175 ) VARLIK VERGİSİ !..

 İnönü ve Saraçoğlu

   1939 yılından itibaren ekonomik sıkıntılar daha da ağırlaşır.Fiilen savaşa girmemiş olsak da, Türkiye, savaş ekonomisinin şartları altındadır. Hükumete duyulan tepki artmaya başlar. Çare olarak varlık vergisi uygulamasına gidilecektir. Gerekçe, “olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek karlılığı vergilendirmek”tir. Herkesi kapsayacak görüntüsü vardır ama, basına kapalı yapılan CHP grup toplantısında Başbakan Şükrü Saraçoğlu bambaşka bir gerekçe açıklar : “Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz.”
   Varlık Vergisi o dönemin karanlık yönüdür ve ekonomiyi Türkleştirme siyasetinin son aşamasıdır. Kanun daha Meclis’ten çıkmadan ülkenin önde gelen gazetecileriyle bir toplantı yapan Saraçoğlu, bu verginin ülkenin yararına olduğuna dair kamuoyu oluşturmalarını ister. Yaz ayları boyunca gazetelerde gayrimüslimleri hırsızlık, karaborsacılık, vurgunculukla ilişkilendiren haberler çıkar, azınlıkları küçük düşüren karikatürler yayımlanır..

   Şevket Süreyya Aydemir, “İkinci Adam” üçlemesinin ikinci cildinde, Varlık Vergisi ile ilgili görüşlerini şöyle dile getirir : “Biz Türkler asırlardan beri bin bir savaşta, sanayiye, para ve sermaye biriktirmeye vakit bulamadık. Sizler, yani bütün azınlıklar ise bunu yaptınız. Biz sizi savaşlardan koruduk. Siz orduya asker vermediniz. Hatta birtakım yollardan vergi de vermediniz. (…) Bu bizim asırlarca dökülen kanımızla ; sizin bu sefer vereceğiniz bir iki yüz milyon kağıt liralık varlık verginizi karşılaştırırsak ve buna hatta bir ‘kan vergisi’ desek, hesaplaşmamız acaba çok zalimane olur mu ? İsterseniz bizim dökülen kanlarımız ve sonsuz askerlik emeklerimizle sizin şu servetlerinizi bir teraziye koyarak hesaplaşalım..”
   Sözde herkese eşit uygulanmak üzere çıkartılan ve 350 milletvekilinin oybirliğiyle 11 Kasım 1942 günü kabul edilen Varlık Vergisi Kanunu, uygulayıcılara geniş yetki tanımıştır. İstanbul ekonomik, sosyal, kültürel ve demografik özellikleri nedeniyle özel ilgi görür ve verginin % 70’i İstanbul’daki mükelleflere tahakkuk ettirilir. Bu mükelleflerin % 87’si gayrimüslimdir. Oysa o yıllarda Müslüman-Türk şirketlerinde patlama yaşanmıştı. Anadolu eşrafı ve büyük toprak sahipleri, savaş yıllarında yaşanan darlık sayesinde yüklü para kazanmıştı. İstanbul bu tarihlerde göç almaya başlamış, gelenler çoğunlukla ticarete yönelmişti. İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı olanların sayısı 28.000’e yükselmişti ki, bu, 1942 yılında 8.000 kişilik bir artış demekti..
   Varlık Vergisi’nin sonuçlarından biri de gayrimüslimlerin tasfiye edilerek, Anadolu’dan İstanbul’a gelen Müslüman-Türk girişimciye hazır bir piyasanın devredilmesidir. Elden çıkarılan gayrimenkullerin % 30’unun devlet kontrolündeki kuruluşlar tarafından satın alınması ilginçtir..
   Azınlıkların her kesiminin iş yerine, evine, ev eşyası ve sermayesine el konur, yaşam hakkı tanınmaz. Vergisini ödemeyenler veya ödeyemeyenler Aşkale çalışma kampına yollanır. Başbakan Saraçoğlu’nun New York Times gazetesinin sahip ve yazarlarından Cyrus L. Sulzberger’e verdiği demeç, Varlık Vergisi’nin mantığını gayet iyi özetler : “Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçan kimseler hakkında bu kanun bütün şiddetiyle uygulanacaktır.”
   Ama bütün bu çabalara rağmen hükumet umduğunu bulamaz, eleştiriler yoğunlaşır. Gerçi Varlık Vergisi tasfiye edilir fakat vurgunculuk yüzünden hükumete karşı yükselen tepkileri azınlıklara yönlendirme siyaseti olarak da tarihe geçer. Gayrimüslimler beraberlerinde büyük bir deneyim ve bilgi birikimini de götürerek anavatanlarını terk ederler. Başta İstanbul olmak üzere şehir kültürü fakirleşir. O yıllarda siyasi ve ekonomik güçlük içinde olan Yunanistan ise, İstanbul’dan göç edenler sayesinde kalkınır…
   Ama en büyük kayıp, vatandaşın devlete duyduğu güvenin sarsılması olmuştur. Günün birinde devletin şu veya bu gerekçeyle takdire dayanan bir vergi koyup istediği zümreyi iflasa sürükleyebileceği endişesi, Varlık Vergisi’nden gelecek kuşaklara kalmış bir mirastır. Bütün bu kanunsuzluk ve düzensizliklerin karşılığı ise, Hazine’ ye Varlık Vergisi’nden sağlanan 221 milyon liradır. İstanbul Defterdarı Faik Ökte anılarında, “Ben kendi hesabıma bu konuda devletin ciddiyetine ve onuruna vurulan bu darbe dolayısıyla başta Başbakan olmak üzere, hepimizin toptan Yüce Divan’a sevk edilmeyişimize hala hayret ediyorum” der. 6-7 Eylül olaylarına tanık olduktan sonra bu hayretinden vazgeçmiştir büyük olasılıkla !..


