199 ) İZMİR’ DE YAŞANMIŞ FELAKETLER… ( 1 )

 
   Jeolojik olarak deprem kuşağı içinde bulunan İzmir şehri tarihinin ilk yıllarından beri bu felaketlerden kurtulamamıştır. M.S. 178 yılındaki deprem, bu yıldan önce Antik çağda yapılmış eserlerin hemen hemen hepsini yok etmiştir. İzmir’de bulunan Antik çağdan kalma eserlerin pek çoğu 178 yılından sonra yapılanlardır.. Bundan başka 1025 yılında, Temmuz 1688’de, Ekim 1723’de, 1739’da ve 1846 yılında meydana meydana gelen depremler İzmir’e çok büyük zarar vermişlerdi.
   Pococke’ye göre İzmir’de çok şiddetli bir deprem de 1739 yılının Nisan ayında olmuştu. Ayrıca, 1778 yılının 3 ve 5 Temmuz günleri meydana gelen depremin hasarı özellikle depremden sonra çıkan yangın nedeniyle çok fazla olmuştu..
   Daha yakın tarihlerde, 1883 ve 1928’de meydana gelen depremler şehirde bilhassa dolgu toprak üzerinde yapılan binaların çoğunu yıkmış, büyük hasar yapmıştır..
   Bütün tarihçilerin birleştikleri nokta, 10 Temmuz 1688’de İzmir’de meydana gelen depremin o güne kadar olan depremler arasında en şiddetlisi, en etkilisi olduğudur. Deprem öğleden biraz önce başlamıştı ve merkezi Sancak Kale yakınlarıydı. Deprem sonucunda bu kale tamamen toprağa gömüldü ve topları görünmez oldu. Bütün İzmir’deki binaların dörtte üçü yıkılmıştı. Eski gümrük binasının duvarları yıkılmış, çatısı çökmüştü. Fransız Konsolosluğu’nun hazırladığı bir rapora göre en az 18-19.000 kişi ölmüştü.. Depremin cumartesi öğle saatlerine rastlaması Avrupalıları kurtarmış, ölenlerin çoğu Türklerden olmuştu. Cumartesi günü çalışmayan gayrimüslimlerin bu güzel yaz gününde şehre yakın açıklıklara pikniğe gitmiş olmaları depremden çok az can kaybıyla çıkmalarının başlıca nedeniydi. İzmir içinde kalsalardı muhakkak ki çok fazla can kaybına uğrayacaklardı, çünkü Frank mahallesi en çok zarar gören bölgeler arasındaydı. Depremden sonra meydana gelen yangın, şiddetli rüzgarın etkisiyle evden eve atlamış ve Frank mahallesindeki bütün evleri tamamen yakmıştı. Ermeni mahallesi de çok harap olmuştu. Yangın kendi kendine sönünceye kadar şehrin yarısını yakmıştı. İki taş binanın arasında olan ve deniz üzerinde yapılmış yeni gümrük binası yangından kurtulan binalar arasındaydı. Yangın taş binalara ve denize ulaştığında kendiliğinden sönmüştü..
   Avrupalı tüccarlara ait antrepoların çoğu ve kervansarayların hemen hepsi yıkılmış sonra da yanmıştı. Köprülü Han, çatısı kurşun kaplanarak taştan yapılmış olmasına rağmen, iç kısmı tamamen yanmıştı. Tahta pencerelerden birini tutuşturan yangın içerideki möblelere sıçramış ve bütün hanın iç kısmının tamamen yanmasına neden olmuştu. İçinde 5.600 kişi bulunan diğer üç büyük han depremde yıkılmış ve içindekilerin hepsi yaşamlarını yitirmişti. Üç Katolik kilisesi depremde yıkılmış ve yanmıştı. İki papaz yıkıntılar arasında kalmış ve yangın başlayınca da diri diri yanmışlardı. Türk halkından pek çoğu da aynı şekilde yıkıntılar arasında sıkışıp kalmış ve yangında kurtarılamamıştı. Yunanlıların St.George Kilisesi ve bu kilise papazının oturduğu ev de tamamen yanmıştı. Ermeni kilisesi depremde yıkılmış ve sonra da yanmıştı. 17 camiden sadece 3 adeti ayakta kalabilmişti ve küçük mescitlerin pek çoğu da yıkılmış ve yanmıştı.
   Deprem sırasında pek çok yol ve toprak çatlamış, bu çatlaklardan sıcak siyah su fışkırmıştı. Denizde de çatlaklar olduğu ve sıcak su fışkırdığı tahmin ediliyordu ; çünkü depremden sonra pek çok ölü balık karaya vurmuştu..
   Avrupalı ve Türk tüccarlara ait malların çoğu, eşyalar deprem sırasında harap olmuş veya yanmıştı. Yanan binalar arasında küçük altın veya gümüş parçaları bulmak olağan şeylerdendi. Eldeki belgelere göre İngiliz ve Hollanda toplumu bir milyon dolardan fazla kayba uğramıştı. Bütün ticari yazışmalar, muhasebe kayıtları, kredi hesapları yanmıştı. İngiliz, Fransız ve Hollanda konsolosluklarının arşivleri yangında yok olmuştu. Yalnızca İngilizlerin kaybı üç yüz bin doları geçiyordu.
   Depremden iki büyük kale, Kadifekale ve Liman Kalesi çok az hasarla kurtulmuştu.. Depremin birinci günü olan 10 Temmuz’dan 31 Temmuz’a kadar küçük sarsıntılar bitmek bilmedi. Bu arada halkın acısı da günden güne artıyordu, çünkü en küçük bir yardım gelmediği gibi soygunların önüne geçen de yoktu. Ölümden kurtulan şehir halkı civardaki bahçelerde hayatlarını sürdürüyorlardı. Yabancıların çoğu limandaki gemilere sığındılar. Tesadüfen limanda bulunan beş Fransız gemisi yabancılardan yaklaşık bin kişiye sığınma olanağı sağlamıştı. Konsolosluk mensupları, Avrupalı tüccarlar ve bunların aileleri dört gün kadar gemilerde barındırıldılar.
