170 ) CUMHURİYET’ İN İLK DÖNEMLERİNDE YAHUDİLER !..

   Cumhuriyet’in ilk on yılında büyük zorluklar yaşanıyordu. Çökmüş ve dağılmış bir imparatorluğun yerine muzaffer bir ulus-devlet kurulurken, aslında büyük ölçüde tahrip olmuş ve ekonomik olarak çökmüş bir ülkeydi söz konusu olan. Milli Mücadele sırasında azınlıkların İtilaf Devletleri’nin yanında yer alması, toplumsal hafızada derin izler bırakmıştı. Yahudiler bu tutumdan kaçınmış oldukları halde olumsuz havadan paylarını alacak ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren “Vatandaş Türkçe Konuş” sloganı altında, Türkleştirme siyasetinin ana hedefi olacaklardı..
   Kurtuluş Savaşı biter bitmez, basında azınlıklara, yabancılara ve Yahudilere karşı olumsuz bir hava esmeye başlamıştı. Daha 1923 yılının ilk aylarından itibaren, gazetelerde Yahudilerin aşırı para tutkusu konulu yazılar görülmeye başlar. 1923 Haziran’ının ortalarından itibaren Yahudilerin Anadolu’da serbest dolaşımları kısıtlanır. Bu kısıtlamalar aralıklı olarak devam edecektir. Hükumetin hedefi, Yahudilerin 1923 Lozan Antlaşması’nın tanıdığı haklardan feragat ederek bu yolda öncülük etmelerini sağlamak idi. “Cumhuriyet” gazetesinin Fransızca baskısı olan “La République”, özellikle azınlık çevrelerinde okunurdu. Bu gazeteden Yahudi cemaatine Fransızca olarak seslenen Yunus Nadi, yönlendirme konusunda kendi payına düşeni yapar ; geçmişte ayrılıkçı emeller gütmemiş olan Yahudileri göreve çağırır :Azınlıkların samimi duygularla vatana bağlı olduklarını kanıtlamaları halinde, Cumhuriyet yasalarında azınlık hakları başlığı altında özel maddelere gerek kalmayacaktır. Yahudilere de bu konuda öncülük etmek düşmektedir..
   Cemaat içindeki görüş ayrılıklarına rağmen, Yahudiler baskılara dayanamaz ve Lozan’da öngörülmüş olan azınlık haklarından vazgeçerler. Bu öncülük sayesinde, Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatleri Lozan Antlaşması’ nın 42. maddesinde öngörülen haklardan feragat etmiş olurlar.
 

   Genç, güzel ve alımlı bir Yahudi kızı olan 22 yaşındaki Elza Niyego, Hicaz Valisi Ratıp Paşa’nın oğlu, 42 yaşındaki Osman Ratıp’ın aşkına cevap vermez, hatta kendisini rahatsız eden bu adamın, ailesinin şikayeti üzerine, bir süre için tutuklanmasını sağlar. Elsa Niyego’nun başka biriyle nişanlanması, hayatına mal olacaktır. Bankalar Caddesi’nin ortasında, herkesin gözleri önünde Elsa Niyego’yu bıçaklayarak öldürmesine rağmen, Osman Bey’in hemen serbest bırakılması, kalburüstü bir ailenin üyesi olan suçlunun bu cinayetten hafif bir ceza ile kurtulacağına işaret etmektedir. Nitekim, akli dengesinin bozuk olduğu iddiasıyla Osman Bey hapse değil, hastaneyi boylayacaktır. 1927 yılındaki bu olay karşısında Yahudiler öfkeye kapılır. Elsa Niyego’nun cenazesi öfkeli binlerce Yahudi’nin katıldığı bir gösteriye dönüşür. Bunun üzerine Yunus Nadi “La République” ten seslenerek Yahudileri sert bir dilde uyarır. Gövde gösterisinden hoşlanmayan yetkililer, “Adalet istiyoruz” diye bağıran yedi Yahudi’yi tutuklar. 25 Ağustos 1927 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Yunus Nadi, “ülkeyi sevmemiz, kanunlarına uymamız veya… yeri boşaltmamız lazım” başlığı altında Yahudilere gözdağı verir. “Beğenmeyen Gitsin” sloganı, Türkiye’de sonraki kuşaklara miras kalacaktır..
