189 ) “VAHŞİ” OLARAK GÖSTERİLEN, “YAHŞİ” BİR IRK !…

   Daha önceki bazı yazılarıma baktım da, epey bahsetmişim Kızılderililerden ; ama bu konuda yapabileceğim başka bir şey yok ; bu ırkı çok seviyorum nedense !.. Çocukluğumda okuduğum “Kinova” adlı çizgi roman bile bu duygumu değiştiremedi.. Bu çizgi romanın kahramanı olan Kinova, ailesi Kızılderililer tarafından katledilip kafa derisi yüzülen dazlak kafalı bir Beyazdı.. En büyük özelliği ise, yakınlarında bir yerde bir Kızılderili olduğu zamanlar kafa derisinin kaşınmasıydı !..
   Bu sempatiyi duymamda, “Kızılderililer Türk mü ?” söylemlerinin de bir etkisi olmadı tabii !.. Yukarıda bahsettiğim türde çizgi romanların veya ırkçı Hollywood filmlerinin, bu halkı sevmememi sağlamadığı gibi.. Zaten sonunda Amerikalılar da günah çıkartmaya başladılar.. “Godfather” filmindeki rolüyle Oscar ödülü kazanan Marlon Brando’nun törene gelmeyip, ödülünü almak üzere bir Kızılderiliyi göndermesiyle başlayan ; Dustin Hoffman’ın başrolünde oynadığı “Little Big Man” ; Richard Harris’in oynadığı “A Man Called Horse” ve Kevin Costner’in “Kurtlarla Dans” gibi filmleri ile devam eden uzun ve gecikmiş bir süreç…
 
   Yukarıda bir üyesinin fotoğrafı görülen Apachi kabilesiyle ilgili hazin bir öyküyle başlayalım..
   Mavi ceketlilere karşı özgürlük savaşı verenlerden biri de Apacheler’in reisi Mangas’tır. Yetmişi aşkın yaşına rağmen genç Kızılderilileri kıskandıracak ustalıkta ata binen, ok atan Mangas Colorado ya da “Kırmızı Yen”, 1863 yılının Ocak ayında, akan kanın durması için Beyaz adamla barış görüşmesi yapmaya razı olur. Askerlerin kampına doğru yola koyulan Mangas’ı savaşçıları yalnız göndermeyi kabul etmediğinden, yanına on beş yoldaş seçer..
   Apachiler kampın yakınına yaklaştıklarında Beyaz adamın bir sözcüsü, Mangas’ı almak üzere yanlarına gelir.. Ama, savaşçılar kampın direğine barışı simgeleyen beyaz bayrak çekilmeden reislerini göndermeyeceklerini söyleyince istekleri yerine getirilir. On beş savaşçı uzaklaşır uzaklaşmaz, çalıların arasına gizlenen askerler Mangas’ı esir alırlar !..
   McLean Kalesi’ne getirilen Apache reisinin General West ile karşılaşmasını, madenci Daniel Connor şöyle anlatır : “General, Mangas’ın mahpus beklediği yere yürüdü ; çevresindekilerin arasında görkemli bir heykel gibi duran ihtiyar reisin karşısında cüce gibi kalmıştı..”
   O gece nöbetçi olan Daniel Connor’ın tanık olduğu olaylar çok daha fazladır .. Askerlerin Mangas’a bir şeyler yaptığını gören Connor, karanlık bir köşeden, olanları izlediğinde insanlığından utanır. Askerler ateşte kızdırdıkları süngülerini ihtiyar reisin ayaklarına ve bacaklarına sürtüyorlardı !.. Mangas, kendisinin oyun oynanacak bir çocuk olmadığını söylediğinde askerler, tüfeklerindeki bütün mermileri bedenine boşaltırlar..
   General West’in, “onu sabaha kadar ölü olarak istiyorum” emri yerine getirilmiştir !.. Tek suçu barış toplantısına katılmak olan Apache reisinin cansız bedenine tabancalarındaki mermileri de boşaltır askerler.. Bir asker onun kafa derisini yüzerken, bir başkası kafasını keser ve kaynayan suda haşlar !..
   Savaşın başından beri barışı kucaklamak isteyen Kırmızı Yen’in başsız gövdesi bir hendeğe atılıp, resmi rapor düzenlenir : “Kaçmaya çalışırken vuruldu !..”
 