   Deprem haberi İstanbul’a kısa zamanda ulaşmıştı. İlk olarak Fransız Elçisi Pierre Gerardin İzmir’deki Fransız Konsolosu’nun ölüm haberini aldı. Konsolosluk görevlerini yürütebilmek için sefaret mensuplarından Joseph Blondel’i 22 Temmuz 1688’de görevlendirdi. Blondel İzmir’e 29 Temmuz’da gelebilmişti ; ilk iş olarak şehirde bulunan Fransız tüccarlarla bir toplantı yaptı. Toplantıda durumun Fransa’ya bildirilmesine ve İzmir’de ticaretin devamı için yeni yollar aranmasına karar verildi.
   Sultan II. Süleyman İzmir’e derhal Dergahı Ali Kapıcıbaşısı Ahmed Efendi’yi göndererek şehrin güvenliğini sağlamaya çalıştı. Ahmed Efendi’ye Frenklerin çalınan paralarının ve eşyalarının bulunarak kendilerine iade edilmesi emri verilmişti.
   İzmir’in yeniden inşası problem yarattı. Yatırım imkanı olan İzmir’in yerlileri ya depremde ölmüşlerdi ya da bütün varlıklarını kaybetmişlerdi. Şehrin ticari hayatı tamamen durmuştu. İhraç edilebilecek mallardan ancak küçük bir miktar kurtarılabilmişti. Devam eden artçı sarsıntılar geçtikten ve depolar yeniden temizlendikten sonra görüldü ki depolarda bulunan sadece 200 balya ipek, bir miktar pamuk ve pamuk ipliği, ve az bir miktar yün ihraca hazır hale gelebilirdi. Daha az etkilenen civar köylerden ihracat için 100.000 kental meşe palamudu, 700 kental kadar yün, az miktarda pamuklu kumaş bulma olanağı olmuştu. Bunların ihracıyla işe başlandı.  Şehrin civarında yetişen haşhaş ve köylerde hazır olan ham yünün piyasaya sürülmesiyle ekonomik durum yavaş yavaş normale dönmeye başladı. İran’dan kervanların yeniden getirdiği ipeğin de ihraç mallarına eklenmesiyle piyasada bu mala karşılık olan talep bir ölçüde karşılanmış oldu..
   Bu arada acil konu depoların, antrepoların bir an evvel yapılabilmesiydi. Hanların, Bedestenin yeniden inşası gerekiyordu. Bu konuda İzmir’de bulunan Avrupalı tüccarlar büyük problemlerle karşılaşmışlardı. Ticari imkanları olan, mevcut tesisleri bulunan bir şehir aramaya başladılar. Seçenekler arasında olan Sakız, Foça ve Manisa, çeşitli nedenlerle tercih edilmedi. Aynı zamanda İngiliz Levant Co. kendisine üye olan İzmir’deki tüccarların İzmir’in dışında bir yerde çalışmalarına izin vermiyordu. 1683’de çıkardığı bir tamimle İstanbul, İzmir ve Halep şehirleri dışında iş gören İngiliz tüccarlarının şirket koruması altında bulunmayacaklarını ve kendi riskleri altında iş görebileceklerini bildirmişti. Bütün bu sorunları tartışan Avrupalı tüccarlar, İzmir’i kendi işleri için yeniden inşa etmek üzere harekete geçtiler..
   İngiliz tüccarların kendi binalarını yapma izinleri yoktu. Osmanlı hükumetinin de parası yoktu !.. İzmir’deki yerli işadamları da depremden çok büyük zarar görmüşlerdi. Bu durumda Avrupalı tüccarlar Köprülü Ahmed Paşa’nın varisleriyle görüştüler. Varisler, topluca bir avans verilmesi, kiraların yükseltilmesi ve inşaat için geçecek zaman içinde beklenmesi şartıyla Bedesteni, hanları ve gümrük binasını onarmayı kabul ettiler. Hollandalılar da Kara Mustafa Paşa’ya ait kervansarayın yeniden onarılması masrafını vermeyi önermişlerdi.
   Böylece 1691 yılından itibaren ticari işlemler tekrar başlamıştı. 1692 yılında Fransız Konsolosluğu’nda konuk olarak kalan Fransız gezgini Du Mont’un yazılarında, 1692 yılında Sancak Kalesi’nin faal olduğu ve ticaret olanaklarının sağlandığını, gerekli binaların inşa edilmiş olduğunu bildirmesi bu konuda iyi bir kanıt sayılmaktadır.  1699 yılında İzmir’e gelen gezgin Motraye, İzmir şehrinin bütün Türkiye’nin en zengin bir mağazası, alışveriş merkezi olduğunu yazmaktadır.  Dela Croix da şehirde ticari işlem gören başlıca malların ipek, pamuk, yün, deve ve keçi kılı, deri, balmumu, mahmude, yerli boyalı bezler olduğunu yazar. Tallot ise en önemli ticari malın, bazen 3.000 deveden olaşan kervanlarla İran’dan gelen ipek olduğunu, bunun yanında da Ankara ve Beypazarı’ndan gelen tiftiğin çok değerli olduğunu yazar…

  

( BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU ) 


( Sayın Melih Gürsoy’un araştırmalarından derlenmiştir..)  

Leave a reply:

Your email address will not be published.