113 ) BİR RUH TEŞHİRCİSİ !.. : DOSTOYEVSKİ

                                                                            

   Bizler acaba tek bir kişiden mi oluşuyoruz ? Kötülüğü de iyilik kadar hamurumuza katmış bir Tanrı’nın evlatları olan bizler ; doğuştan sahip olduğumuz kötülüklerimiz, o hep bastırmaya çalıştığımız habis isteklerimiz, aşağılık arzularımız, zaaflarımız, beklenti ve hayallerimizle, bir gün kendimizi anlatmaya, hatta üzerinde düşünülmüş, uzun zamanlar boyunca titizlikle kurgulanmış cümlelerle kendimizi yazmaya kalksaydık, bahsettiğimiz kişi, ne kadar “biz” olurdu ?..
   Fyodor Dostoyevski nefret edilecek bir babadan, onun kanını taşıdığı için nefret etmemesi gereken ama yine de nefret ederek büyümüş bir çocuk olarak, ömrünün ilk bilinçli yıllarını insanlığın bu garip çelişkisini önce fark edip sonra da inkar ederek geçirmiştir.
   Babası bir albay ve aynı zamanda bir doktordur. İflah olmaz bir cimri, otorite delisi ve adaletsiz birisidir de..  Özellikle babasının kendine ve kardeşlerine yönelik baskıcı tavrı nedeniyle, yazdıklarında babaya dönük tavrı son derece hastalıklı, takıntılı ve antiotoriterdir. Bu yüzden Freud onu “baba katili” olarak kabul edecektir. Halbuki onun bu tavrı, otoriteye karşı çıkmaktan başka bir şey değildir. Eğer baba otoriteyse ve bunun dışında bir eşitlik ilişkisine izin vermiyorsa, reddedilmelidir. O da yazdıklarında hep bunu yapmıştır…
   Altı çocuğun verdiği yorgunlukla veremden ölen annesinin ardından ağlayan ‘Fedor’, askeri okulda okurken, babasının kendi köylüleri tarafından hunharca öldürüldüğünü öğrendiğinde ilk sara krizini geçirir..
   Babasının cimriliği nedeniyle uzun haftalarını parasız geçirip, askeri eğitim manevraları sırasında bir çay içecek kadar parayı bile bulamaz ama okulu bitirir bitirmez, o ana kadar yaşadığı fakir hayata inat, müthiş bir savurganlıkla para harcamaya başlar. Büyük bir rahatlıkla borçlanmakta ve bu arada kumar da oynamaktadır.      Bir yandan da garip bir yöntemle, “bir şeyler” biriktirir hiç durmadan.. Üzerindeki giysilerin dökülmekte olduğunu gördüğü insanlara bir yemek ısmarlayıp, para karşılığında onların yaşam öykülerini dinliyor, hatta en küçük ayrıntıları bile sormaktadır.. İşte bütün bu “birikim” ona “İnsancıklar” romanını yazdırır..
   Roman, elden ele dolaşarak, ünlü eleştirmen Belinski’ye kadar ulaşır. “Yeni bir Gogol” olarak kendisine bahsettikleri bu genç yazarı önce küçümseyen eleştirmen, kitabı okuduktan sonra “Rus edebiyatının bu yeni tanrısıyla” tanışmak istediğini söyler !..
   Erken gelen ün, ruhsal açıdan hazırlıksız yakalamıştır Dostoyevski’yi.. Sara nöbetleri iyice artar, defalarca ev değiştirir, edebiyat çevresindeki tüm dostlarını da kaybeder.. Yıllar da geçmektedir bu arada.. Bir yerlere ait olma isteği, onu yasadışı bir gruba, Rusya’nın ancak ütopyacı bir sosyalizm ile kalkınacağına inanan Çar muhalifi entelektüellerin oluşturduğu Petraşevski grubuna, katılmaya iter..
