129 ) KARDEŞ Mİ, KALLEŞ Mİ ? !… ( 1 )

   Çocukluğumda söylenen bir tekerleme vardı ;
“Bir-iki-üçler ; yaşasın Türkler,
 Dört-beş-altı ; Polonya battı,
 yedi-sekiz-dokuz ; Ruslar domuz,
 On-on bir-on iki ; İngiltere tilki,
 On üç- on dört- on beş ; Amerika kardeş !”
   Bu tekerlemenin yeni versiyonunda, son satır şöyle olabilir :
 “On altı-on yedi- on sekiz ; buna inananlar keriz !..”
   Soğuk Savaşın ilk yıllarında, A.B.D’nin yoğun kültür bombardımanındaki bir şarapnel parçasıydı herhalde bu tekerleme !.. Yıllar sonra ; yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız ve okuduklarımızdan sonra artık “kardeş” değil, “kalleş” olduğunu öğrenmiş olduk..
   Amerikan basınına göre Kaddafi’nin yakalanışı ve öldürülüşü şöyle gerçekleşti : “Kaddafi perşembe günü Sirte kentinden çıkış yaptı. Konvoyu Amerikan casus uçakları tarafından saptandıktan sonra ilk olarak uzaktan kumandayla Nevada’dan yönetilen Predator uçağıyla vuruldu. Hemen sonra bir Awacs uçağı Fransız jetlerini çağırdı. Fransız jetleri Kaddafi ve yakınlarının içinde bulunduğu konvoya iki adet 500 paundluk bomba attı. Bombalama sonucunda birçok kişi öldü, Kaddafi ise yaralandı. Libya lideri İngiliz SAS kuvvetlerinin yönlendirdiği Libyalı isyancılar tarafından linç edildi.”
   Predator

   Amerika’nın savaş yetenekleri işte böyle !.. Ama nedense iş PKK’ya gelince, yetenekleri köreliveriyor, bir türlü yerlerini bulamıyorlar !. Sözde bize istihbarat veriyorlar ama nedense bu istihbarat bir türlü işe yaramıyor.
Ama istihbaratı bize değil de PKK’ya veriyorlarsa, işte onun çok işe yaradığı görülüyor !. Çünkü adamlar birçok zor operasyonu kolaylıkla gerçekleştiriyor !..
   A.B.D.  PKK’yı yok etmemizi istemiyor. Hükumete devamlı olarak “PKK ile anlaşın” mesajı ve tavsiyesi veriliyor. Ama hangi şartlarda anlaşacağız ? Tabii ki PKK’nın dayattığı şartlarda !.. Doğal olarak bu şartlar kabul edilmeyince terör ve cinayetler, kalleş baskınlar, mayınlar, bombalamalar da devam ediyor..
   Başbakan Erdoğan’ın G-20 zirvesinde Obama’dan istediği iki adet Predator, Irak’tan gelen iki takviye ile toplam dört adet, İncirlik hava üssüne geldi.. Ama hangi şatlarda ? Açıklamalara göre, A.B.D, bu araçlarla Türkiye’ye anlık görüntü vermeyecek, Türk personelin kontrol ünitesinde görev yapması mümkün olmayacak, Predatorlar üçüncü ülkelere karşı kullanılmayacak, Suriye sınırı boyunca uçarak Irak’a giriş yapacak, Irak uçuşunu tamamladıktan sonra aynı rotadan İncirlik’e geri dönecek.. Predatorun elde ettiği görüntüler önce A.B.D’ye gönderilecek, ardından Ankara’daki A.B.D karargahına (ODS), oradan da filtrelendikten sonra Genelkurmay Başkanlığına iletilecek !.. Ne kadar dostça bir yaklaşım değil mi ?..
  
