AŞK, KAN VE GÖZYAŞLARI !…

ÖYKÜ   I.

Atina kentine egemen olan Floransalı Naip zamansız ölünce, yerine genç dul eşini bıraktı. Olağanüstü bir güzelliğe sahip olan genç kadın Naip’ in yeğeni Franco tarafından kıskanılıyordu.
Venediklilerin egemen olduğu bir Yunan kentinin baş egemeninin oğlu Palmerio, ticaret anlaşmaları yapmak üzere Atina’ ya yollanmıştı. Yakışıklı Palmerio ile genç dul arasında kısa zamanda bir aşk doğdu. Ancak Palmerio küçük yaşta Venedik’ te evlendirilmişti. Karısı zengin bir aileye mensuptu ve Venedik’ te babasının sarayında kalıyordu. Sevgilisi ile evlenmek isteğiyle kıvranan düşes, Palmerio’ ya tek çare olarak karısını öldürmesini öğütledi. Venedik’ e giden genç soylu bir fırsatını bulup, karısını zehirledi. Tekrar Atina’ya döndü. İki sevgilinin büyük eğlencelerle yapılan evlenme töreni halk arasında olduğu kadar, kıskanç yeğen Franco’ da kuşkulara yol açtı. Franco yaptığı konuşmalarla kısa zamanda Atina’ da ayaklanmalar çıkarmayı başardı.. 
Düşes ve yeni eşi, Franco’ yu Atina’ yı terk etmeye zorladılar. O da İstanbul’ a gelerek öcünü alacak birini aramaya başladı. Zaten kendisine yarı bağımlı olan bu prensliklerin içişlerine karışmak için gerekli bahaneyi bulduğuna sevinen Fatih Sultan Mehmed, o sıralar Mora ordusu kumandanlığını üzerinde bulunduran Turahan’ ın oğlu Ömer’ e Atina’ ya girmesini, düşes ve oğlunu zindana attırmasını buyurdu.
Düşesin kocası Palmerio, Turahan’ ın eline düşmekten kurtuldu ve Franco gibi İstanbul’ a koşarak, karısının suçsuzluğunu ve haklarını savundu. Fatih Palmerio’ ya şikayetlerini haklı bulduğunu söyleyerek, bu sefer yasal yönetimi sağlamak için yeniden Atina üzerine yürüdü. Fakat bir yolunu bulup zindana girmeyi başaran Franco, düşes ve oğlunu öldürtmüştü. Fatih, Franco’ ya Attica yarımadasında Tep kentinin bağımlı prensliğini verdi..

ÖYKÜ   II.

Akkoyunlular’a karşı seferlerde kendini iyice gösteren kahraman Şehzade Mustafa, Anadolu’ da valilik yaptığı dönemlerde bağımsızlığa alıştığından, şimdi babasının ve sadrazamın bakışları altında ve barış içinde İstanbul’ da yaşamaktan sıkılmıştı. Başardığı pek çok savaşın sağladığı kişilik ile hem halk, hem de yeniçeriler arasında bir hayli şöhret sahibi olduğundan davranışları, sözleri hatta aşkları bile daha dikkatle izleniyordu. Tahtın gerçek varisi Bayezid’ e karşı bu oğlunu tercih eden 2. Mehmed (Fatih) yakınlık duyduğu şehzadesinde giderek artan görkemli bir rekabet sezmekteydi. Kendisi için hoş gördüğü pek çok aşırılıkları asla oğlunda görmek istemiyordu. Mustafa’ nın her kusuru gözünde bir suç olarak büyüyordu..
O zamanlar Doğu’ da seferde bulunan bir vezirin son derece güzel bir karısı vardı. Şehzade Mustafa bu kadını görmüş, gözlerinin bakışından ona aşık olmuştu. Parayla kandırılan uşaklar ve haremağaları iki aşığın haberleşmesini sağlamıştı. Bir gün yanında nedimeleriyle birlikte hamama giden genç kadın, Mustafa’ nın adamları tarafından kaçırıldı. Vezirin karısı ile sarayına kapanan Şehzade Mustafa’ nın yarattığı rezalet bir anda bütün İstanbul’ da duyuldu. Durumu haber alan vezir, kalkıp İstanbul’ a geldi ve Fatih’ in ayaklarına kapanarak bunca hizmetine karşılık böyle bir davranış beklemediğini belirtti. Bu olayın yarattığı çirkin durumu ortadan kaldırmaya karar veren Sultan Mehmed, bir gece çavuşlarını oğlunun dairesine gönderdi. Genç kadın şehzadenin kollarından zorla alınarak kocasına yollanırken, Şehzade Mustafa ise boğduruldu….

