171 ) TAKIM RUHU, FORMANIN RENGİ BELLİ OLDUKTAN SONRA OLUŞUR !..

   “Dizilmez yüz bin bir ipliğe, bamya gibi
    Arslandır o, arabayla gezer lahana
    Hiçbir zevk ve mutluluk, anlaşıldı, olmazmış onsuz
    Olur mu helva söyleşileri, olmasa eğer lahana
    Layıktır, ona İlhami, ne türlü övgüler yazsa
    Lahanacım, lahanacım, lahanacım, lahana !..”

   Siz de lahanayı benim gibi fazla sevmiyorsanız, şiiri yazan “İlhami” de ne zevksiz adammış, övgüler düzecek başka yiyecek bulamamış mı diye söylenirsiniz !.. Aman dikkat !.. Yerin kulağı vardır !.. İlhami’nin yaşadığı dönemde böyle konuşamaz, şiirini beğenmemezlik edemezdiniz. Çünkü İlhami, Padişah III. Selim’in ta kendisidir…
   III. Selim’in yemek zevkini de, yazdığı dizelerle eleştiri sofrasına koymak yanlış olacaktır. Çünkü, bu şiirde adı geçen lahana, Osmanlı’nın ilk spor takımlarından birinin adıdır. Evet, yanlış okumadınız ; Lahana, II. Murad döneminde kurulan iki spor takımından birinin adıdır !.. Diğerinin adı da, III. Selim’in şiirinde aşağıladığı “Bamya” dır !..
   Lahanaspor ile Bamyaspor’un adları Amasya ve Merzifon kentlerinden doğmuştur. Amasya’nın bamyası, Merzifon’un lahanası ünlüdür. Bu iki takıma girmek için çok iyi kılıç, pala kullanmak ve hepsinden önemlisi usta bir binici olmak gerekirdi. “Cündi” denilen biniciler cirit oyunuyla başladıkları karşılaşmalarda, atılan ciriti “çokman” denilen sopayla karşılama, üstüne otuz kat tel sarılmış keçeyi kılıçla ikiye ayırma ve kabağa ok atma konularındaki becerilerini de sergilerdi.
   III. Selim Lahanaspor’u tutarken, II. Mahmud’un gönlü Bamyaspor’dan yanadır. III. Selim’in günümüz amigolarını kıskandıracak şiirinin yanında, II. Mahmud’un 1811 tarihli nişanının tepesini bamya ile süslediği bilinir. Ne var ki, eski saray geleneklerinden olan Lahanacılar ve Bamyacıları 1827 yılında yasaklayan da yine II. Mahmud olur..
   Bu iki güzide kulübün simgeleri olan lahana ve bamya, Topkapı Sarayı’ndaki Şehzadegan Dairesi’ndeki duvar resminde iç içedir.Bu da bizlere, genç şehzadelerin spora olan ilgisini gösterir. Lahanaların ve bamyaların aralarındaki karşılaşmalarda kavgalar çıkar, oyunlar kimi kez yarıda kalırdı..Günümüz spor kulüpleri gibi lahanaların ve bamyaların da formaları vardı. Lahanacılar yeşil, bamyacılar ise kırmızı kadifeden elbise giyerlerdi..

   Bu takımların renklerini kim seçti bilemiyoruz ama örneğin Galatasaray takımının forma renklerini nasıl seçtiğinin öyküsü ilginçtir..
   1905 yılının bir Kasım günü, Galatasaray Lisesi’nde edebiyat öğretmeni Mehmet Ata Bey’in ders anlattığı sınıfta birkaç öğrenci heyecanlı ve fısıltı halinde konuşmaktadır kendi aralarında.. Öğrencilerden biri “Kamus-u Alem” in yazarı Şemseddin Sami Bey’in oğlu olan Ali Sami’dir. Dersin bitiş zili çaldığında, öğretmen çantasını, Ali Sami ise bir futbol takımı kurmaları konusunda arkadaşlarını toparlamıştır..