   1900’lü yılların başından itibaren uyguladığı yayılmacı siyaset, bu uygulamaların sahne aldığı her ülkede kan ve gözyaşına neden olmuştur. Amerika,1898’de Küba’yı İspanyol egemenliğinden “kurtarmak” ile başlamış,  Porto Riko ve Filipinlerle devam etmiştir. Bu siyaseti eleştiren yazar Mark Twain, A.B.D bayrağını “beyaz çizgiler siyaha boyanacak ve yıldızların yerine kurukafalar çizilecek şekilde” yeniden tasarlamanın vaktinin geldiğini öne sürmüştür..
   1903’de, Kolombiya’nın bir eyaleti olan Panama’da çıkan bir “isyan” sonucunda, isyancılar Panama’nın bağımsızlığını ilan ettiler ve anında A.B.D tarafından tanındılar. O sırada oralarda demirli olan sekiz Amerikan gemisinin bu olayla hiçbir ilgisi yoktu tabii ki !.. Bir tarihçi bu olayı, “dünyanın gördüğü en utanmaz ( ve başarılı) savaş gemisi diplomasisi eylemi” olarak tanımladı..
   Sonra sırayla Guatemala, El Salvador, Honduras ve Kosta Rika sindirildi. Nikaragua’da, idealist ve halk tarafından sevilen Başkan Zelaya, bin bir türlü karalama kampanyası sonucunda, 1909 yılı Aralık ayında istifa etmek zorunda bırakıldı ve yerine Amerikan yanlısı General Estrada getirildi..
   1925 yılında Honduras topraklarının onda birini oluşturan bir alanda kerestecilik yapma imtiyazını alan , “El Amigo” lakaplı Sam Zemurray bu imtiyazı, düzenlediği bir komplo ile başkanlığa getirdiği Bonilla’dan almıştı.
  
   Zemurray, şirketini “United Fruit” ile birleştirdi ve yeni şirketin genel müdürü oldu. Onun önderliği altında bu şirket, Orta Amerika hayatının gözeneklerine işledi. Bir araştırmaya göre, “rakiplerini gırtlakladı, hükumetleri baskı altına aldı, demiryollarını dizginledi, çiftçileri batırdı, kooperatifleri boğazladı, işçilerine zorbaca hükmetti, örgütlü emeğe savaş açtı ve tüketicileri istismar etti”…
   Amerika, istediklerini elde etmek için her yolu denemektedir. Örneğin 1960’lı yılların sonlarına doğru, çeşitli ülkelerde kullandığı bir misyoner grup olan SIL .. “Yaz Dil Enstitüsü” (Summer Institute of Linguistics) …
   1934 yılında kurulan, Evangelist bir misyoner grubu.. Kuruluş amacı ; yerel dilleri inceleme, kaydetme ve başka dillere çevirmek.. Bugün elliden fazla ülkede, altı binden fazla üyesi olan, merkezi Amerika’da Dallas’ta olan bu topluluk ilk olarak 1970’li yıllarda, Ekvador’da, petrol şirketleriyle işbirliği yapmakla suçlandı.
   Petrol araştırmalarının ilk yıllarında SIL, Amazon Havzasındaki Huaorani kabilesi ile yoğun olarak çalışırken, rahatsız edici bir bulgu ortaya çıktı. Ne zaman sismologlar genel merkeze bir bölgede yüksek petrol bulunma olasılığını bildirse, SIL oraya gidiyor ve yerlileri o bölgeyi terk edip, bedava yemek, barınacak yer, giyecek, sağlık hizmetleri ve misyoner tarzı eğitim alacakları özel bölgelere gitmeye teşvik ediyordu. Ancak bunun için, arazilerini petrol şirketlerine devretmek zorundaydılar !..
   SIL misyonerlerinin, kabileleri evlerini terk edip misyonlara gitmeye ikna etmek için el altından çeşitli yöntemlere başvurdukları ortaya çıktı. Sık tekrarlanan bir öykü de, içinde yoğun miktarda ishal yapıcı katkı maddesi olan yiyecek bağışında bulunup, sonra da ishal salgınını tedavi etmek için ilaç verdikleri idi !.. SIL, tüm Huaorani bölgesine, içlerinde küçük radyo vericileri gizlenmiş yiyecek paketleri atmış, Shell kentindeki ordu karargahında Amerikalı askerler bunları sürekli dinlemişti. Ne zaman kabileden birisi zehirli bir yılan tarafından ısırılsa veya ciddi olarak hastalansa, bir SIL temsilcisi, panzehir veya gerekli ilaçlarla, çoğunlukla da bir petrol şirketi helikopterinde geliveriyordu !.. Ayrıca SIL, Rockefeller yardım kuruluşlarından da bağış alıyordu. Bu bağlantılar, SIL’in yerel toprakları çalmak ve petrol araştırmalarını desteklemek için bir paravan olduğunu kanıtlıyordu…
( BİRİNCİ  BÖLÜMÜN  SONU )

Leave a reply:

Your email address will not be published.