200 ) İZMİR’DE YAŞANMIŞ FELAKETLER.. ( 2 )

 
   İzmir binaları deprem korkusundan genellikle ahşap yapıldığından şehirde sık sık yangın çıkardı. Çoğu kaza sonucu, bazıları da kargaşalıklarda çıkar veya kasten çıkarılırdı. 1742’deki yangında İzmir’in neredeyse yarısı yok olmuştu. 1763’de çıkan yangın ise bütün Frenk mahallesini yaktı..
   14 Mart 1797’de İzmir’de Kefalonyalılar ile Hırvatlar arasında çıkan bir kavga sonunda şehir çok zarar görmüş ve çıkan yangında şehrin büyük kısmı yanmıştı. 3 Haziran 1834 tarihinde öğle sıralarında başlayan yangın yine bütün Frenk mahallesini yakmıştı..
   30 Temmuz 1841 gecesi başlayan yangın daha çok Türk mahallelerini yakmıştı. 17 saat süren yangın sırasında on bin kadar ev ve dükkan yok olmuştu. Yangından birkaç gün sonra İzmir’e gelen Blanqui, “İzmir birkaç gün önce evlerinin üçte ikisini yok eden korkunç bir yangınla tahrip olmuştu. Bizim girdiğimiz ilk mahalleler bir kül yığınından ibaretti” diye yazıyor.
   3 Temmuz 1845’de ise Frenk mahallesi kısmen, Ermeni mahallesi tamamen yanmıştı. İmamoğlu Hanı’ndan çıktığı anlaşılan bu yangında 6.000 kadar ev ve dükkanın yandığı tahmin ediliyor.
   19. yüzyılın ortalarından itibaren sigorta şirketlerince kurulmaya başlanan özel yangın söndürme ekiplerine daha sonra belediyenin itfaiye teşkilatı da katılmış, böylece İzmir’de yangınlara karşı etkili bir mücadele başlamıştı.
   İzmir’e en fazla hasar veren ve şehrin büyük bölümünü yakan yangın, muhakkak ki, İzmir’in kurtuluşundan hemen sonra 13 Eylül 1922’de başlayan İzmir yangınıdır.
   Son yıllarda ele geçen belgeler, İzmir yangınının Ermeniler tarafından çıkartıldığını şüpheye imkan bırakmayacak şekilde göstermektedir. Bu belgelerden birincisi İzmir’de sigorta şirketlerinin kurduğu itfaiye teşkilatının müdürü olan Avusturyalı Paul Greskovich’in yangın hakkında hazırladığı ve resmi makamlara verdiği rapordur. Greskovich Avusturyalı bir makine mühendisi olup, on iki yıl İzmir itfaiye teşkilatının müdürlüğünü yapmıştır. Raporunda özetle şunları anlatmaktadır : “8 Eylül günü saat 6 sıralarında iki Yunan askerinin Hacı İrfan Mahallesi’nde, Çavuş Sokağı’nda İngiliz tebaasından Mr. Fulboc’un evinin penceresinden içeri yanan bir kutu kibrit attıklarını gördüm. Askerlere bir şey söyleyemedim, ama kibritlerin yanması bitinceye kadar orada bekledim ; kibritler bir yangına sebep olmamışlardı.
   9 Eylül günü saat 2’den sonra Türk ordusunun süvarileri İzmir’e girdiler, herhangi bir olay yoktu. 10 Eylül günü İngiliz gemisinden bir çavuşla sekiz er yangın kulesine kadar geldiler ve gemileriyle flama aracılığıyla haberleşmeyi sürdürdüler. Bu erlerin başındaki çavuşun gemi kumandanıyla olan konuşmasından anladığıma göre, bu akşam karantinadaki Türk hastanesini yakacaklar ve Buca’daki İngilizlerin ayrı bir trenle toplanıp gemiye gelmesini istiyorlar. Bu konuşmalardan İzmir’de bir olay çıkacağını anladım ve daha dikkatli olmaya gayret ettim. 11 Eylül akşamı itfaiye erleri yangın kulesinde nöbet beklerken Ermeni kilisesinde ve diğer binaların çatılarında Ermenilerin faaliyetlerini dürbünle görmüşler, bana bildirdiler. 10 Eylül- 12 Eylül arası Ermeni mahallesindeki yangınların adedi itfaiyenin otuz senede görmediği kadar çoktu. 12 Eylül gecesi Ermeni mahallesinde çıkan bir yeni yangına giderken on beş kadar Rum’un acı acı bağırarak kaçtıklarını gördüm. ‘ne bağırıyorsunuz ?’ diye sordum. Bir yaşlı kadın, ‘ Biz Seyis Hanı içinde oturuyoruz, Ermeniler bizi yaktılar’ diyerek hanın bitişiğindeki bir Ermeni’ye ait evden duvarda açtıkları delikten hana yanan yağlı paçavralar attıklarını ve evi de gaz dökerek yaktıklarını anlattı. Bu grubu sabaha kadar bir çıkmaz sokakta korudum ve sabahleyin devriyeye teslim ettim.. 13 Eylül sabahı 10:30’da Ermeni mahallesinde yeni yangınlar çıktığını bildirdiler. İtfaiye teşkilatıyla buraya giderken Ermeni kilisesine elli metre kala yanan bir Ermeni evinin birinci katında şiddetli patlamalar oluyordu. Biraz geri çekilip burayı söndürmeye çalışırken Ermeni kilisesinin yandığını bildirdiler. Kiliseye gittik, ana binada bir şey yoktu yalnız, bahçede bir kulübede yağlı ve gaz dökülmüş eşyalar yere yığılmıştı, üzerlerine iki yüz tüfek ve çok miktarda cephane konmuştu. Ateş de bunların arasından çıkıyordu. Kısa zamanda cephaneler patlamaya başladı, uzaktan söndürmeye çalıştık. Her yerden Ermeni mahallesindeki çeşitli yangınları haber veriyorlardı, birini söndüremeden bir diğerinin haberi geliyordu. Bu arada 25-30 yerden birden ateş çıktığını gördüm, biz ateşi söndürmeye çalışırken bir kısım Ermeniler bize engel olmaya çalışıyor, bana kurşun sıkıyorlardı. Bu durumda mecburen daha gerilere çekildik. Bir taraftan da yanan binalardan durmadan patlama sesleri geliyordu. Bu binaları suyla söndüremeyeceğimizi anlayınca derhal mevki kumandanı Kazım Paşa’ya gittim ve durumu anlattım. Yangının önüne geçilebilmesi için bir kısım binaların patlayıcı maddelerle yıkılmasını ve yanan binalarla diğerleri arasında bir boşluk yaratılmasını ve Ermeni mahallesinin abluka içine alınmasını istedim. Kumandan, bir çavuşla otuz er verdi. Kamyonla yangın yerine gittik ve daha geride henüz yanmayan binaların yıkılmasına çalıştık, fakat duvarların zayıf olması yüzünden dinamitler yalnızca delik açıyor ve binayı yıkmıyordu.  Yangınlar yüzünden tulumbalar kullanılmaz hale gelmişti ve hortumların çoğu patlamış veya patlatılmıştı. Mecburen daha gerilere kaçtık.
   Bu yangınların kasten çıkarıldığı düşüncesindeydim ve 11 Eylül’de İtfaiye Komisyon Meclisi Reisi Mösyö Bon’a durumu anlatmıştım. İngiliz çavuşunun konuşmalarını ve gerçek bir tertiple ve kasıtlı olarak bütün İzmir’i kül haline getirmeye karar verdiklerini anlatmıştım. Mösyö Bon itfaiye meclisini topladı, ben meclis huzurunda da olayları ve işittiklerimi anlattım. Bunun üzerine ek önlemler almış ve malzeme tedarikine girişmiştik. Bu yangın sırasında itfaiye tüm mevcuduyla ve bütün gayretiyle çalıştı. Ben dahil birçok kişi kurşunlara bile hedef olduk. Atılan mermiler bana değil yangın tulumbalarına isabet edip bunları delik deşik etti.”
    

