda, ağırlıklı olarak Kapadona ve ekibi tarafından, o güzelim yalılar teker teker yıkıldı ve şehrin o güzelim imbatının önüne yedi sekiz katlı bir duvar örülerek, iç kısımların hava alması engellendi.
   Çocukluğumdan anımsarım, üzerinden yıllarca geçen taşıtlar sayesinde kaymak gibi düz taşlarla kaplıydı Mithatpaşa Caddesi ve diğer birçok cadde.. Üzerlerine dökülen incecik asfalt ile kapandılar ve yağmur suyunun tahliyesi yollarından biri kapanmış oldu.. Kordon gibi buralar da “duvar” ile örüldü ve yağmur suyunun denize akması iyiden iyiye engellenmiş oldu.. Sonra, gelsin su baskınları !..
   İzmir’in simgesi olmuş, 1960’lı yıllarda kafeterya ve gazinolarıyla, şahane manzarası ile, gözde bir mesire yeri olan Kadifekale ; 1970’lerde rahmetli İhsan Alyanak’ın belediye başkanlığı sırasında, oy uğruna doğu ve güneydoğudan getirttiği göçmenlerce işgal edilerek İzmirlilerin giremediği bir “kurtarılmış bölge”ye dönüştü..
   Bir zamanlar İzmir’in tanınmış esnaflarının ve seçkin ailelerinin oturduğu Namazgah, Tilkilik ve Agora semtleri, geceleri yalnız dolaşılamaz hale geldi..
   Kent kültürü ve kentli olmak bilincinden uzak, yanlış ve popülist politikalar ve yöntemler ; sevgili şehrimizin hem mimari hem de sosyal kimliğini tahrip etmiştir..
Krammer Oteli
 
   1890’lardaki İzmir fotoğrafları ne kadar ilginçtir.. Anafartalar Caddesi hala bir merkezi çerçevelemektedir. Hisar Camii’nin ötesinde deniz doldurularak elde edilen sahada, kervanlarla ilişkisi olmayan yeni tip bir han yapılaşması hakim olmuştur. Bu alan çok kalın taş duvarlı, iki ya da üç katlı, dar ve uzun binalarla dolmuştur.. Şehirde o zamana kadar hiçbir iş sahası bu kadar değerli arsalar üzerinde, bu kadar geniş bir yer işgal etmemiştir.. 1872 yılında inşa edilen yeni hükumet binası, İzmir’de yeni gelişmiş ticaret binalarının ortasında kalmıştı. 1891 yılında yapılmış olan belediye binası tamamen yeni gelişen bölgede fakat üzüm ve incir depoları arasında üçüncü derecede bir yerde inşa edilmiştir. Buna karşılık en iyi bölge sayılan gümrük rıhtımı civarında, yeni açılan yol üzerine, iki ayrı cins borsa yerleşmiştir. Bunların yanına ve önüne de postaneler kurulmuştur..   1890’larda iş mıntıkasının ağırlığı buraya kaydığı gibi, kuzeye doğru gelişme giderek artmış ; bu binaların yanında o zamanın lüks otellerini, kulüplerini ve eğlence yerlerini de geliştirmiştir. O dönemin en büyük lüks oteli olan Krammer Oteli, sahilde, şimdiki Atatürk heykelinin önüne denk gelen bir konumdaydı..
  
   Daha düşük satın alma gücü olanların çevresi Anafartalar Caddesi civarında kalmış, daha yüksek olanlar içinse Kordon ve Yeni Hanlar’ın arkasında, “Meyhane Boğazı” diye anılan, pahalı mallar satan bir “çarşı” ortaya çıkmıştı. Burada İngiliz sermayeli “Baker”, İsveç sermayeli “Orozdibak” gibi büyük mağazalar, eski perakende satışa hiç benzemeyen bir örgütlenmeyle ortaya çıkmışlardı. Yerli tüccarlardan da bu tip mağazaları örnek alanlar çıkmış, örneğin Sivrihisaryan’ın mağazası 1895’de açılmıştı..
   İş merkezinin buralara kadar yayılması, buradaki Rum mahallelerini daha kuzeye itmiştir. Bu mahalleler Alsancak’ın doğu sahiline dayanmış ve iç taraftan da Basmahane’yi aşarak Kemer’e doğru kaymıştır. İç taraflar orta ve düşük gelirli Rum mahalleleri haline gelirken, Kordon ile şimdiki Fuar arasında kalan kısım üst düzeyde geliri olan Rumlar’ın bölgesi olmuştur..
   Diğer yandan Müslüman mahalleler İkiçeşmelik’ten yukarılara, Eşrefpaşa’ya yayılırken, Müslüman üst tabaka 1890’larda, şehrin güneyindeki Karataş’ta yer alan Musevi mahallesini atlayarak, Karantina’dan öteye, Göztepe ve Güzelyalı’daki dar sahil şeridine yerleşmeye başlamıştır..
   Bu arada Fransızlar daha çok Alsancak sahilini, İngilizler de genellikle Karantina’nın arkasındaki tepelerle Göztepe civarını tercih etmişlerdir..

 Mithatpaşa Cd.

