166 ) STRUMA’YI KİM BATIRDI ?.. ( 1.)

   Faşizm rüzgarının Romanya’da da esmeye başlamasıyla, gazete sayfalarında, Yahudilere yönelik ilanlar artış gösterir : “1.000 dolara transatlantikle kurtuluş !. Ülke dışına çıkmanın kolay olduğu günlerde bu tür ilanlara rağbet eden Yahudiler, telefon numaralarını arayıp daha ayrıntılı bilgi istediklerinde hayal kırıklığına uğrarlar. Gerçek ücret 10.000 dolar olup, yolculuğun yapılacağı gemi de transatlantik değil, şilepten bozma bir gemidir. “Struma” adlı geminin dört lavabosu ve yalnızca bir tuvaleti vardır !..
   769 yolcusuyla, 1941 yılının 12 Aralık günü, Romanya’dan ayrılır Struma. İstanbul’a geldiğinde Karaköy Rıhtımı’na demirler. Yolcuların karaya çıkmalarına izin verilmediği gemide bir bekleyiş başlar. Yaşlı, kadın, çocuk demeden tüm yolcuların yüreğinde iznin çıkacağı ve karaya ayak basacakları umudu hiç kaybolmaz..
   Paslı demirden bir hapishaneye dönüşen Struma’da, kış soğuğunda ve son derece sağlıksız koşullarda öksürük, aksırık sesleri arasında süren bekleyiş boyunca, Kızılay ve İstanbul Yahudileri tarafından toplanan yardımlar sandallarla taşınır gemiye. İstanbullu Yahudiler, göçmenlere moral vermek amacıyla yaktıkları ateşin sönmemesi için kıyıya durmadan odun taşırlar..