ÖYKÜ   III.

Başından geçen bir sürü felakete rağmen Cem Sultan, umutsuz ihtirasın yarattığı bunalımlı günlerini unutma isteğini  ister istemez aşkta arayan insanların bulunduğu yaştaydı. Henüz 27 yaşına gelmemişti. Damarlarında akan babasının ateşli kanı, hem düşünceli ve hem yiğit çehresi, iri yapısı, sürgün yaşamı, talihsizlikleri, hüzünlü duruşu, bunca serüvenden sonra O’ nu Doğu’ daki bir tahttan Fransa içinde bir şatoya sürükleyen yazgının acımasızlığı, Rodos Şövalyeleri’ nin, Cem’ in korunmasıyla görevlendirdikleri Baron Jacques de Sassenage’ ın kızı Philippine Helene de Sassenage’ ın yüreğine dokundu. Sürekli dairesine gelen genç kızın güzelliği, yüzünde okunan yumuşak merhamet Cem’ in kalbinde yavaş gelişen, fakat önlenemeyen bir sevgi duymasına neden olmuştu. Cem Sultan genç kızın ilgisini, önceleri sürgünlüğünü bir teselli sanmış, ancak bu sevgi bütün benliğini kaplamıştı. Cem Sultan’ ı gözleyen muhafızlar da iki gence hoşgörülü davranıyorlardı. Gizli bir evlilikle kurulacak bir bağdan sonra genç kızın Osmanlı tahtına çıkma olasılığı babasının kaygılarını gideriyordu.
İki genç arasında doğan aşk uzun yıllar sürgün Şehzade’ nin yaşamını renklendirmişti. O zamandan kalma tarihsel belgeler, gizli aşkın bir meyve verdiğini ve doğan erkek çocuğun güzel Philippine tarafından büyütüldüğünü ve daha sonra bu oğlanın aynı soydan aileden bir başka kızla evlendiğini yazmaktadır. Belki şimdi bile Osmanlı kanı meçhul bir Hıristiyan ailenin damarlarında akmaktadır…

ÖYKÜ   IV.

Roma ile Napoli arasında sevimli bir kent olan Fondi, çevresi surlar ve kuleler ile çevrili olmasına rağmen Barbaros Hayreddin Paşa tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Fondi’ ye yapılan gece baskını ne bir yağma, ne de bir öç amacı güdüyordu. Prens Gonzega’ nın iki kızının güzelliği şairlerin şiirlerine konu olmuş ve hac ziyareti yapanların heyecanı ile İtalya’ dan İstanbul’a kadar her yere yayılmıştı. Bu kız kardeşlerden biri, Jeanne d’Aragon adıyla Roma’ da yaşıyordu. Genç ve daha güzel olan Giulia ise, Romalı prenslerden olan kocası Vespasıo Colonna’ nın Fondi’ deki sarayında oturuyordu.
Barbaros, İtalya’ nın bu en güzel kadınını Kanuni Süleyman’ a armağan etmek isteğiyle yanıp tutuşuyordu. Casusları aracılığıyla Giulia’ nın yazın Fondi’ de kaldığını öğrenen Barbaros, kalabalık bir filo ile Gaeta Körfezi’ ne girdi. 700 leventi sessizce karaya çıkarttı. Zeytinliklerin altından ses çıkarmadan kayarak ilerlediler. Nöbetçileri gafil avlayarak duvarlara tırmandılar ve derin uykusunda olan kenti ellerindeki demir ve ateşle birdenbire uyandırdılar.
Leventlerin önüne çıkan herkes ya ölüyor, ya kaçıyordu. Bu arada yarı çıplak yüzlerce kız ve kadın kılıç zoruyla kıyıya götürülüyordu. Casusların yol göstermeleri sayesinde Vespasio Colonna’ nın sarayına saldıran leventlerin seslerini duyan Giulia yatağından yarı çıplak bir halde bahçeye kaçtı ve gizli bir kapıdan dışarı çıktı. Kocasının yokluğunda sarayı yönetmek ve savunmakla görevli muhafız, genç kadını bir ata bindirdi ve  hızla oradan uzaklaştılar. Söken şafakta Giulia ve kurtarıcısı tepelerin üzerinde görüldü. Fakat çıplaklığından utanan ve kurtarıcısının bakışlarından rahatsız olan Giulia, birkaç gün sonra muhafızı öldürttü. Avlarını yakalamayan leventler Fondi’ yi o hırsla iyice yağmaladılar…

Leave a reply:

Your email address will not be published.