160 ) TİTAN, TİTANİC VE ARDINDAKİ GİZEM ! ..

   New York 24. Cadde’de bulunan bir apartman dairesinde, 36 yaşındaki yazar, bir aşk öyküsünü anlatan kitabın trajik sonuna gelir : “Titan” adlı transatlantik bir buzdağına çarparak batar..
   Yayımlanan kitap okur tarafından ilgi görmez. Başarısız bir yazar olan Morgan Robertson bunalıma girerek psikolojik tedavi görür. Kitabın adı da “Futility” dir, yani “Boş Yere” !.. Yazar, kitabın yayımlanmasından on altı yıl sonra, bir otel odasında geçirdiği kalp krizi sonucu ölür..
   Morgan Robertson, “Titanic” ten etkilenen bir yazar değildir. Buzdağına çarparak batan “Titan” adlı dev gemiyi anlatan kitabı 1898 yılında yayımlanmıştır.. Yani Titanic’in batışından on dört yıl önce !…
  Ne gariptir ki, Robertson’ın kitabında, 248 metre uzunluğundaki üç pervaneli gemi Southampton Limanı’ndan yola çıkar. 252 metre uzunluğundaki üç pervaneli Titanic de öyle..Sancak tarafından buzdağına çarpan Titan’ da yirmi dört filika bulunmaktadır ve bin beş yüz yolcu boğularak ölür. Titanic de sancak tarafından buzdağına çarpar. İnsanların yirmi iki filikaya koşuştuğu gemide bin beş yüz on üç insan gömülür sulara. Üstelik Robertson’ın kitabındaki gemi de Titanic gibi Kuzey Atlantik’te, New Foundland yakınlarında batar !..
   Bir başka yazar, William T. Stead, 1892 yılında yazdığı bir öyküde, buzdağına çarparak batan bir gemiyi anlatır. Kendisini de öykünün içine katan Stead, kurtulanlar arasındadır. Bu öyküdeki batan geminin adı da Titanic’dir !.. Ama asıl gariplik bu değildir. Öyküden yirmi yıl sonra batan gerçek Titanic’de boğularak ölen yolculardan birisinin adı da William T.Stead’dir !…
   Ne dersiniz, Azrail son uyarılarını edebi yollardan yapmış gibi değil mi ? !…
  