   Yukarıda görüldüğü gibi İtfaiye Müdürü Paul Greskovich İzmir yangınının Ermeniler tarafından çıkarıldığını açıklamakta ve iddia etmektedir.
   İzmir yangını hakkında Amerika’nın “Ortadoğu Yardım Komitesi Temsilcisi” Mark Prentiss’in de bir yazısı vardır. Bu belgenin bir fotokopisini Washington’daki Amiral Bristol Kütüphanesi’nden temin eden Melih Gürsoy, bunu da bizlerle paylaşıyor..
   Yangın sırasında A.B.D. temsilcisi olarak İzmir’de bulunan Prentiss, 1923 yılında yüz kadar Amerikan gazete ve dergisinde yayımlanan raporunda, “Amerika’da hemen herkeste İzmir yangınının Türkler tarafından çıkarıldığına dair bir inanç var, fakat bu inanış tamamen yanlıştır,” diye başlıyor ve neden yanlış olduğunu yedi sayfalık yazısında bütün ayrıntılarıyla açıklıyor. Yangın sırasında kendisinin de 8 Eylül’den itibaren İzmir’de bulunduğunu açıklayan Prentiss, kendi görüşlerini ve kendi buluşlarını itfaiye müdürü Grescovich’in anlattıkları ve gördükleriyle birleştiriyor ve kendisinin de yangının Ermeniler tarafından çıkarıldığı inancında olduğunu açıkça belirtiyor..
   İzmir’de yangın sonucu 2.600.000 metrekarelik binalarla dolu alan ve burada bulunan 25.000 bina tamamen yanmıştı. Yangından kurtulan Türk mahalleleri hariç tutulursa şehrin dörtte üçü yok olmuştu. Yanan birçok okul ve kilise arasında Rumların 30.000 kitaplık bir kütüphaneye sahip olan “Ecole Evangelique” leri de vardı. 1743 yılında kurulan bu okulda çok değerli 200 kadar el yazması da bulunuyordu..
  Fuar, kurulduğu sıralar, çevresi bütün yanıkmış.Metrekaresi 50 kuruş ile 2-3 lira arasında fiyatlarla satılmış !..
O zamanlar yok pahasına satılan bu arazileri kapayanlar, sonradan milyonlar vurmuşlar.. Evler, apartmanlar yapılmaya başlanınca metrekaresini 500 liraya dek satmışlar…
 

Leave a reply:

Your email address will not be published.