   Olayların Edirne ve İzmir’e sıçraması üzerine, Yunus Nadi hükumetin anti-semitizme tahammül etmeyeceğini söyleyerek herkesi sükunete çağırır. Ayrıca Yahudi cemaatinden bir heyetin Meclis Başkanı Kazım Özalp Paşa ile görüşmesine arabuluculuk eder. Görüşmeden hemen sonra Yunus Nadi, cemaatten, Ankara’da yapılması düşünülen bir Atatürk heykeli için, yarısı peşin olmak üzere 50.000 liralık bağış talep edecektir.. Bu arada Yahudilerin Anadolu’da serbest dolaşımları 1928’e kadar tekrar yasaklanır !..
   1932’den itibaren bütün Avrupa’da totaliter rejimlerin güçlenmesine ve Türk ekonomisinde Almanya’nın ağırlığının artmasına paralel olarak, Genç Osmanlılar’dan miras kalmış olan Almanya hayranlığı ülkede tekrar yaygınlaşır.. Yine de, 1933 Üniversite Reformu sırasında, Nazi zulmünden kaçarak Türkiye’ye gelen Yahudi profesörlere üniversiteler kucak açar. Atatürk’ün kişisel olarak desteklediği bu proje sayesinde kendi alanlarında ünlü ve önemli hocalar Türkiye’de görev alabilmiştir. Örneğin ; çalışma ekonomisti Alfred Isaac, ekonomist ve sosyolog Alexander Rüstow, dil bilimci Leo Spitzer, Roma Hukuku profesörü Andreas Schwartz, ceza hukuku profesörü Richard Hönig, kütüphaneci Walter Gottschalk, uluslararası ticaret hukukçusu Ernst Hirsch, sosyoloji ve ekonomi profesörü Gerhard Kessler, şehir planlamacısı Ernst Reuter ve ekonomist Fritz Neumark gibi parlak isimler Türk üniversitelerinde yeni kürsüler, kütüphaneler, öğretim sistemleri kurdular, şehir planları yaptılar. Albert Einstein da İstanbul Üniversitesi’ne davet edilmişti. Son anda Princeton Üniversitesi’nin daveti üzerine Amerika’ya gitti..
   Bu profesörlerin Türk meslektaşlarına kıyasla çok yüksek maaş alması birçok kıskançlığa ve çelme atma girişimine yol açmıştır. Ne var ki, yaşanan tatsızlıklar ırkçılıktan çok, sosyal bir sorundan kaynaklanıyordu..
   Ama 1934 Haziran’ının son günlerinde Trakya kentlerinde Yahudilere karşı girişilen hareketin sosyal sorunla sınırlı olduğunu söylemek zordur. Pek çok ırkçı dalgada görüldüğü gibi, burada da ekonomik etkenler baş roldeydi. Rumların ülkeyi terk etmesinden sonra ekonomide ağırlığı artan Yahudiler iyice göze batıyordu..
   Temmuz 1933’de Nihal Atsız Edirne Erkek Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak geldikten sonra tahrik edici bir üslupla yazdığı yazdığı yazılar açıkça halkı kışkırtmaya yönelikti. Gerçi Trakya halkının haset ve hınç duygularını tahrik eden sadece o değildi. Yahudilerin Çanakkale ve Trakya’da ticareti ellerinde tutmaları, ulusal basına da yansımıştı.. Fakat yerel basının etkisi ağır basıyordu : O yıllarda Türkiye’de yurt çapında düzenli radyo yayını olmadığı gibi, 1935 yılında, ülkedeki 6.082 radyo alıcısının % 53’ü zaten İstanbul’da idi !.. İstanbul’da basılan günlük gazeteler ise taşra şehirlerine, basıldıktan epey sonra ulaşıyordu..
