187 ) İLK “TURİST” PADİŞAH !..

   Beylerbeyi Sarayı’nda, tarihimizdeki ilk ve tek padişah heykeli bulunmaktadır. 1871 yılında, heykeltıraş C.F.Fuller’ın yaptığı bu küçük heykelde, at üstünde oturan, Osmanlı’nın otuz ikinci padişahı, Abdülaziz’dir..
   Abdülaziz, sadece heykelini yaptırtan tek padişah değil ; ziyaret amacıyla Avrupa’ya giden tek sultandır da aynı zamanda..
   O, Avrupa’ya gidecek diye ; Boğaz kıyısındaki Paşabahçe Cam Fabrikası ve Hereke’deki dokuma fabrikası hummalı bir çalışma içine girmiştir. Cam eşyalar, avizeler, halılar, perdeler, yatak örtüleri ; Haliç Tersanesi’nde yenilenen “Sultaniye” yatına taşınmaktadır. Taşınan eşyaların bir kısmı padişahın vereceği hediyelerdir, diğerleri ise yüzer bir saray gibi olması istenen yat içindir.. Yatın üst kat salonu kapatılarak yeni kamaralar eklenmekte, tüm eşyalar yenilenmektedir.

   1867’de gerçekleşecek, Paris’teki Milletlerarası Sergi’ye III. Napoleon’un yaptığı daveti Abdülaziz kabul etmiştir. Serginin şeref konuğu olacaktır.. Onun bu seyahate çıkmaya karar vermesinde en büyük pay ise Fuat ve Ali paşalardadır.Paşaların bu kadar ısrarcı olmasının başlıca nedeni şudur : Rusya ile birlikte hareket eden Fransa’ya, Balkanlar’daki Türk siyasetini anlatmak ve doğabilecek yeni bir Rus savaşına böylelikle engel olabilmek. Ayrıca, aleyhimize gelişen Girit sorununa da zaman kazandırmak. En önemlisi ise, Avrupa’daki yenilikleri yerinde görecek olan sultanın, yapılması düşünülen reform hareketlerine güç katmasıdır…

   21 Haziran 1867’de, Ortaköy Camii’nde kılınan cuma namazının ardından padişah Dolmabahçe Sarayı’na gelir ve buradan da saat 16:00’da ayrılarak, kendini Boğaz’da bekleyen, Gamsız Hasan Bey’in komutasındaki Sultaniye yatına geçer.. Abdülaziz’in yanında oğlu Yusuf İzzettin, Veliaht Murat Efendi, Şehzade Abdülhamid ve Dışişleri Bakanı Fuat Paşa’nın da olduğu makam sahibi insanlar vardır.
   Heyete eşlik edecek diğer görevliler, malzemeler ve hediyelik eşyaların da yüklendiği, padişahın annesinin adını taşıyan, “Pertevniyal” vapuruna binerler. Aziziye ve Orhaniye zırhlı firkateynleri seyahat boyunca padişahı korumakla görevlendirilir..
   28 Haziran günü Toulon’a varılır. Özel olarak hazırlanan bir vagona binen Abdülaziz, önce Marsilya, oradan da Paris’e ulaşır. Garda III. Napoleon tarafından bizzat karşılanır ve Parislilerin yoğun ilgisi altında önce Tuileries Sarayı’na, ardından da Abdülaziz’in kalması için ayrılan Elysée Sarayı’na gidilir..
   1 Temmuz günü Abdülaziz ve beraberindekiler, yeni icat edilmiş makinelerin görücüye çıktığı sergiyi gezmektedirler. Padişah, çember şeklinde bir cetvel ve önünde asılı kadife kaplı bir toptan oluşan makinenin önünde durur. Bu, günümüz lunaparklarında da görülen, topa atılan yumrukla kol kuvvetinin ölçüldüğü ilkel bir makinedir. Abdülaziz, makinenin adını sorduğunda ; kısa süren bir kararsızlığın ardından, bir Fransız yetkili yutkunarak cevap verir : “Téte Turque” ..
   Mevsim yazdır ama buz gibi bir hava eser ortalıkta.. Fransız mucit, “Türk Kafası” adını verdiği makinenin önünde Osmanlı padişahının duracağını nereden bilsin ?!.. Demek, Avrupalı için Türk kafası yumruk atmaya yarıyordu !..
   Sessizliği Abdülaziz bozar : “Halil Paşa, göster bakalım şunlara Türk kolunun kuvvetini.”
   Kayserili Halil Paşa, Abdülaziz gibi heybetli birisidir. “Emriniz başım üzre hünkarım” dedikten sonra ceketini çıkarır ve gömleğinin kollarını sıvar. Herkes nefesini tutmuş olacakları beklemektedir. Halil Paşa yaradana sığınarak öyle bir yumruk savurur ki, dinamometrenin dağılan yuvarlak ibresi bir Fransız’ın, kopan topu bir başka Fransız’ın, yayları da etrafta toplanan öteki meraklı Fransızların ayaklarının dibine savrulur..
   Dağılan makinenin karşısındaki Halil Paşa alaycı bir dille şunu söyler : “Bu, Türk kafası değildir ; olsa olsa Avrupalı kafası olmalı ki bir vuruşta dağıldı.”
  
  

   Bu gezi sırasında Abdülaziz, Kraliçe Eugénie’nin güzelliği karşısında büyülenecek, İstanbul’a geri döndüğünde gözü hiçbir cariyeyi görmeyecektir. İadei ziyaret için İstanbul’a gelen Fransa Kraliçesi ile Abdülaziz arasında aşk yaşanmış mıydı ? Bu sorunun yanıtı, Eugénie’ye tahsis edilen Beylerbeyi Sarayı’ndaki Abdülaziz heykelinin suskunluğunda gizlidir !..
   Sultan Abdülaziz’in Avrupa’ya yapacağı ziyaret öncesinde oldukça önemli bir hukuki sorun yaşanır. Sorun şudur ki, padişahın adımını atacağı her yer kendi toprağı sayılacaktır. Aynı zamanda halife olan padişahın, Müslüman olmayan topraklara adımını basacak olması kimi çevrelerde hoşnutsuzluk yaratır. Bu, mutlaka aşılması gereken bir sorundur !..
   Son derece zeki bir öneri sonucu ortaya atılan çözüm, sorunu kökünden halleder : Abdülaziz’in ayakkabılarının tabanı açılacak, içine İstanbul toprağı serildikten sonra yapıştırılacaktır. Böylelikle padişah dünyanın neresine giderse gitsin kendi toprağına basmış olacaktır !..
   Abdülaziz’in ayakkabılarının içindeki toprak sayesinde İstanbul, Avrupa’yı gezmiş olan tek dünya kentidir !.

Leave a reply:

Your email address will not be published.