161 ) NAZİLERİN BARUT KOKAN SOLUĞU TÜRKİYE’NİN ENSESİNDE !..

   1930’lu yıllarda Ankara’daki Alman Sefareti’nde gamalı-haçlı bayrak dalgalanırken, Bulgaristan ve İtalya gibi Almanya yanlısı ülke temsilcilerinin yer aldığı bulvar üzerinde de Nazi rüzgarları esiyordu. Almanların sık sık ziyaret ettiği Özen Pastanesi’nde “Lili Marlen” şarkısı yankılanmaktaydı.
   Savaşın başladığı 1 Eylül 1939’da, Türkiye’nin ithalat ve ihracatında Almanya’nın payı % 50’yi geçmişti. Yaklaşık 18 milyon olan Türkiye nüfusunun % 70’inin tarımdan geçinmesi ve köylerde yaşıyor olması Almanya’ nın elini güçlendiriyordu..
   Savaşın hemen başında İngiltere’ye yirmi yıl süreyle krom madenimizin tamamını satmayı teklif etmiştik ama bu teklif kabul görmemiş ve yerine sadece iki yıllık bir anlaşma yapılmıştı. Türkiye’nin Almanya dışında bir pazar bulması olanaksızdı..
   23 Ağustos 1939 tarihinde SSCB ile Almanya arasında imzalanan Saldırmazlık Paktı, Türkiye’yi İngiltere ve Fransa ile karşılıklı yardım antlaşmaları imzalamaya iter. Bu ülkelerle kırk dokuz gündür savaş halinde olan Almanya’daki gazeteler, “Nankör Millet Türkiye” başlıklarıyla çıkar. Bir tel cambazı gibi uyguladığı denge politikası ve mekik siyaseti, savaşın bittiği günlerde Türkiye’yi, hiçbir dostuna güven vermeyen bir ülke haline getirecektir..
   Savaş bittiğinde, hesaplaşmalar başladığında Türkiye yapayalnızdır. 1947 yılındaki Paris Konferansı’nda, Oniki Ada’nın İtalya’dan Yunanistan’a geçmesi, gördüğümüz zararlardan sadece birisidir..
   Türk basınının üzerindeki Alman etkisi Türk hükumetlerini aşıyordu. Türkiye’nin en büyük ticari ortağı Almanya, Alman sermayesinin verdiği reklamları araç olarak kullandığı gibi, Türkiye’nin gazete kağıdı gereksiniminin önemli bir bölümünü sağladığı için bu da başka bir aracı oluyordu.
   Almanya’nın uyguladığı baskılar sonucu Başbakan Refik Saydam 4 Mayıs 1942 tarihinde bir genelge yayımladı : Anadolu Ajansı’nda çalışan 26 Yahudi kökenlinin işine son verilmişti. Cumhuriyet gazetesinin Alman yanlısı yazılarından dolayı, Yunus Nadi’ye “Yunus Nazi” adı takılmıştı !..  
   İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar Bulgaristan’ı işgal edince, İstanbul’daki Yahudi yurttaşlarımız ölümün kara nefesini enselerinde duymaya başlar. Alman faşistlerinin Türkiye’ye de girmeleri durumunda, 55.000 Yahudi’nin kurulacak bir toplama kampında katledileceği haberi kentteki tüm sinagoglarda kulaktan kulağa yayılır kısa sürede. Naziler, kampın İstanbul’da Yahudilerin yaşadığı bir semt olan Sütlüce’de kurulmasını planlamışlardı. Hayvanların kesildiği mezbahasıyla ünlenen Sütlüce, tarihte az kalsın, insan kasaplarının kamplarından biriyle anılacaktı !..
   Bu dedikodular sadece kuruntu değildi elbette..

  

   Haliç’in kıyısında, şirin bir semt olan Balat’ta, Yahudilere ait Or Ahayim hastanesi bitişiğindeki devlet arazisine bir fırın inşa edilir.. Biraz da Nazilere şirin görünmek amacıyla yapılır.. Bazı antisemitist kişiler de “sizi bu fırında yakacağız” diyerek korkuturlar Yahudileri.. Şu rastlantıya bakın ki, fırının etrafındaki evlerde Yahudi aileler oturmaktadır..
   İstanbul, Nazilerin, kollarında taşıdıkları gamalı haçla cirit attıkları bir kentti. Örneğin, Boğaz’ın kıyısında, şirin bir yer olan Tarabya’daki Alman konsolosluğunun bahçesinde “Hitler Gençlik Örgütü” üyelerinin toplu halde çekilen bir fotoğrafında, gamalı haçlı kolluklar takmış bir yığın genç, askeri eğitim yaparken görülür. Kendilerini “Boğaz Almanları” olarak adlandıran bu gençlerden bir kısmı Almanya’ya gidip, Hitler’le de fotoğraf çektirmiştir. Söz konusu fotoğraf, Alman basınında şu alt yazıyla yer alır : “İstanbullu Alman kızlar Führer’in yanında.”

