112 ) ANNEME “YILAN” OLDUĞUMU SÖYLEMEYİN, O BENİ “ASLAN” BİLİYOR !.. ( YILANLAR ÜZERİNE BİR DENEME )

                     

   Benim “yılan” ile ilk tanışmam, bir şehir çocuğu olmam nedeniyle, atasözleri ve deyimler aracılığıyla oldu. Sinsi insanlar için “yılan gibi” denirdi ; rüyalarında yılan görenlere “bir düşmanın var” yorumu yapılırdı..Su içen bir arkadaşımızı şakayla dürtüp, suyu dökmesine neden olunca, “su içerken yılan bile dokunmaz” diye bilmiş bilmiş konuşurdu.. Çevreden birisinin başına bir şey geldiğinde üzülünür ama “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” denirdi. O zamanlar çocuk aklımla o yılanın bir gün, er ya da geç, bana da dokunacağını düşünmezdim bile !.. Kötülüklerin büyümeden yok edilmesi gerektiğini anlatmak için, “yılanın başı küçükken ezilmeli” derlerdi.. Çaresiz bir ortamda, insanın en kötü bildiği bir şeyden bile yardım alabileceğini anlatmak için “denize düşen yılana sarılır” derlerdi. Ama çok sevdiğim şair Can Yücel, bunun aksini “Herze” şiirinde dile getirir :  “Bir yılan düştü yanıma vapurda /  sarıldım denize..”
 
   Dünya üzerinde elli altmış milyon yıldır, Antarktika dışında her yerde yaşayan, 456 cins ve 2900’ün üzerinde türü bulunan, boyu 10 cm.’den başlayıp 7,6 metreye kadar çıkabilen, hatta on beş metrelik bir fosiline bile rastlanan bir canlı..
 
   Üniversitenin ilk yıllarında kızların fala olan düşkünlüklerini saptadıktan sonra aldığım iki üç astroloji kitabı ile kendi kendime hızlandırılmış bir kurs vermiştim !.. Bu kitapların bir tanesi de “Çin Falı” idi. Bu falda gün ve ay önemli değildi. Doğum yılıma göre ait olduğum burç ise, YILAN idi !.. Benim gibi Ağustos 15′ te, Aslan burcunun hem de tam göbeği sayılabilecek bir günde, doğan bir “aslan” için en az yılan kadar soğuk bir duş !..
   İşte bu bilgiye vakıf olduktan sonra, bu hayvana olan ilgim hiç azalmadı..
 
   Anadolu insanının yüzlerce yıldan beri ürete geldiği sayısız efsane içerisinde belki de en bilineni “Şahmeran” efsanesidir. Birçok farklı söylenişi olan bu efsane, özellikle Kilikya, yani Tarsus-Adana bölgesinde karşımıza çıkar. Etimolojik olarak (Şah : baş / mar : yılan ) “insan başlı yılan” anlamını taşır.
   Yılan, en ilkelinden en gelişmişine kadar, hemen her toplumda kutsalın bir parçası sayılırken, kimi toplumlarda da putlaştırılıp tanrı sayılmıştır. Sümer, Mısır, Roma, Helen ve daha birçok medeniyete ait mitlerde çeşitli şekillerde görülen yılan, Anadolu’da, başta sağlık olmak üzere yer yer ölümsüzlük ile ifadelendirilmiştir.
   Sümerlerin yaradılış efsanesinde ; gökyüzü ve yeryüzü tanrılarını yaratan Lakmu ile Lakamu, erkek ve dişi birer yılandır.. Yunan tanrılarının çoğu yılan görünümündedir..
   Yılan ; Yahudi, Hıristiyan ve İslam geleneklerinde ise Şeytanla bir tutulur. Kısacası çok tanrılı, paganist toplumlarda iyi, tek tanrılı dinlerde ise kötü olarak kabul edilir.. Çeşitli ilkel toplumların totem hayvanı da yılandır. Yılana tapma geleneği, özellikle ilk çağda, yaygındır. Toprak altında yaşayan yılanın, ölülerin ruhlarını taşıdığına inanılmıştır. Yılan, hem yeryüzünü hem de yer altını simgeler..
   M.Ö 3000’lerde hüküm sürmüş Minos uygarlığında, yılan, evlerin koruyucusu olarak bilinir. Yunanistan’da halen yılana, “evin efendisi” denilmektedir. .. Yılanın sürekli deri değiştirdiğini gözlemleyen antik çağ insanları, onun ölümsüz olduğuna inanmışlardır..
 
   Yine Can Yücel’in “Değişim” adlı şiiri tam da buraya denk gelsin bari !..
   ” İnce uzun bir hayvan
     çarpıyor
     çarpıyor
     çarpıyordu kendini taşlara
     canı mı sıkılıyor
     can mı çekişiyordu yoksa ?
     ‘yok efendim’ dedi yanımdaki adam
     ‘gömlek değiştiriyor yılan,
      bu hallerden anlarız’ dedi ‘az çok’
     ‘biz de sınıf değiştirmiştik bi zaman’ ..”
   