 
   Öyle idare amirleri vardı ki, Maliye Bakanlığı’nın telefon telkinlerini “vur deyince öldür” şiddetiyle uygulamışlardı. Sadece gayrimüslimlere karşı değil, Müslüman Türklere karşı da… Bunun bir örneğini, o sırada Bayramiç’te kaymakam olan İhsan Sabri Çağlayangil şöyle anlatmıştı : “Bayramiç’te gayrimüslim de yok. En zengin adam bir buğday tüccarı. Adı Ali Nail. Hesapladık, kaldırılacağı kadar vergi yazdık. Çanakkale Valisi Fehmi Bey, bunu az bulmuş, bana artırılsın diye talimat veriyor. Uygulanması olası değil. Adamın verebileceği o kadar. Ama Vali az buldu. Bayramiç’teki sonucu ve beni isyan etmekle suçladı. Merkeze çok ağır bir şifre yazdı. Bana bildirdiler. Ben de aynı şekilde karşılık verdim..”
   Ankara’daki vergi uygulaması daha esnekti. Ankara’nın en zengini olan Vehbi Koç’a tahakkuk ettirilecek vergi, kendisine de kabul ettirilerek belirlenmişti. Vehbi Koç anılarında şöyle anlatır : “Fuat Ağralı Maliye Bakanı idi. Beni bakanlığa çağırdı .Gittim. ‘Sana 350.000 lira vergi yazacağız, itiraz etmeyeceksin” dedi. Zorunlu olarak ‘evet’ dedim”. Fakat bu sonradan değişir. Koç, anlatmaya devam ediyor : “O vakit Ankara’da ve İstanbul’da mağazalarım, Karalyan’la ortaklaşa Orhangazi’de 8.000 liraya alınmış bir köy zeytinyağı değirmeniyle, Gemlik’te 40.000 liraya alınmış bir fabrikamız ; bir de Anamur’da Mehmet Karamancı ve Canik Varter’le ortak kurşun madenimiz vardı. Bulundukları bölgelerde en büyük vergiyi alabilmek için mülkiye amirlerinin giriştikleri yarış sonucu, bana yazılan vergilerin toplamı milyona yaklaştı. Uzun uğraşmalardan sonra, bana takdir edilen vergiyi 600.000 liraya indirdik ve hepsini ödedik”.
   O dönemde İstanbul Defterdarı olan Faik Ökte, yazdığı anılarında adeta günah çıkartmıştır ama yine o sıralarda maliye müfettişi olan Cahit Kayra’ya göre çok büyük bir yanlış yapmıştır : “Ökte, hiçbir müfettişin yapmadığını yaptı. Varlık Vergisi olayının en başındaki kişi olduğu halde, mülkleri bu vergi nedeniyle satılan bir Ermeni vatandaşın evini aldı. Parasını ödedi ama, ne olursa olsun, vergi nedeniyle satılan bir evdi. Bu, büyük bir yanlıştı.”
   Yanlışlar bu kadar değildi.. Tahakkuk edilen 350 milyon verginin 289 milyonu gayrimüslimlerdendi. Listeler açıklandığında en yüksek tahakkuk, gemi armatörü Barzilar ve Binjanen ailesine çıkmıştı ve 2 milyon lira idi. Kıyaslama yapmak açısından devlete ait diğer bazı kurumlardan alınan vergilere göz atmak yeter :
Sümerbank : 140.000, İETT : 674.000, T.C.Merkez Bankası : 12.000 lira !..
   Yahudi avukat Y.Eskenazi’ye 225.000 lira olarak çıkartılan vergi, onun Müslüman ortağı M.Beram’a ise 5.000 lira olarak tahakkuk ettirilmişti !..
   Resmi verilere göre kamplarda toplanan mükelleflerden 1.869’u İstanbul, 889’u İzmir, 100’ü Bursa’da yaşıyordu. Aşkale’ye giden 1.400 gayrimüslimin 1.229’u İstanbul’dandı…
   Vergilerini ödeyemeyen ilk grupların Aşkale’ye gidişleri ve orada güç koşullar altında çalışmaları ; basına haberler, röportajlarla yansıtıldı. Bundaki amaç, İstanbul’da kalanları vergilerini ödemeye zorlamaktı. Bunun bir ölçüde faydası oldu. Fakat ödemek için hiçbir imkanı kalmamış birçok da mükellef de vardı. Onlar da zaman içinde o yolculuğa çıkarıldılar.

Leave a reply:

Your email address will not be published.