   21 Haziran 1934 günü Çanakkale’de Yahudilere karşı saldırı, şantaj, yağma ve boykot eylemleri düzenlenir. Ulusal ekonominin temellerinin atıldığı o günlerde, “Yerli Malı Kullan” hareketi bütün ülkede yayılmıştı. Bu hareket sayesinde yabancıların Türkiye üzerindeki ekonomik baskısının kalkacağına inanılıyordu. Ayrıca, Trakya bölgesi ve Çanakkale Boğazı’nın sağlamlaştırılması kararlaştırılmıştı..
   Atatürk’ün, 1934 Trakya olayları sırasında, Türkiye’yi ziyaret eden İran Şahı Rıza Pehlevi ile çıktığı yurt gezisinde Trakya’daki askeri birlikleri ve havaalanlarını teftiş etmesi, aslında ordunun hazır olduğuna dair İtalya’ ya verilen bir mesaj idi..
   Bulgaristan’la komşu olan bu stratejik bölgede yerleşik azınlıklara güven duymayan resmi makamlar ; Yahudilerin bölgeyi terk etmesini tercih ettiklerinden, onları korkutarak uzaklaştırmak işlerine gelmiş olacak ki, olaylara seyirci kaldı. Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri ve Dışişleri Bakanı’nın da olaylardan habersiz olduklarını düşünmek zordur..
   1.500 kişilik bir Yahudi nüfusun yaşadığı Çanakkale’de, Yahudilere ait mağazaların önünde nöbet tutularak halkın o mağazalardan alışveriş yapması engellenir. Kentin Yahudi ileri gelenleri kenti terk etmemeleri halinde ölümle tehdit edilirler. Vali ve Cumhuriyet Halk Fırkası İl Başkanı, polise ve jandarmaya Yahudilerin mallarını koruma altına almayı emreder, ancak polis ve jandarmanın varlığına rağmen Yahudilere sataşma ve tacizler devam eder. Artan tehdit karşısında 25 Haziran 1934 gününden itibaren Çanakkale ve Trakya’daki Yahudiler bölgeyi kitlesel olarak terk etmeye başlar. Alelacele kaçmak zorunda kaldıklarından, gayrimenkullerini değerlerinin çok altında fiyatlara elden çıkarırlar..
   Yahudilere karşı önce Türkçe konuşma mecburiyeti, sonra da mallarını boykot ve sonunda göçe zorlama hareketleri bütün Trakya’ya yayılır. 28 Haziran ile 4 Temmuz arasında Çanakkale, Keşan, Uzunköprü, Kırklareli ve Edirne’de yaşayan Yahudilere karşı aynı anda saldırılar meydana gelir..
   En ciddi olaylar Kırklareli’nde yaşanır. Yahudi mahallesinde evler taşlanır, yağmalanır. Yağmacılar üç-dört saat boyunca her türlü şiddete başvurur. Yahudiler bıçaklanır, dövülür ve kadınlara tecavüz edilir. Bu saldırı ertesi gün de devam eder. Saldırganlar Kırklareli hahamını yakalayıp çırılçıplak soyar ve sakalını keserler. Edirne’de resmi makamlar kentin mezbahasında hahamlar nezaretinde Yahudi şeriatına uygun bir şekilde yapılmakta olan et kesimini yasaklar. Yahudi tüccar ve esnafa ait işyerlerinin boykot edilmesine göz yumulur.
   Vali olaylara kayıtsız kalır. Polis 3 Temmuz 1934 günü Edirne Yahudilerine kenti 48 saat içinde terk etmelerini emreder. Stoklarını ve alacaklarını terk etmek zorunda kalan Yahudiler ciddi maddi zarara uğrar…
   15 Temmuz’da hükumetin açıklaması yayınlanır. Bu açıklamada ; gereken önlemlerin alındığı, olayların denetim altında olduğu, Trakya ve Çanakkale’de mevcut 13.000 Yahudi’den 3.000 kadarının İstanbul’a göç ettiği, hükumetin göçe zorlamaların karşısında olacağı, görevini yerine getirmeyenler hakkında da soruşturma açılacağı duyurulur…      

Leave a reply:

Your email address will not be published.