ANNEME, GECİKMİŞ BİR AF DİLEKÇESİ..

Bana hem analık hem babalık ettin, çünkü doğduğum ay babamı kaybettin. Ama aramızdaki derin yaş farkı nedeniyle belki de, seninle hiç arkadaş olamadım, BENİ AFFET !..
Bana ihtiyaç duyduğun dönemde, büyük bir bencillikle, seni çok sık arayıp soramadığım, kendi hayatımı yaşamayı seçtiğim için, BENİ  AFFET !..
Bir anneler gününde sana aldığım hediyenin içine Can Dündar’ ın bir köşe yazısını kesip, “belki bir başkasının kaleminden ama aynı duyguları ben de taşıdığım için..” diye üzerine yazdıktan sonra hediye paketinin içine koyduğum için, BENİ AFFET !..
Sen, her hastalandığımda yanımdaydın. Tek çocuğun olduğum için üzerime titrerdin. Ben ise, senin rahatsızlığını bile çok geç fark ettim. Bilincinin son açık olduğu anı bile kaçırdım, BENİ AFFET !..
Bunları herkesle paylaştığım ve büyük olasılıkla böyle bir günde herkesin içini kararttığım ve bu köşeyi bir günah çıkartma hücresi gibi kullandığım için, BENİ  AFFET  !..
Arzuladığın, hayal ettiğin gibi bir evlat olamadığım için, LÜTFEN  BENİ  AFFET !..
Seni arıyorum, saygı ve sevgiyle yad ediyorum. Nur içinde, huzur içinde yat !…

Yukarıda bahsettiğim Can Dündar’ ın 14 Mayıs 1995 tarihli makalesini sizlerle paylaşmak istiyorum :

ANNEME  AÇIK  MEKTUP
Sevgili anneciğim,
Ne garip ; yeni yeni farkediyorum ki, çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler…Ve insan, zamanın nasıl insafsız bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların “Bundan sonra ağır kaldırmak yok” müjdesinden beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı.. Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin..
Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin, kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın. O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz.
Yol boyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı, toz kondurmadık üzerimize bol kanat gerdik…Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense tarihin en iyi annesi..Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığı ile ayakta kaldım. Sevginle donandım..
Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi : Büyüdüm…
Senin kollarında “sen” den habersiz, bambaşka bir “ben” çıktı ortaya. Bazen o eski “ben” e hiç benzemeyen bir “ben” …Çünkü farkettim ki anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnu mu yokladım, şaşırdım…Bostandaki danaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta… Söyleyemezdim sana…
“Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık eskisi kadar geçerli olmadığını ” anlatan kitapları salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye..
Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden. “Devir de amma değişti” diye yakınırken sen, ben ilginle boğulduğumdan dertlendim..Bir yeri yaralandığında “Anam görürse ne kadar üzülür” diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl ağır  bir yüktür bilir misin ?.
Acından çok, O’nda yaratacağı acı, acıtır canını..Oysa ne çok acılar paylaştık seninle..Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber..Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin ?..
Lakin artık kafesten uçma vaktiydi. “Danaların girdiği bostan” da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu..Yargıladık birbirimizi bir dönem..Sorguladık..Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe, ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.. Sen her sohbete ” bizim çocukluğumuzda” diye başladıkça ben,değişen takvim yapraklarını koydum önüne..
Nasıl da zalim bir çark bu değil mi ?..Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun… Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kah bir kapı zili beklentisi, kah bir mektup, kah bir telefon sesi..Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi.. Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları…
Yazılarda konuştuk öyle zamanlarda..Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı.. Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.. Ben büyürken…seni de büyüttüm…
Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi.. Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri.. Karyola başlarında uykusuz geçiriyorum. Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu ; yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda, öpülen kurbağalar prens oluyor.. Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin geçersizleştiğini anlatan kitapları kaldırıyoruz salondan gizli gizli..O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye devam ediyor. Zaman, öğütlüyor kuşakları.. İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini.. Bense sevginden mahrum kalmaya  fazla dayanamayacağımı biliyorum..
O yüzden sana upuzun bir ömür diliyorum.
Hem biliyor musun ?
Seni çok seviyorum…

İki adet şiirle kapatalım bu anlamlı günü…Bir şiir onlardan, bir şiir bizden…

CARLOS OQUENDO DE MAT ‘ dan  ANNE

Alçakgönüllü bir ezgi gibi usulca geliyor adın
ve beyaz kumrular uçuyor ellerinden
anılarım hep beyazlar giydiriyor sana
buradakilerin uzaktan izledikleri bir çocuk oyunu gibi
bir gün ölüveriyor ellerinde ve inceliğinde bir başka gök doğuyor
sevecenlik bir çiçek gibi açıyor yanında seni düşünürken
sesin yağmur kadar ilkel
seninle ufuk arasında
güller de şarkılar da sessizdir sen varken…

SEZEN AKSU’ dan  AĞLAMA  ANNE

Ah ne hayatlar ümidiyle
zamansız yollara düştük
ilk yenilen biz değildik elbet
gün oldu, dünyaya küstük

Ağlama anne, benim için ağlama
ben de herkes kadar aldım acılardan

Ağlama anne, benim için ağlama
ben de herkes kadar yandım
sen ne olur çocukluğumu sakla
tek kalan bu, elimde avucumda

Her birimiz başka bir hikaye
anne, bu ayrılıklar niye
sen yine bir ninni söyle bana
” yavrum uyusun da, büyüsün ” diye…

ANNELER ( Toplu hatırlama ) GÜNÜ  KUTLU OLSUN  !….

Bu işi tek güne indirgemeyelim lütfen…

Leave a reply:

Your email address will not be published.