   Ama Çar I. Nikolay, Avrupa’da hızla yayılan 1848 Devrimlerinin Rusya’ya da bulaşmasından korkmaktadır ve bu örgütlere göz açtırmaya da hiç niyeti yoktur… Örgütün tüm üyeleri yakalanıp hapse atılır.. Sonra, gruptaki herkes gibi Dostoyevski de, 16 Kasım 1849 günü idama mahkum edilir. Diğer idamlıklarla beraber, dondurucu soğukta, Semyorovski Meydanı’nda sıraya girer. Ölüm hükümleri okunur, haç öptürürler,  başlarının üzerinde kılıç kırarlar ve beyaz gömlekler giydirirler.İlk üç kişi sehpaya çıkar, boyunlarına ip geçirilir. İkinci grupta olacağını hesaplayan ve fazla vakti kalmadığı için ailesini, kardeşlerini düşünmekte olan yazar, dur borusunun sesiyle irkilir !. Sehpadaki üç kişi de geri getirilir ve onlara, Çar’ın hayatlarını bağışladığı okunur. Çar’ın bu “kötü şaka” sının ardından , dördü mahkumiyet, beşi zorunlu hizmetten oluşan dokuz yıllık Sibirya sürgünü başlar..
   15 Şubat 1854’de, kürek cezası biter bitmez Sibirya’nın Semipalatinsk kasabasında asker olur. 28 yaşındaki sosyalist Dostoyevski, “işkence yılları” nın ardından, 33 yaşında, Ortodoks Kilisesi’ne, Rus halkının saf ruhuna ve Çar’ın otoritesine inanmış başka bir adam olarak çıkmıştır bu süreçten…  Bu kasabada, sarhoş ve serseri bir öğretmenin 30 yaşlarında, tüberküloz hastası olan karısı Maria Dimitriyevna Issaev ile tanışır ve kocası ölür ölmez, 1857 yılında evlenirler.
   Bu arada öyle büyük borçlar altına girmiştir ki, bunları kumar oynayarak kapatabileceğine inanacak kadar çaresizdir. Tek çözüm, Almanya’ya gitmek ve büyük kumar oynamaktır ona göre..
   Onun ününden etkilenen yirmili yaşlarındaki Polin Suslova ile fırtınalı bir aşk yaşarlar. 1864 yılında Paris’te başlayan beraberlikleri ; Cenevre, Torino, derken Roma’da aralarının açılmasıyla son bulur. Tüm parasını Almanya’da Weisbaden salonlarında bırakan Dostoyevski, kendisini terk etmiş olmasına rağmen, Polin’den borç para isteyecek duruma düşmüştür.. Yayımcısından bir avans daha alarak dönebildiği Moskova’da da tüm sıkıntıları devam eder.
   Polin ; “Suç ve Ceza”da Raskolnikov’un kız kardeşi Dunya, “Budala”da Aglaya, “Ecinniler”de Liza, “Karamazov Kardeşler”de Katrin Ivanovna ve “Kumarbaz”da Polina Aleksandrovna’ya esin kaynağı olacaktır… Hepsinin ortak özelliği sorunlu ve kötücül olmalarıdır.
   1864 Nisan ayında, ölüm döşeğinin başında “Yeraltından Notlar” kitabını bitirdiği, eşi Maria Dimitriyevna ölür.
Anna Grigoriyena Snitkin

   4 Ekim 1866’da, hiç olmazsa steno derdinden kurtulmak için tuttuğu yirmi yaşlarındaki Anna Grigoriyena Snitkin ile 15 Şubat 1867’de evlenir.. Sonya adlı bir kızları olur ama birkaç gün sonra ölür. 1869’da kızı Aimee, 1875’de oğlu Aleksi doğar. Oğlu da 1878’de şiddetli bir sara nöbeti sonucu ölür. Dostoyevski de suçluluk duygusuyla “Karamazov Kardeşler”i yazar.. 1881’de, 60 yaşında, bu çileli hayat sona erer…
     

Leave a reply:

Your email address will not be published.