188 ) DİLİN KEMİĞİ !..

   İlber Ortaylı’nın, “İstanbul’dan Sayfalar”  adlı kitabında belirttiğine göre ; 15. yüzyıla kadar atalarımız tarafından kullanılan Eski Anadolu Türkçesi, bu yüzyıldan itibaren Arapça ve Farsça’nın da katılımıyla Osmanlı Türkçesi halini almış. Bilhassa İstanbul’un fethinden sonra, yeni başkentteki diğer milletlerin dillerinden de birçok kelime girmiş dilimize..
   15. yüzyıl İstanbul’unda Doğu Roma ya da Bizans mirası bir Musevi cemaat vardı. “Romanyot” diye tanınan bu topluluk Yunanca konuşurdu. Zamanla Yunanca kaybolmaya başladı ve 15. yüzyıl sonlarında İspanya’dan ve Avrupa’nın diğer taraflarından akın eden Musevi mültecilerle birlikte İstanbul’a İspanyolca (Kastilyan) da girdi..
   18. ve 19. yüzyıllarda, yeni bir hayat arayan bir yığın İtalyan da geldi. Bunların çoğu inşaat işçiliği, marangozluk ve demircilik yaptılar. Böylece, İtalya’da proleteryanın kullandığı tüm lehçeler kısa zamanda Türkçe, Rumca, Ermenice ve İstanbul İspanyolcası ile kaynaştı ve dilimize bazılarını halen kullandığımız birçok kelime girdi..
   Bunlara azımsanmayacak miktardaki Bulgar, Sırp ve Arnavutları da eklersek, o dönemlerde İstanbul’un ne kadar kozmopolit ve evrensel bir kent olduğu da ortaya çıkar..
   Şu iki örnek cümleyi ele alalım : “Paydosta mağaza kapandı, fistan alamadım” …”Hava poyrazdı, yalının fenerini yakamadım”..
   “Mağaza” : İtalyanca ; “Fistan” : Yine İtalyanca “fustagno” biçiminden, Arapların “fustan”ından geçme … “Hava” Farsça ; “Yalı” , “Poyraz” , “Fener” , “Paydos” ise Rumca’dan…
   Denizcilik deyimlerinin çoğu İtalyanca’dan ve Rumca’dan.. Venediklilerin “coverta”sı Arnavutların dilinde “güverte” olmuş ve aynı zamanda “kumar masası” anlamında da kullanılıyor.. “Scala” ise önce “scele” sonra da “iskele” olmuş..  Kibrite eskiden “sernik” derlermiş.. “Kibrit” ise Arapça “fosfor” demek..
   “İzbe” , “dobra dobra” Slav dillerinden girenler.. “Tuğla” , İtalyanca kiremit anlamına gelen “tegola”dan gelir..
   Dildeki bu renklilik, sıra argoya geldiğinde daha da artıyor..
   “Binanın yüzü” anlamındaki, İtalyanca “Faccia” ; külhanbey argosunda “alırım façanı aşağıya ! ” olmuş.. Ermenice “hile” anlamına gelen “madik” ; argoda “madik atmak” olmuş.. “Çocuk” ise, ya Arapça “veled” ya da Ermenice “bızdık”..
  
   Arkadaşını uyaran bitirimin dilindeki şu evrensel renklilik ancak İstanbul argosunda olabilir : “Aftos, piyanço cuntada cızlama çekiyor, dikizine cavlarım” Yani diyor ki : “Sevgili dostum üstünde bit çırpınmakta, dikkatini çekerim” !..
  “Osmanlı Argosu Sözlüğü” yazarı Filiz Bingölçe, şöyle tanımlıyor argoyu : “Argo, bireysel psikolojilerin ürünü olarak üretilmiyor, toplumda yaşayan bir grubun ortak yaratısı olarak dikkat çekiyor. Grup ilişkileri, dil ve etkileşim meselesi, argonun temelini oluşturuyor. Bu anlamda argonun var olabilmesi için, mutlaka bir gruba ait olması gerekiyor. Bu nokta, argo ile küfrün ayrıldığı yer.. Çünkü küfür, toplumun tamamı tarafından anlaşılan bir dil ürünü ; söylenir söylenmez etkiliyor ve tepki çekiyor. Zira amaç, hakaret etmek.. Oysa argonun derdi hakaret etmek değil, olsa olsa ifadeyi güçlendirmek ve bir tutam mizaha kara mizah da bulaştırarak, var ettiği grup ilişkilerini özelleştirip pekiştirmek olabilir..”
   Hulki Aktunç ise, “Argo, dillerin kardeşliğidir” diyor..
   Argo, şifreli dildir.. Kaba konuşma ya da küfür değildir.. Dili şifreleyen ve ona yenilikler katan bir dil öbeğidir.. Bizim argomuzun altında 24-25 değişik dil bulunmaktadır..
   Reşat Ekrem Koçu’nun “Yalınayaklılar” kitabından aldığım, yeniçeri argosu örneklerine dikkatinizi çekerim :
“Tavlada düşeş atmak” cümlesinin anlamının, “aşçı dükkanında dayak yemek” olduğu kimin aklına gelir, eğer yeniçeri değilse ?!..
 “Şu hurmanın çileğinden bal almalı” : “Şu esmer güzelinin göbek çukurundan öpmeli”..
 “Sucuğu elemek” : Zengini soymak ; “Camcı gavur” : Kurnaz kasap …
   Osmanlı argosundan da birkaç örnek : Kokoros : Yaşlı erkek ; Abu : Zampara ; Kasık kombarası : Sevgili ; Akcinnü : Rakı ; Duledar : Evlilik çağına gelmiş tombul kız !..