   İzmir’in birinci önemli yolu Kordon Caddesi idi. İkinci önemi yol Basmahane tren istasyonunu gümrüğe bağlamak üzere açılmaya başlanan yoldu. Fakat bu yol Osmanlı devrinde bitirilememiş, rıhtımdan 300 metre içeride inşaat durmuştu. Bu yol ancak 1935 yılında tamamlanabilmişti.. Üçüncü önemli yol, 1880’lerde açılan Göztepe-Güzelyalı önündeki yol olmuştur.. Midhat Paşa’nın valiliği sırasında, 1880’de, şehir hudutları şimdiki AKM’nin olduğu yere kadar devam ediyordu, ötesi kayalıklardan ibaretti. Göztepe’de tepe etekleri deniz kadarına kadar uzanıyor, şehirle bağlantısı Karantina üzerinden, Arap Hasan Çeşmesi yönünde yapılabiliyordu.. Midhat Paşa zamanında kayalıklar ve Göztepe’nin denize uzanan etekleri ortadan kaldırılarak, bugünkü Mithatpaşa Caddesi meydan getirildi..
   1885 yıllarında İzmir’de ilk valiliği sırasında Halil Rıfat Paşa, şimdiki Bahribaba Parkı civarında ve Değirmen Dağı’ndan geçerek Karantina’nın dağ kısmına kadar uzanan Halil Rıfat Paşa Caddesi’ni açtırdı. 1889-92 yıllarında ikinci kez İzmir valisi olduğunda ise Hatay Caddesi’ni açtırmıştır..
   19. yüzyılın sonlarına doğru Türk mahallelerinin bir ucu denize Arap Fırını Sokağı ile yaklaşıyor, diğer ucu ise Basmahane tren istasyonu civarına gidiyordu. İzmir’in merkezinde, Kadifekale eteklerinde, Eşrefpaşa’dan Konak semtine kadar inen yörelerde Türk mahalleleri, özellikle Keçeciler mezarlık başı, Kestelli Caddesi (Başdurak) ve İkiçeşmelik çevresine yayılırdı. Konak’ta Kemeraltı Caddesi’nin başlangıç bölümlerindeki Birinci, İkinci ve Üçüncü Beyler sokakları ise şehrin en eski ve varlıklı Türk ailelerinin konaklarıyla doluydu.
   Adını, Mısır’dan gelip de aynı sokakta fırın açan bir zenciden alan Arap Fırını Sokağı, Konak semtinin Bahribaba başlangıcında bulunan “Gurabai Müslim’in” hastanesinin (eski Devlet Hastanesi) yan kapısından başlar ve Kestelli yokuşuna kadar sürerdi..
   Bugün Bahribaba dediğimiz yerin bitiminden itibaren halkevinin biraz daha ötesine kadar sahil kısım eskiden Kalafathane idi.. Burası o zamanlar İzmir’in tersanesiydi. O yıllarda Varyant başlangıcından öteye doğru hiçbir bina yoktu. Bu kalafathanenin karşı tarafı Musevi mezarlığıydı. Şimdiki doğum hastanesi, Karataş ve Halil Rıfat Paşa Caddesi arasındaki bölgede yer alıyordu mezarlık… 1880’lerde bu mezarlığın ötesinde, Değirmen Dağı tarafında, bina namına bir şey yoktu. Bayramyeri’ne doğru sırf kayalıktı..
   
   Eski İzmir’in en uzun caddesi, Mithatpaşa Caddesi idi. Bu caddenin en ilginç özelliği, Osmanlı döneminde, on kilometreyi aşan bir kıyı şeridi boyunca üstünde atlı tramvayların işletilmesiydi. Çift atlı tramvay Konak’tan kalktıktan sonra Güzelyalı’ya ancak 1,5 saatte gidebilirdi. Son durak olan Güzelyalı bilhassa yaz aylarında çok fena kokardı. O yıllarda buranın adı Kokaryalı idi. Sıtma yatağı olan dere ve bataklıkların yanı sıra, atlı tramvayların depo ve ahırları da Kokaryalı’da bulunurdu..
   Atlı tramvay, Konak’tan sonra ikinci bir hatla bu kez Kordonboyu’nu aşarak Punta’ya yani Alsancak’a uzanıyordu..
   1895 yılında belediye başkanlığı görevini üstlenen Eşref Paşa çok çalışkan birisiydi. Belediye gelirlerini artırarak 1907 yılında yaklaşık 40.000 altına çıkardı. Ayrıca, bugün Tınaztepe adını alan okul binasını, bugünkü Yenişehir’de Eşrefpaşa Hastanesi’ni, Darağaç ve Karşıyaka tramvaylarını, Eşrefpaşa Camii’ni yaptırdı. Bu caminin bitişiğinde yaptırdığı binaları da camiye vakfetti..
   İzmir yollarının çoğunun kesme taşla yapılması da Eşref Paşa’nın belediye başkanlığı yıllarında olmuştur..
   Güzel kentimizde hizmeti geçen herkesi rahmetle anıyorum…

    Midhat Paşa
Halil Rıfat Paşa

Eşref Paşa

( Sayın Melih Gürsoy’un yazılarından  alıntılar yapılmıştır..)

Leave a reply:

Your email address will not be published.