    Anadolu’da çok yaygın olan bir inanca göre, bir yılanı öldürüp ağaca asınca yağmur yağar.. Öldürülen yılan suya atılır ve yitip giderse, yağmur durmaz ve ortalığı seller götürür.. Bu yüzden, öldürülen yılanı bir ipe bağlar, ağaca asarlar ve sonra da gömerler… Canlı yılanın bir gözünden sokulup öbür gözünden çıkarılan iğneyi dargın eşlerden birinin yakasına takmakla, onların arasının düzeleceğine inanılır..
   Yılanın sütü sevdiği bilinen bir gerçektir. Yaylaya çıkan inekleri yılanın emdiği de bilinir. Yılan, sütünü emdiği ineği sahiplenir ve onun yanına kimseyi yaklaştırmaz. Bu nedenle onlara “sahipli inekler” denir. Karadeniz bölgesinde bu tür sahipli inekler vardır..
   Yılanın iyi-kötü niteliklerini hemen hemen birçok kültürde görürüz. Ancak bunlar arasında en önemlisi, ilk olarak “Gılgamış” destanında ifade edilen, onun ölümsüzlükle olan ilintisidir. Bir başka önemli kaynak olan Tevrat, İblisin yılan kılığına girerek Havva’yı kandırması ve Adem’in yasak meyveyi yemesini detaylıca anlatır. Adem ile Havva’yı cezalandırarak yeryüzüne gönderen Tanrı, İblise ettiği yardımlardan dolayı da yılanı yeryüzüne fırlatır. Tevrat’ta, yılanın yeryüzüne düştüğü yerin adı Nisibin olarak verilir. Nisibin, günümüz Mardin iline 30 km. uzaklıktaki Nusaybin ilçesidir. Şahmeran motifinin Mardin’de bu kadar güçlü olmasının sebebi budur… Daha da ilginç olanı ; Mardin isminin (mar : yılan / din : deli) “deli yılan” anlamına gelmesidir…
   Günümüzde tıbbın ve eczacılığın sembolünün, bir ağaca sarılı yılan olması ; yılan ve Şahmeran efsanelerinin bir sonucudur. Tüm dünyada aynı amblemin kullanılması, yılan motifinin kutsalla ilişkilendirilmesinin bir sonucudur ve buna kaynak Anadolu efsaneleridir….
    Günün birinde Asklepios’a (Bergama’daki sağlık ocağı) acılar içinde bir hasta gelir. Rahipler kendisini tedavi edemeyeceklerini çünkü ölümcül bir hastalığa yakalanmış olduğunu söyleyerek hastayı kapı dışarı ederler. Çaresiz hasta, günümüze kadar kalıntıları gelmiş olan, havuzlu çeşmede soluklanmak ister. Sinoplu Diojen gibi, sahip olduğu tek nesne olan tasını su ile doldurup başından aşağı dökerek bir an olsun serinler. Tam bu sırada bir yılanın zehrini az önce tasını doldurduğu havuza kustuğuna tanık olur. Acılarından bıkmış olan adamcağız, bu defa kendini öldürmek amacıyla, tasını tekrar havuza daldırıp hiç duraksamadan kana kana içer..  Zehrin etkisiyle kendinden geçerek olduğu yere yığılır.. Birkaç saat sonra kusarak ayılan ve kısa zamanda kendini toparlayan adam, ağrılarından kurtulduğunu fark eder… Bu olayın kısa zamanda tüm Anadolu’da konuşulması üzerine yılan ile birlikte tas, tıp ve eczacılığın simgesi olur. Hem de o günden beri tüm dünya çapında…
   

   Hekim ise elinde asa ile gösterilir. Hekimin elindeki asası şunu ifade eder : Hekimin kendisi ne kadar hasta olursa olsun, yeri geldiğinde asasına dayana dayana hastasına gitmelidir. Hekimin asasına sarılmış yılan, tıp bilimini ; tas ise, yılanla birlikte eczacılığı simgeler olmuştur..

 

   Sonra binlerce yıl geçmiş, Asklepion baraj yapımı için sular altında kalırken, zaten ortalıkta da ne Hipokrat Yemini ne de insanlık kalmıştır. Örneğin geçen haftaki şu olay..Hükumet ile doktorlar arasındaki çıkar mücadelesi sırasında, hayatının baharında, 14 yaşında bir genç kız hastane hastane kendisini ameliyat edecek doktor ararken can veriyor.. Bu ne utançtır, nasıl bir insanlık ayıbıdır ?..
 
   Yazımı, yılan ile ilgili deyişlerden en çok sevdiğim ile bitireyim : ” Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır”…  

    

Leave a reply:

Your email address will not be published.