184 ) İZMİR TARİHİNDEN ESİNTİLER !..


   Tarihi belgelerde İzmir’in en eski adı “Zmürna” olarak geçmektedir. Bu ifadenin, Ege Denizi kıyılarında yaşamış Luvilerden geldiği anlaşılmaktadır.
   İon yazımında Smyrna yazılışının Zmirni olarak telaffuz edilmesinden kaynaklanarak, şehrin adının sonradan İzmirni olarak kullanılmaya başlandığı varsayılmaktadır. Şehrin İzmir adını alışı ise, Türklerin Malazgirt Savaşı’ nı takiben Anadolu’ya yerleşmesinden sonraya rastlamaktadır.. “İzmir” adı ilk kez, Anadolu’ya yerleşen Türkler tarafından kullanılmıştır..
   Arkeolojik araştırmalar İzmir’de İ.Ö. 3000′ lerde yerleşme olduğunu ortaya koymuştur. İlk yerleşim, Bayraklı dolaylarında olmuştur. Şehir, Bayraklı tepeleri mevkiinde “Navluhan” adıyla kurulmuştur..
   Ünlü coğrafyacı Pausanias, Smyrna’nın yeniden kuruluşunu Büyük İskender’e bağlamaktadır. İskender’in, emrindeki komutanlara, Smyrna’nın Kadıfekale’de (Pagos Dağı) kurulmasını buyurduğunu yazmıştır.
   Kaynaklar, İzmir’in ikinci kuruluşu çalışmalarına İskender’in komutanlarından Antigonos tarafından başlandığını, ancak ölümünden sonra bu çalışmaların Batı Anadolu’yu ele geçiren Lysimakhos’un tamamladığını yazmaktadır..
   Roma çağı İzmir’inin en önemli kalıntısı olan, Agora’daki Bazilika’nın anıtsal kapısı üzerindeki kilit taşında Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un eşi İmparatoriçe Faustina’nın kabartması vardır.
   Kısacası İzmir ; yaklaşık 5000 yıllık bir uygarlık sentezinin mitolojik, arkeolojik, tarihi, felsefi ve sosyolojik temeli üzerinde yaşamını sürdürmektedir..
   
   Gazeteci-yazar Yaşar Aksoy’un dedesi Hilmi (Dölek) Efendi ; Namazgah Sübyan Mektebi, daha sonra ise, Cumhuriyet’te, Misaki Milli Mektebi başöğretmenidir. Agora kazılarını yürüten Kantarağası Selahattin Efendi’ nin de yakın arkadaşıdır.
   Yaşar Aksoy’un, “Hayatım Kitap” adlı kitabında anlattığına göre ; Agora kazılarında, önceleri , her sabah İzmir Hapishanesi’nden gardiyan gözetiminde ödünç alınan, birbirine zincirli mahkumlar çalışıyormuş. 1926’da İzmir Valisi olan  Kazım Dirik Paşa, bu mahkumları birer günlüğüne Arkeolog Selahattin Efendi’ye ödünç verip güneş batmadan geri alırmış hapishaneye..
   Bazilika’yı ortaya çıkaran, Demeter ve Poseidon heykellerini toprak altında bulanlar hep bu mahkumlarmış..
   Yağmurlu bir günde, öğle yemeği molası sırasında, mahkumlar gardiyanı tepeleyip hep birlikte kaçmışlar… Vali Bey çok sinirlenmiş bu işe ve kazıya mahkum vermekten vazgeçmiş, yasaklamış..
   Kazı alanının dibinde Misaki Milli Mektebi vardır. Selahattin Bey, Yaşar Aksoy’un dedesi Hilmi Bey’in müdür odasına gelir ve dertleşirler.. Hilmi Bey, arkeolog arkadaşını teselli eder, sonra onu yerinden kaldırıp, okulun son sınıflarına götürür. En arkalarda toplanmış oturan babayiğit öğrencileri gösterir. Bunlar iri yarı, kömürcü ve fırıncı çırakları, hamal, manav, kasap yardımcıları, hamam tellakları, mahallenin yaşı geçmiş dövüşken ve kabadayı çocuklarıdır..
   Hilmi Bey, “haydi bu pehlivanları sana ödünç veriyorum, hepsi güçlü kuvvetlidirler, istediğin kadar al, ancak öğlen yemeklerini yine kazı alanında yesinler” diyerek Selahattin Bey’i müthiş sevindirir..
   Böylece Misaki Milli Mektebinin azılı öğrencileri kazma küreklere asılırlar. Mahkumların bıraktığı yerden onlar devam eder kazıya..
.    

   Yaşar Aksoy’un, aynı kitabında bahsettiğine göre ; İzmir’in 1894 yılında seçilen, üçüncü belediye başkanı Yahya Hayati Paşa, karun kadar zengin bir Abdülhamid dönemi paşasıdır. Jurnalci olduğu da söylenir. Körfez vapur işletme hakkını alan ilk Müslüman tüccardır. Karşıyaka, Bayraklı, Karataş, Göztepe ve Güzelyalı ahşap iskelelerini kurup İngiltere’den buharlı gemiler getirtmiştir. Muazzam maden işletme imtiyazları vardır. Burdur Krom Madenleri’ni işletir, palamut ihracatı yapar, develerle getirttiği palamutları depolamak için Palamut Hanı’ nı inşa eder. Hanın yarı hissesini Ayşe Mayda Hanımefendinin babası Hamalbaşı Salih Ağa’ya verir. Bayraklı dağlarını Ermeni Ptakos’tan satın alır..
   Bayraklı kıyısında, yukarıda resim ve fotoğraflarını koyduğum, Rum mimar Andon Gavado’nun nezaretinde otuz odalı köşkünü yedi yılda inşa eder.. Taş ocaklarından koca koca taşları iri kadanalarla inşaatına aylarca taşır. Adeta Bayraklı padişahı gibidir !..
   Öte yandan da fakir fukara dostudur. Okullarda bedava ders vermiştir. Köşkünde verdiği yemekler de meşhurdur.. Bu sofralar sadece zenginlere değil herkese açıktır..
   Yahya Hayati Paşa’nın Nehir, Gülfem, Mediha ve Mevhibe adlı dört kızı olur. Kızlarından Mediha, İzmir’in ikinci belediye başkanı Ragıp Paşa’nın büyük oğlu Faik Bey ile evlenir. ..Ragıp Paşa ise Latife Hanım’ın dayısı olmaktadır !…
     

   Yaşar Aksoy’un değerli kitabından son çalıntı parçayı da sizlerle paylaşayım bari !..
   Türkiye’nin 1935’de seçilen ilk on sekiz kadın milletvekilinden biri olan şair Benal Nevzat ; 1905 yılında Adana Hapishanesinde, II. Abdülhamid yönetimi tarafından katledilen İzmirli vatan şairi Tevfik Nevzat’ın kızıdır..
   Gazi Mustafa Kemal ; İzmir’in kurtulduğu 1922 yılında, Benal Nevzat’ı arayıp bulur ve onu Fransa’ya, Sorbonne Üniversitesi’ne edebiyat öğrenimine gönderir. Dört yıl sonra, İzmir’e döner dönmez bir sivil toplum lideri olarak halkın en önünde devrim örgütlenmesi çalışmalarını yürütür.
   1930 yılında Belediye Meclisine seçilen ilk kadın üye olur. Hilal-i Ahmer (Kızılay) ve Veremle Savaş Derneği yöneticilikleri yapar..
   1935 yılında ise, bizzat Atatürk tarafından milletvekili seçilir…

Leave a reply:

Your email address will not be published.