191 ) KADINLAR, KADINLARIMIZ (1)

 

   10 Ocak 1824 gün, 3870 sayılı Bristol Journal gazetesinde bir haber yayınlanır : “Cumartesi günü, Feake adlı bir köylü, Chippiug Ougar hayvan pazarında karısını 10 şilinge satmıştır. Pazardaki satışlarda hayvan başına 1 peni vergi verilmesi gerektiğinden, görevli, parayı satıcıdan istemiş ve almıştır.”
   O dönemde İngiltere’de erkeklerin karısını satması, boşamanın kaba bir biçimi sayılmaktadır.. Satışın yasal bir nitelik kazanabilmesi için, kadının boynuna bir de tasma takılması gerekmektedir !.. Bu işler 1837 yılında suç sayılmaya başlar. O yıl, Yorkshire Mahkemesi, Joshua Jachbou adında birini, karısını sattığından dolayı, bir ay süreyle ağır hapse çarptırır..
   1840 yılında, George Dornby, Norfolk yakınlarında, yol üstünde karısını satan bir adama rastlar. Adam, karısının boynuna, pazara satılmaya götürülen bir hayvan gibi ipten bir yular geçirmiştir. Kadının üstünde giysi adına sadece bir gömlek vardır. Adam, karısını 10 şilinge bir çiftçiye satar..
   Uygar olduğunu iddia eden bir toplumdaki kadın haklarının, yaklaşık 150-160 yıl önce bile, ne durumda olduğunu gösteren bu bilgileri, sıkı araştırmacılarımızdan Salah Birsel’in “İstanbul-Paris” adlı kitabından not etmişim zamanında..
  
   8 Mart 1857’de New York’da kırk bin dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları için bir tekstil fabrikasında greve başlar. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, ardından çıkan yangın ve kapı önüne kurulan barikatlar nedeniyle dışarıya çıkamayan çoğu kadın, 129 işçi can verir. İşçilerin cenaze törenine on binlerce kişi katılır..
   26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da 2. Enternasyonele bağlı kadınlar toplantısında, Alman Sosyal Demokrat Partisi liderlerinden Clara Zetkin, 1857’de ölen kadın işçilerin anısına 8 Mart’ın Internationaler Frauentag yani Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını gündeme getirerek oybirliğiyle kabulünü sağladı.
   Tarihin 8 Mart olarak saptanışı ise1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı sırasında gerçekleşti.
  1960’lı yılların sonunda A.B.D’de de kutlanmaya başlandı ve böylece tüm dünyaya yayıldı. BM Genel Kurulu 16 Aralık 1977’de, 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti..
   Türkiye’de ilk kadınlar günü, “Emekçi Kadınlar Günü” olarak 1921 yılında kutlanmaya başlandı.
   İlk kadınlar günü 1921 yılında kutlanır ama, kadın haklarının konuşulmaya başlanması onlarca yıl önce başlamıştır..
   Ali Raşit ve Filip Efendi’nin 1868 yılında kurduğu “Terakki” gazetesi, haftada bir, pazar günleri, kadınlar için özel bir sayı çıkartmıştır.. 1886 yılında “Şükufezar” adında bir kadın dergisi yayınlanır. Arife Hanım’ın çıkardığı derginin fiyatı 50 paradır.Yazarlarının çoğu kadın olan “Hanımlara Mahsus Gazete” 1895 yılında yayımlanmaya  
başlar. Yönetmeni Şadiye Hanım, sahibi de, kocası İbn-ül Hakkı Mehmet Tahir Bey’dir.  Gazetenin üstünde ise şu satırlar yer almaktadır : “Kadınlar arasında eğitimi yaymaya hizmet eder. Kadın yazarlarımızın yapıtlarını yayınlamalarına aracı olur. Kadınlarımızın ulusal gelişimlerinin gerçekleşmesine çalışır. Haftada bir kez resimli olarak yayımlanır. Fiyatı 1 kuruştur.”
   Bu dergide görev alan kadınlar arasında ; Tarihçi Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım, Şair Leyla Saz, Şair Nigar Binti-Osman, Emine Semiye, Fatma Makbule Leman, Ahmet Vefik Paşa’nın torunu Fatma Fahrünnisa, Gülistan İsmet ve F.K.imzasıyla yazan Fatma Kevser bulunmaktadır.. Derginin bir de “Kızlara Mahsus” adında ek bir bölümü, 1898 yılında yirmi sayı kadar çıkmıştır..
   Kadın dergi ve gazeteleri İkinci Meşrutiyet ile birlikte birdenbire çoğalır. Yüzünü ilk gösterenler arasında Mehmet Rauf’un “Mahasin”i de (1908) vardır. Aynı yıl Selanik’te de “Kadın” yayınlanıyordur. Bunlardan başka “Kadınlar Dünyası”, “Hanımlar Alemi”, “Kadın Hayatı” gibi daha bir sürü dergi yayın için sıraya girmişlerdir. Cemal Sahir’in “Demet”i de bir kadın dergisi niteliğindedir. Yazıların çoğu kadın sorunlarına, kadın haklarına değinmektedir.. O yıllar, kadınların altın yıllarıdır..
   Meşrutiyetle birlikte kadın dernekleri de ses getirmeye başlar. En başlıcaları ; kuruculuğunu Belkıs Şevket’in yaptığı “Müdafaai Hukuku Nisvan” ve Halide Edip’in bir düzene soktuğu “Teal-i Nisvan”‘dır.. Bu dernekler kadınsız yeni bir Türkiye yaratmanın olanaksızlığını göstermeye çalışmaktadır. Yaymaya çalıştıkları ilke şudur :
“Kim demiş bir kadın küçük şeydir / Bir kadın belki de en büyük şeydir”
   Halide Edip 1912 yılında Nakiye Elgün’ün Fatih’teki evinde Teal-i Nisvan’ın yardım ve hastabakıcı kolunu da yürürlüğe sokar. Gerçek amacı ise, daha çok, düşünceleri açmaktır. Evin küçücük bir odasında çocuk bakımı, ev bakımı üzerine bilgiler dağıtılırken ; bir yandan da Fransızca, İngilizce dersleri veriliyordur. İngilizce derslerini Gedikpaşa Amerikan okulundan iki İngiliz kadın üstlenmiştir. Ayrıca okulun konferans salonu da dernek toplantılarına açılmıştır.
   Teal-i Nisvan Derneği, Sultanahmet civarlarında, otuz yataklı özel bir hastane de kurmuştur. Yapıyı, üyelerden Mihri Pektaş sağlamıştır. İki kadın üyenin eşleri olan bir cerrahla bir eczacı da hastanede gönüllü olarakçalışmaktadır. Türk kadınının, bu tür bir hastabakıcılığı ilk kez o günlerde başlamıştır..

 

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU..

Leave a reply:

Your email address will not be published.