   Edebiyat dersinde kurulan takım ilk karşılaşmasını yapmak üzere sahaya çıktığında henüz bir adı yoktur. Rakip takımın oyuncuları kendilerine “Galatasaraylılar” diye seslenince, öğrenciler futbol takımına aradıkları adı da bulmuş olurlar : Galatasaray !..
   O yıllarda en güzel kumaşlar Sultanahmet’teki “Şişman Yanko”nun mağazasında satılmaktadır. Forma yaptırmak isteyen Ali Sami ve arkadaşları seçtikleri kumaş toplarını raflardan indirtmiş renk beğenmeye çalışmaktadırlar. Aslında futbol takımına kırmızı ve beyazı seçmişler, fakat sarayın adını taşıyan bir okulun öğrencilerinin ulusal renklerle sahaya çıkarak top oynamaları rahatsızlık yaratmıştır..
   Bir öğrencinin, tezgahtarın raflardan gelişigüzel indirerek üst üste koyduğu iki kumaş topunu “şuraya bakın !” diye bağırarak göstermesiyle takımın rengine karar verilir. Kumaş toplarından biri sarı, diğeriyse kırmızıdır..
  “Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, Domuz Sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim ; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi..”
   Bunları anlatan Ali Sami Yen’dir. Adını, kurucusu olduğu kulübün stadına yazdırır ; ama bir gün miadı dolan stad yıkılır, yerine daha modern ve Avrupai olanı yapılır..Fakat bu arada Ali Sami Bey’in adı “yen”ilerek , stadın tabelasında layık olduğu yer olan ilk sıradan silinir !..
   1400’lü yıllarda başlayan Lahana-Bamya rekabeti gibi, İstanbul’da da Galatasaray-Fenerbahçe arasında büyük bir rekabet vardır.. Bu amansız rekabetin yumuşadığı dönemler de olmuştur.. 1910 yılında, İstanbul Futbol Ligi devam ederken, organizatörlerin tümünün, bu ligi oluşturan kulüplerin de çoğunun yabancı ya da azınlık olması Türk kulüpleri için bir handikaptı.. 1911-1912 sezonu başlarken haksız bir olay yaşanmış, GS beki Adnan Bey, “sert oynuyor” suçlamasıyla Kulüpler Birliği (Union Club) tarafından, Başkan James Lafontaine imzalı bir belgeyle kadro dışı bırakılmıştır. GS bu duruma itiraz edince, lige katılması engellenir. Bu durum FB kulübünü rahatsız eder ve iki kulüp toplanarak birleşme kararı alırlar. Gerekli tüzük kısa sürede hazırlanır. 26 Ağustos 1912’de, on yedi maddelik bir protokol şeklinde, FB Başkanı Galip (Kulaksızoğlu) Bey ile GS Başkanı Ali Sami (Yen) Bey tarafından imzalanır. Osmanlı Olimpiyat Komitesi’ne de bildirilen protokolün orijinali halen GS Kulübü müzesindedir. Bu başvuruyu öğrenen, ligi düzenleyen heyet telaşlanır ve hemen ertesi yıl GS yeniden lige alınır..

   O yıllarda düşünülen “Fener-Saray” emeli yıllar sonra farklı bir şekilde gerçekleşir.. FB ile GS 1934’de Türkiye’ye davet ettikleri yabancı takımlara karşı “FB-GS karması” olarak, lacivert-sarı-kırmızı renkli forma ile oynarlar !..
   Bu iki takımımızın uzun yıllardan beri devam eden rekabeti içinde ön plana çıkan ve kolay kolay unutulmayan kişiler olmuştur. Bunlardan birisini anımsamak için 50-60 yıl geriye gitmek gerekir..
   İstiklal Caddesi’nin çift yönlü olarak trafiğe açık olduğu günlerin birinde, arka arkaya sıralanan arabaların korna sesleri duyulur. Ne olduğunu anlamak isteyen sürücüler arabalarından inerek Galatasaray Lisesi’nin önüne doğru bakmaktadırlar. Sarı-kırmızılı renklere en tutkulu taraftar olan Şevki Güney, lisenin önünde durdurduğu 1948 model taksisinin üstüne çıkmış, bir heykel gibi hiç kımıldamadan, yumruk yaptığı sağ eliyle Ali Sami Bey ve arkadaşlarının anısına selam vermektedir !..

    

   Şevki Güney aynı hareketi tribünde de sergiler. Doksan dakika boyunca bir heykel gibi hiç kımıldamadan Galatasaray’ı selamlayan “Karıncaezmez Şevki”, İETT’de şoförlük yaptığı yıllarda, mendil cebine yerleştirdiği su dolu küçük bir şişenin içine çiçekler koyarak geçer direksiyonun başına. Amirin biri, “Ya çiçekler, ya işin !” diyerek azarlar onu. O da bunun üzerine basar istifayı ve taksicilik yapmaya başlar.
   Galatasaray’ın kötü maçlar oynadığı bir sezonda, Fenerbahçe’ye yenildikleri bir maç sonrası, uğursuz sayılarak tribünden aşağı itilir. Kolu kırılan Karıncaezmez Şevki, bir sonraki maça alçılı koluyla gelir.Ne var ki, öfkeli taraftar onu stadyuma sokmamakta kararlıdır. Şimdiki adıyla İnönü Stadyumu’nun bir kısmının görüldüğü ve “Beleştepe” diye anılan yamaca çıkar Şevki. Kırılan, selam verdiği elidir üstelik. Elini alçıdan çıkarır ve yağmur altında yukarıya kaldırır. Doktorların tüm uyarılarına rağmen bu durum haftalarca sürer.. O, asla kimseye kırgın değildir. Her zaman olduğu gibi küfür etmeden, döner bıçağı taşımadan, sahaya çakmak ya da bozuk para atmadan Galatasaray’ı selamlamaktadır. Ta ki, iyileşmeyen sağ kolu kangren olup kesilene dek !.. Galatasaray’ın UEFA Kupası finaline yaklaştığı 2000 yılının 23 Mart günü, yaşamın bitiş düdüğü Karıncaezmez Şevki için çalar !..

.

Leave a reply:

Your email address will not be published.