   Türkiye’de Nazilerin örgütlenmesinin tarihi 1933 yılına kadar dayanır. Bu yılın 23 Ekim’inde, ülkemizde Almanların kurduğu iki dernek olan “Teuton” ve “Alemania” şu ad altında birleşirler : “Teutonia”.. Tarabya’daki kamp çalışmalarını düzenleyen dernek, gençlere “ayı kovalama”, “tavşan yakalama” ve “altın arama” adlı oyunlar altında savaş eğitimi vermekteydi..
   1939’da, daha savaş başlamadan, Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in İstanbul’u ziyaret etmesi ilginçtir. Günlerden bir gün Goebbels’in Beyoğlu’ndaki Alman Kulübü Teutonia’da vereceği bir konferansla ilgili olarak, Tünel’deki Galata Mevlevihanesi’nin içinde yer alan karakolun başkomiserine bir haber gelir. Haber şöyledir : “Çevrenizdeki esnaf arasında, Almanca bilen herhangi bir kişi Teutonia’da yapılacak konferansa iştirak etsin ve burada Goebbels’in yapacağı konuşmayı dikkatle dinleyerek, bir özetini yazarak bildirsin.”
   Ancak o dönemde Türkiye Almanya ile savaşta olmadığından, Alman kolonisiyle içli dışlı olan esnaf böyle bir işe yanaşmaz. Goebbels de konferansını verir ve gider…
   Alman faşistler Türkiye’de hiç de yalnız değildiler. Kısa sürede, zorlanmadan Türk yandaşlar buldular kendilerine. Bunların kim olduklarını Hoffman ve Opperskalski adlı iki yazarın ortaklaşa yayımladıkları, Köln 1981 basımı olan, “Bozkurt” adlı kitaptan öğrenebiliriz…
   Kitapta yayınlanan tarihi belgelerden biri, Alman Devlet Güvenlik Teşkilatı Genel Merkezi’nin, Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir rapordur. 16 Ekim 1944 tarihli raporda tanıdık isimlere rastlayınca şaşırmayacağınızı sanıyorum :
  “Savaşı geliştirme açısından bizim için Türkiye’de pantürkist ve Almanya dostu gruplarla ilişki kurma ve koruma zorunluluğu doğmaktadır. Özellikle Türkiye bize hammadde bulmada önemli ilişkiler sağladı. Türkiye, bizim için en önemli krom kaynağıdır.. Şimdiye kadar tutumlarından dolayı aşağıdaki şahıslarla iyi ilişkilerimiz var : Alparslan Türkeş ( subay okulu mezunu ve pantürkist hareketin öncülerinden ), Tekin Arıburnu ( İngiliz askeri akademisi mezunu ve Almanya’da hava kuvvetleri ataşesi ), Sadi Koçaş ( siyasi ve askeri yetenek ).. Bu Türkler bizim desteğimizi hak ediyorlar.  Onları haber kaynağı olarak kullanmak diplomatik görevde bulunan istihbarat elemanlarının yeteneğine ve şahsi inisiyatifine devredilmelidir. Dışişleri Bakanlığı’ndan ricamız, Ankara’daki Alman Konsolosluğu üzerinden, uygun bir biçimde bu şahıslar ve gruplarla, özellikle de bu sözü edilenlerle ilişki kurmalarıdır.”
   Cumhuriyet’in onuncu yılı nedeniyle CHP tarafından yayınlanan bir propaganda broşüründe, Hitler’in şu sözlerine yer verilmesi, iki ülke arasındaki yakınlığın bir göstergesidir : “Almanya ve Türkiye aynı zamanda ve aynı derecede çökmüşlerdi. Türkiye mukaddes bir hamleyle kurtuldu. Bu sonuç, Almanya’nın kurtuluşu için başlattığımız milli hareketin mutlu bir sonuç vereceği hakkında bize derin kanaat vermiştir. Türkiye’de doğan ve parlayan yıldız bize yolu gösteriyordu.”..
   Türkiye’de çalışma yürüten Alman faşistlerinin en büyük destekçilerinden biri de, işten atılan ve 1933’de Avusturya’ya giderek Nazilerle işbirliği yapmaya başlayan Prof. Dr.Zeki Velidi Togan’dır. 1941’de Türkiye’ye dönen ve örgüt çalışmalarına başlayan Togan’ın yardımcısı da Reha Oğuz Türkkan’dır. Türkkan, “Türkçülüğe Doğru” adlı kitabında Hitler’i aratmayacak şu sözleri savurmaktan çekinmemiştir : “Yeni Türkçülük, ırkçı bir milliyetçiliktir. Türk milletinin kanının temizliği korunmalıdır. Türk ırkına dahil olmayan halklar ve azınlıklar kovulmalıdır.”..
   Tıpkı 1914 yılında Osmanlı’yı Almanya’nın yanında savaşa sokmak için beş milyon Osmanlı lirası borç verilmesi gibi ; 5 Aralık 1942 yılında Alman Dışişleri Bakanlığı’ndan, Türkiye’deki Alman Büyükelçisi Von Papen’e, Türkiye’deki Alman dostlarına dağıtılmak üzere beş milyon Alman markı gönderilmiş ve bu para Türkiye’de Alman yandaşlığını örgütlemede kullanılmıştı !…

    

Leave a reply:

Your email address will not be published.