   Türkiye Cumhuriyeti’nin Struma yolcularını insanlık dışı koşullarda karaya çıkarmadan neden beklettiğini Barry Rubin’in, “İstanbul Entrikaları” adlı kitabından öğreniriz : “Yahudileri kurtarma konusundaki siyonist çabalarına çoğunlukla engel olan Almanlar değildi. Göçmenler, geçecekleri her ülke vize verdikten sonra, kendi ülkelerinden çıkış izni alabiliyordu. Geçiş ülkeleri ise, Türkiye’nin bu kişileri kabul edeceğini gösteren kanıt arıyordu. Türkler ise, o kişinin İngilizlerce Filistin’e alınacağı kanıtlamadan giriş vizesi vermiyordu.
   Barry Rubin, İkinci Dünya Savaşı’nın Türkiye’ye sıçraması durumunda, ahşap evlerden oluşan İstanbul’un bir bombardımanda yerle bir olacağını belirttiği kitabında, Struma olayına kısa da olsa yer verir. İstanbul’u casusların cirit attığı bir kent olarak gözler önüne seren Rubin, İngiliz Hükumetinin Yunan, Panama ve Türk hükumetlerine, bayrakları altındaki gemilerin Yahudi göçmen taşımalarını önlemek için baskı yaptığını anlatır. Sömürgesi olan Filistin’e Yahudi göçünü engellemek isteyen İngilizlerin amacı, faşizmden kaçan Yahudilerin gemi yokluğu nedeniyle Tuna Deltası’nda kalmalarını sağlamaktır. Sözünü ettiğimiz kitapta, İngiltere’nin Orta Doğu’daki en üst düzey yetkilisi Lord Moyne’nun gemilerin hareketine izin verilmemesinin “başka Yahudilerin gemilerle kaçışını cesaretlendirecek çok acı bir etki” yapacağı şeklindeki sözü de yazılıdır.
   Zeev Vania Hadari, “Her Şeye Rağmen” adlı kitabında, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Balkan ülkelerinden hareket eden kırk geminin Boğazlar’dan geçerek 21.897 Yahudi’nin Filistin’e ulaştığını yazar. Şüphesiz ki, bu göç dalgasına Nazilerin seyirci kalışını düşünmek yanıltıcıdır. Böyle düşünülürse, soydaşlarının kurtuluşu için canları pahasına Yahudi örgütlerinde çalışanlara da haksızlık yapılmış olunur…
 23 Şubat günü Struma, bakım yapılacağı gerekçesiyle römorkörler tarafından gece saat 22.00’de Karadeniz’e çekilir. Ertesi gün, saat 09:00’da, büyük bir patlama duyulur Boğaz’ın Karadeniz girişinde..
  Sulara gömülen gemiden yalnızca, yüzerek kıyıya ulaşan David Stoilar adlı yolcu kurtulmayı başarır. Su üstünde yüzen bir kapıya tutunan Stoilar’ın yanına biraz sonra, zorlukla kulaç atan, Struma’nın ikinci kaptanı gelir. Kanlar içindeki adam, kıyı tarafından bir torpilin geldiğini gördüğünü ama kaptanı uyaracak zaman kalmadığını anlatır ve elleri kapının üstünden kayarak suların içinde gözden kaybolur.
   David Stoilan’ın kurtuluşu, 26 Şubat 1942 tarihli Ulus gazetesinde çıkan şu haberle duyurulur : “Dün, 25 Şubat 1942 tarihinde, Şile’nin 6 mil batısında denizde bir enkaz bulunmuş ve bunun dördü ölü, biri henüz sağ beş kişi olduğu tespit edilmiştir. Sağ olan 22-24 yaşlarındaki David isimli birisidir. Kendisi tedavi altına alınmış ve ifadesinde Struma gemisinde bulunduğunu, geminin bir torpile çarparak battığını söylemiştir.”  
   Gazete haberinden David Stoilar’ın yaklaşık bir gün denizde kaldığı anlaşılmaktadır.Tedavi sonrasında  kayıplara karışan Stoilar’la 9 Mart 1980 tarihli “The Sunday Times Magazine” de yayımlanan “Struma’dan Kurtulan Adam” başlıklı yazıda bir kez daha karşılaşırız. Aradan 38 yıl geçse de Stoilar batış anını şöyle anlatır : “İnsanüstü bir güç beni havaya fırlattı. Birkaç saniye sonra suya çarptım ve yine birkaç saniye sonra da su yüzüne çıktım. Havadan tahta parçaları yağıyordu. Gemiyi göremedim. Tümüyle yok olmuştu. Su, buz gibi soğuktu. Denizin üstü kendini kurtarmaya çalışan insanlarla doluydu. Bunlar Struma’nın parçalanan ahşap bölümlerinden dışarı fırlatılmışlardı. Çok geçmeden öldüler..”

   Patlamadan sonra kurtulan tek kişi Stoilar’dır ama gemi Karaköy Rıhtımı’nda demirliyken başka kurtulanlar da olmuştur. Çetin Yetkin, 12 Aralık 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Struma Olayının İçyüzü” başlıklı yazı dizisinde, gemiden kurtulan bir kişinin İsrail ordusunda generalliğe kadar yükseldiğini ama adını öğrenemediğini bildirir !..
   Prof.Dr.Avram Galante, “Türkler ve Yahudiler” adlı kitabında, Medea Salomonoviç adlı bir kadının Struma’ dan alınarak, Or-Ahayim Yahudi hastanesinde tedavi gördüğünü ve sonra kara yoluyla Filistin’e gönderildiğini yazar. Bayan Salomonoviç hamile ise doğumu İstanbul’da mı yapar, Yoksa Filistin’de mi ?..Bilinmiyor..
   İş adamı Vehbi Koç, dönemin içişleri bakanı Faik Öztürk’ten aldığı özel izinle ; anne, baba ve iki çocuktan oluşan bir aileyi gemiden çıkartarak motorla kıyıya taşır. O yıllardaki adı “Socony Vacuum Oil Company” olan Mobil’in Romanya direktörü ve ailesidir kurtarılanlar.. Koç, bayisi olduğu şirket için çalışmıştır !..

(BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU )

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.