   1912 yılının 14 Nisan gecesi, New York’a doğru 24 buharlı makinenin hareketlendirdiği  üç pervanesiyle yol alan Titanic’in gözcü kulesindeki görevli Frederic Fleet, alarm çanını üç kez çaldığında gökyüzünde ay yoktu. Okyanus da bir havuz kadar durgundu üstelik. Bu yüzden, bir buzdağını fark etmek oldukça zordu. Dalgalı bir havada yol alınsaydı, dalgaların çarpması sonucu eteklerinde oluşan çırpıntı buzdağının görülmesine yardımcı olabilirdi..
   Saat 23:45’te Kaptan Edward J.Smith ; motorların durdurulması emrini verir. Gece yarısını üç dakika geçe, masaya yatırılan planlar önünde, teknik müdür Thomas Andrew, “Batacak” dediğinde, Kaptan acaba neleri düşünmüştü ?..
  Gemiyi batıran sadece bir buzdağı mıydı, yoksa birbiri ardı sıra gelen birçok ihmal ve şanssızlıkları zinciri mi ?
  Titanic, 2.436 yolcu kapasitesine sahipken, 1.316 yolcuyla okyanusa açılır. Yola koyulmadan önce birçok yolcu biletlerini iptal eder. Bunun nedenlerinden biri de maden işçilerinin grevde oluşudur. İşçilerin direnişi, dolaylı da olsa, daha çok insanın ölmesini engeller..
   Titanic, Belfast’tan Southampton Limanı’na geldiğinde pek çok gemiyle karşılaşır. Madenlerdeki grev devam ettiği için gemiler kömür bulamamaktadır. İlk seferine çıkacak olan Titanic’in 8.000 ton kömüre gereksinimi vardır. Çeşitli gemilerden dilenci gibi topladığı 5.892 ton kömürle ayrılır limandan !..
   Geminin limandan ayrılış iznini Ticaret Komisyonu müfettişlerinden Kaptan M. Harvey Clarke imzalar. Denetim için gemiye çıkıp, her yeri kolaçan eden Clarke, raporuna “sağlam ve yola çıkabilir” diye yazar ama bu arada korkunç bir gerçek örtbas edilmiştir.. Titanic’in 6 No’lu kazan dairesi Belfast’ta yanmaya başlamış ve ancak buzdağına çarpmadan bir gün önce söndürülebilmiştir !.. 5 ve 6 No’lu kazanlar arasındaki su geçirmez bölüm, yangında görmüş olduğu hasar nedeniyle buzdağıyla çarpışmadan hemen sonra aniden yıkılarak geminin batışını hızlandıracaktır. Yani Titanic’in batışında yalnızca buzun değil, ateşin de payı vardır..
   Titanic’e 11 ve 14 Nisan günleri arasında yirmiden fazla buzdağı uyarısı yapılır. Yakınından geçen SS Rappahannock adlı İngiliz kargo gemisi buzdağlarının içinden kılpayı kurtulduğunu ışıkla bildirir. Okyanusun dalgaları arasında hızla ilerleyen Titanic’e, buzdağlarını haber veren gemilerden biri de Californian’dır. Aldığı yanıt şu olur : “Mesajınız, yolcularımızın telgraflarına engel oluyor.. Mesajı kesin !..”
   İşin aslına bakılırsa, çarpışma sonucu buzdağının Titanic’de açtığı yara bir kapı büyüklüğündedir. Geminin dev boyutlarının yanında son derece küçük kalan bu yarığın batışa neden oluşu, gövdenin yapıldığı çelik tabakanın sağlıklı olmayışıyla açıklanıyor..

   Titanic’in dördüncü bacasının hiçbir işlevi yoktu. Tamamen estetik kaygıdan, gemi daha güzel görünsün diye yapılmıştı. Yine aynı nedenle güvertelere yeteri kadar kurtarma sandalı konulmamıştı..
   İkinci Kaptan James O’Doharty, yola çıkmadan önce belirlediği rota konusunda Kaptan Smith’i eleştirmiş ve çıkan tartışma sonucunda da istifa ederek, birkaç adamıyla birlikte gemiden ayrılmıştı. Ayrılanlar, 2.000 sterlin değerindeki ödülü kazanmak için Atlas Okyanusu’ndaki en kısa yol olan “Kuzey Rotası” nın tercih edilmesinin, buzdağlarının ortalıkta gezindiği bir mevsimde tehlikeli olacağını savunuyorlardı !..
   Halbuki Kaptan Smith, “Adriatic” gemisinin kaptanıyken, arkadaşı Dr. Williams’a şu sözleri sarf etmiştir : “Sıcak sulara kayan büyük aysberglerin su altındaki kısımları su üstündeki kısımlarından daha çabuk erir ve böylelikle suyun altında keskin bir bıçak oluşturur. Bu keskin bıçaklardan birine bir geminin çarpması durumunda geminin altı tamamen parçalanabilir.”
 
   Paris’te yaşayan Lübnan asıllı yazar Amin Maalouf’un “Semerkant” adlı kitabının son bölümünde, Ömer Hayyam’ın el yazması rubailerinin de, Titanic’de bir kasada olduğu yazılıdır.
   Maalouf bu trajik sonu, “”Doğu’nun çiçeği, Batı’nın çiçekliğinde !..” tanımıyla sunar okura.. Titanic’le birlikte okyanusun soğuk suları şiiri de yutar. Böylelikle Hayyam’ın şu dörtlüğündeki kehanet de gerçekleşmiş olur :
“Ömür soluğumuz nereden geliyor diye sormuyorsun
 Uzun bir öyküyü özetlemek gerekirse
 Derim ki okyanusun dibinden
 Her şeyi yeniden yutan okyanustan”..

Leave a reply:

Your email address will not be published.