   Argo küfür değildir ama, örneğin “ulan” ; Osmanlıca “oğlan” sözcüğünün okunuşu olan “lan”dan gelir ve cinayet sebebi bile olan ağır bir hakarettir… Bu konuda Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25 Kasım 1999 tarih ve 1999/730 sayılı, Yargıtay tarafından da onanmış, bir kararı var..  “Lan” sözünü sarf eden kişi, karşı tarafa manevi tazminat ödemeye mahkum edilmiş..
   2006 yılı Haziran ayında, Mersin’de bir çiftçiye “artistlik etme lan ! ” diyen sayın Başbakan ise suçlu değildir, oğlunu azarlayan yarı sert, yarı müşfik bir babanın davranışıdır o !..
   Zaten siyaset tarihimiz bu tip konuşmalara hiç de yabancı değil.. Yalnızca, seviye her geçen gün düşmekte..
   Demokrat Parti döneminde, tek kişilik bir ordu gibi Menderes’e kök söktüren, bu yüzden Kırşehir’in ilçe olmasına neden olan Osman Bölükbaşı, onunla aynı görüşte olsun, olmasın herkes tarafından sevilirdi.. Onun yüzleri güldüren anılarından birisini aktarayım : Bir gün Meclis’te konuşurken milletvekillerinden Murat Ali Ülgen, “Sen erkek misin be ” diye seslenince, “Murat Ali, erkekliğimin zekatını versem sen de erkek olurdun” yanıtını yapıştırıvermiş !..
   Sonraki yıllarda yapılan bir söyleşide ise şunları söylemiştir : “Siyasi hayatımda beni en çok üzen şey, ne zaman konuşmaya başlasam İsmet Paşa’nın kulaklığını çıkarıp masaya koymasıydı”..
   Mitingi meydanlarında kendisini alkışlayıp da sonradan gidip DP’ye oy verenlere söylediği : “Sizin harmanınız büyük de, taneniz çıkmıyor. Burada beni dinlerken aşka gelip rahmanı alkışlarsınız, sandık başına gidince şeytana sarılırsınız !..”
   Siyasette “bel altı vurmanın” en çarpıcı örneği ise CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’e ait.. Seçim kampanyası sırasında, yıllar önce çekilmiş kepli kolej fotoğrafını basına dağıtan ve sünnetsiz olduğunu iddia eden DP milletvekiline verdiği, “karısı da amma gevezeymiş” yanıtı sınırları zorlayan cinstendi..
   Ya “tonton” !.. Örneğin, “Yengemin şeyi olsa eniştem olurdu” vecizesi unutulmaz .. Daha da beterini Erdal İnönü gibi son derece efendi ve kibar bir kişiye karşı sarf etmekten çekinmemişti : “Benimle değil, küçük Turgut’la uğraş !”.. Buna aynı üslupla gelen yanıt ise, milletvekili sıralarından, ama Cüneyt Canver’e aitti : “Yalnız Turgut Bey’in değil, herkesin küçüğü var. Onunla Semra Hanım uğraşsın !..”
   Turgut Özal’ın diğer bazı incileri ise şunlardı : Bursa milletvekili İhsan Sabri Çağlayangil için “Ne de olsa Bursalı” sözü, “Kodum mu oturturum” sözü, yine Erdal İnönü için “Boyu uzun,akla kısa” sözü hep polemiklere neden olmuştu..
   Sonra yavaş yavaş kantarın topuzu kaçmaya başladı .. Kapatılan RP yasaklı milletvekili Şevki Yılmaz, genelev açılışını yapan Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan’a “pezevenk adam, önce karını gönder” sözü ile tarihe geçmiştir !..
   Bu arada ; Cavit Çağlar’ın “Yavşak”, Tansu Çiller’in (Mesut Yılmaz için) “şerefsiz onbaşı” ; Erbakan’ın (Ecevit’e ) “öküz” ; Cem Uzan’ın (RTE’a) “Allahsız” dediklerini de unutmamak gerekir..
   2009 yılında, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in “Has…tirin” sözü, Bülent Arınç’ın “Şeyini şey ettiğimin şeyleri” ve Recep Bey’in “ananı da al git” sözleri ile “devlet adamlarımızdan güzel sözler” bölümünü kapatıyorum !..

   Neyzen Tevfik, 60 liralık maaşını kestirten İstanbul Valisi Lütfü Kırdar için şu ikiliği yazmış :
“Allah senin hamurunu necasetle (b.k) yoğurmuş
  annen seni s.çarken yanlışlıkla doğurmuş !.. ”    


TARİHTEN VERDİĞİM ÖRNEKLER, ALDIĞIM ALINTILAR ARASINDA TERBİYE SINIRLARINI ZORLAYANLAR  DA OLDUĞU İÇİN AFFINIZA SIĞINIRIM  !.. 

Leave a reply:

Your email address will not be published.