   Kızılderililer arasında at adı koymak yaygındır : Kızıl At, Amerikan Atı, Atlarından Korkan Adam, Kızgın At gibi… En ünlüsü ise “Halkın toprağı satılmaz” diyerek Kara Tepeler’in Beyaz adama satılmasına karşı çıkan Sioux direnişçisi Çılgın At’dır. Asıl adı “Tashunko Witko” olan Çılgın At, 23 Eylül 1875’de toprakları satmak üzere Robinson Kalesi’nde toplanan Kızılderili reislere “Kara Tepeler’i satmaya kalkışacak ilk reisi öldüreceğim” diye haber gönderir. Toprakları satma yanlısı reislerin planlarını altüst eden bu haberi getiren, Çılgın At’ın güvendiği yoldaşlardan Küçük Dev Adam’dı. Anlaşmanın bozulması üzerine toplantıdaki bazı Sioux’lar sevinç gösterisine başlarlar :
“Kara Tepeler,
 sevgili yurdum benim.
 Göz dikmeye kalkan sana,
 duyar sesini bu tüfeğin..”
   General Sheridon’ın, 7 Şubat 1876’da, toprakların satılmaması için direnen Oturan Boğa ve Çılgın At’ın önderliğindeki Kızılderililere karşı başlatılacak harekatı yönlendirmek üzere görevlendirilmesiyle katliam defterinde yeni bir sayfa açılır. Harekat sırasında Kızılderililerin köyleri yakılır, halk göçe zorlanır ve atlarına ordu tarafından el konulur !..
   17 Haziran 1876’da, Çılgın At, askerlere karşı büyük bir zafer kazanır. Kızılderililer atlarından hiç inmiyor, sayıca kendilerinden fazla olan askerleri küçük gruplar halinde geri çekilme numarasıyla peşlerine takıyor ve aniden geri dönerek saldırıyorlardı. Beyazların “Rosebud Savaşı” dediği direnişin Kızılderililerdeki adı “Kızın Kardeşini Kurtardığı Savaş” idi..Bunun nedeni, çarpışma sırasında atı vurulan Cheyenneler’in lideri Ansızın Beliren Reis’in, kız kardeşi tarafından atının terkisine alınması suretiyle kurtulmasıdır..  
   Çılgın At, “Büyük Baba” ile görüşmek üzere Washington’a giden reislerin geriye şişmanlamış ve gevşemiş olarak döndüklerini söyleyerek tüm davetleri geri çevirir. Rezervasyonlardaki Kızılderilileri, direnişi sürdüren Nez Perceler’e karşı başlatılacak askeri harekata katılmamaları konusunda uyardıysa da, birçok Sioux savaşçısı mavi ceketli üniformayı giymeyi kabul ederler. Adamlarının onurlarını da satmış olmalarına çok üzülen Çılgın At, kendisine sadık yoldaşlarını toplayarak yeni bir direniş örgütlemeye koyulur. Ama askerler, Çılgın At’ı eski dostu Başı Bulutlara Eren’in yanında tutuklarlar. Robinson Kalesi’ne getirildiğinde kendisini Beyaz adamın satın aldığı bir Kızılderili karşılar. Rezervasyon polisi kılığındaki Kızılderili, iki yıl önce Çılgın At’ın elçiliğini yapan Küçük Dev Adam’dan başkası değildir !..
   Kaçmak isteyen Çılgın At’ı, üstüne atlayan Küçük Dev Adam engeller. Koşarak gelen bir asker, onun tuttuğu Çılgın At’ın karnına saplar süngüsünü.. Çıkarıp bir kez daha saplar, bir daha, bir daha !..
   5 Eylül 1877 günü öldürülen Çılgın At, 35 yaşındadır. Askerler ölüsünü annesi ve babasına teslim ederler. İhtiyar karı-koca, Çılgın At’ın cansız bedenini atların çektiği bir kızağa koyarak kaleden uzaklaşırlar..
   Sürgün edilen Kızılderililer 1877 yılının sonbaharında askerlerin eşliğinde kuzeydoğudaki çorak arazilere gönderilir. Göç sırasında bir grup Kızılderili, direnişi sürdüren Oturan Boğa’ya katılmak üzere kaçarlar. Aralarında Çılgın At’ın yaşlı annesi ve babası da vardır !..
   Opi Wakwala deresinin yakınlarında yaşlı karı-koca bir ara kaybolurlar gözden. Geriye döndüklerinde oğulları Çılgın At’ın, yanlarında taşıdıkları kemikleri ve yüreğini çoktan gömmüşlerdir ; yalnızca kendilerinin bildiği bir yere !..
   1880 yılında, değişik milletlerden insanların çalıştığı bir sirk İstanbul’a gelir.. On üç-on dört yaşlarında bir kızılderili de vardır sirkte ; Mira Miro Vanzoci.. Bu delikanlı, Çırpıcı Çayırında sunduğu gösterisinde eyersiz, çulsuz, çıplak bir ata biner. Atını, Çin ejderhalarına benzetilerek oyulmuş bir ağaç kütüğünün etrafında dört nala sürerken, başındaki rengarenk tüylerin açılışını gören İstanbullular kendisine hayran kalır.. İstanbul’da at koşturan ilk Kızılderili unvanını taşıyan Vanzoci’nin asıl marifeti ise çok keskin bir nişancı olmasıdır. Vanzoci, izleyicileri büyülemişken elinde tuttuğu on baltayı etrafında döndüğü ağaç kütüğüne teker teker fırlatır.. Baltalar yukarıdan aşağıya doğru aynı hizada saplanırken, bir tanesi bile sağa ya da sola kaymaz.. Üstelik yandan bakıldığında, baltaların sapları da aynı açıdadır. Gösteriden sonra seyirciler arasında dolaşan Vanzoci, resmini hatıra olarak bir kuruşa satar.. İstanbulluların sevgisini öylesine kazanmıştır ki, herkes resmini beş kuruşa alırdı. Hatta bir mecidiye bile verenler az değildi..

Leave a reply:

Your email address will not be published.