110 ) LADY D. İLE MISIRLI D.’NİN GİZEMLİ ÖLÜMLERİ !.. ( 2 )

   Telefonun yanıp sönen ışığı Maurice’i uyandırdığında, 31 Ağustos 1997 Pazar günü saat 01:58 idi. Arayan kişi Paris jandarma kaza biriminde çalışıyordu ve birkaç yıl önce Mossad tarafından işe alınmıştı ; bilgisayarlar onu bir “mabuah” olarak sınıflıyordu, yani Yahudi olmayan bir Mossad görevlisi.. Maurice’in Paris’teki bağlantıları içinde, arayan kişi en alt sıralardaydı.. Yine de adamın bildirdiği bir trafik kazası haberi, Maurice’i çok şaşırttı. Bir saatten kısa bir süre önce olmuştu. Şehrin kazalarıyla ünlü bir noktası olan de l’Alma’da bir Mercedes sedan batı karayolundaki bir tünelde beton sütuna çarpmıştı..
   Ölenler Galler Prensesi ve gelecekteki İngiltere Kralı’nın annesi Diana ; “Kraliyet” mağazası Harrods of Knightsbridge’in Mısırlı sahibi, Mohammed’in oğlu Dodi El-Fayed ve Henri Paul idi. Çiftin yakın koruması ağır yaralanmıştı….

   Beş ay sonra, İngiliz ITV televizyonu, Henri Paul’ün Fransız istihbarat dünyasıyla yakın ilgisi olduğunu ortaya koyan bir belgesel yayınladı ama bu doğru değildi. Program, bu ölümlerden isimsiz bir istihbarat organizasyonunun sorumlu olduğu konusunda ipuçları da veriyordu ; yine programdaki bazı imalara göre, organizasyon İngiliz hükumetinin isteğine göre hareket etmişti, çünkü Dodi bir Mısırlı olduğu için, Diana’nın aşkının “politik yankılara” neden olacağından korkuluyordu.
   İngiliz basınının bir karalama politikası izlediğine inanan Mohammed El-Fayed, isimsiz bazı güvenlik örgütlerinin oğlu ve Prenses Diana’ya karşı tavır aldığı iddiasını sürdürdü. Temmuz 1998’de, iki “Time” dergisi yazarı, Henri Paul’ün Fransız istihbarat servisiyle bağlantıları olabileceğini iddia eden bir kitap yayımladılar. Ama ne El-Fayed ne de yazarlar, Henri Paul’ün bir ajan ya da bir muhbir olduğu konusunda sağlam kanıtlar bulamadılar ; üstelik kimse Mossad’ın onunla bağlantısı olduğunu anlayamamıştı !..
   El-Fayed, Diana ve Dodi’den kurtulmak için bir komplo planlandığını ve bunun için çok çeşitli bağlantılara başvurulduğunu sorularında gösteriyor.
   “Prensesi hastaneye götürmeleri neden bir saat kırk dakika sürdü ?  Neden foto muhabirlerinden bazıları çektikleri resimleri yayınlayamadılar ?  Neden o gece magazin resimleriyle uğraşan bir foto muhabirinin Londra’daki evine baskın yapıldı ?  Neden Paris’teki o TV kameraları tek bir kare bile yayınlayamadılar ?  Neden yoldaki hız kameraları çekim yapmıyordu ve trafik kameraları kapatılmıştı ? Kaza yeri neden polis kordonuna alınmak yerine birkaç saat boyunca bütün yol trafiğe kapatıldı ? Ritz’in dışında haber fotoğrafçısı gibi giyinmiş kişi kimdi ? Önce kalabalığın içinde dolanıp, sonra Ritz’in barlarından birinde oturan o tanımlanmamış iki adam kimdi ? Siparişlerini İngilizce verip, belli bir kasıtla mı etrafı izliyor ve gözlüyorlardı ?”
      Mohammed El-Fayed

   1999 yılında Mohammed El-Fayed’in “komplo” inancı, “büyük ölçekli bir suç komplosu” na dönüşmüştü. MI5 ve MI6 tarafından geliştirildiğine, Fransız istihbarat dünyasıyla Mossad’ın “geri planı idare ettiğine” inanıyordu. Bu servislerin bir komploya karışması nedenleri, EL-Fayed’in kafasında son derece belirgindi. “Bu, hükumet tarafından verilmiş bir karardı ve her şeyden önce, Diana’nın bir Müslüman ile evlenmesine asla izin verilemezdi. O zaman İngiltere’nin gelecekteki kralı Prens William’ın bir Arap üvey babası ve yine Arap bir üvey büyükbabası olacaktı. Ayrıca, Diana’yı İngiltere Kraliçesine gerçek bir rakip haline getirecek kadar parayı kendisine sağlayacağımdan da korkuluyordu. İngiliz hükumeti, oğlumun hayatı boyunca gerçekten sevdiği tek kadınla ilişkisini bitirmek için gereken her şeyi yapmaya kararlıydı”.
   Olayın kesinlikle cinayet olduğunu kanıtlamak için, El-Fayed eski Scotland Yard dedektiflerinden John MacNamara’ya başvurdu. 1999 yılının başlarında, bu dedektif kanıt bulmak için bütün dünyanın altını üstüne getiriyordu. Bir ara İsviçre’de eski bir MI6 görevlisi olan Richard Tomlinson  ile buluştu. Tomlinson, Thames Nehri kıyısındaki MI6 karargahında bazı belgeler gördüğünü iddia ediyor ve bu konuda şöyle diyordu : “Slobodan Milosoviç adlı Sırp liderini öldürmek için yapılmış bir planın detaylarıydı ; Di ve Dodi’nin ölümüyle huzursuzluk verici benzerlikleri vardı. MI6 belgesi, ‘kazanın’ ölümcül yaralanma olasılığının fazla olması için tünelde gerçekleşmesi gerektiğini söylüyordu. Belgenin önerdiği silah, hedef aracın sürücüsünü geçici olarak kör edecek yüksek güçlü bir lazer ışınıydı”
   Ama bütün çabalarına rağmen, MacNamara, Tomlinson’ın iddialarını destekleyebilecek kanıtlar bulamadı. MI6 belgesini ele geçirme çabaları da boşa çıktı.
   Bu arada gözden kaçan bir ayrıntı daha vardı … Prens Charles’dan boşandıktan sonra, Diana mayınların kaldırılması için bir kampanya başlatmıştı. Açık sözlü, cesur ve doğrudan tavrıyla, Clinton hükumetinin, Londra ve diğer Avrupa başkentlerindeki hükumetlerin hoşlarına gitmeyecek kadar destek toplamıştı. Anlamadığı şeylere burnunu sokan bir yaygaracı olarak görülüyordu. Washington’da şöyle diyorlardı : “Gerçek şu ki mayın üretim endüstrisi binlerce kişiye iş imkanı sağlıyor. Kimse mayınların kullanıldığını görmek istemiyor ; ama Diana bu konuda kapris yapıyor diye kimse binlerce insanın işsiz kalmasını da istemiyor”.  
   Gordon Thomas (Gideon’un Casusları yazarı ), 1999 Mart ayında Harrods’un beşinci katındaki özel ofisinde Mohammad El-Fayed ile görüştüğünde ; Fayed ona şöyle der : “Diana’nın neredeyse kesin olarak hamile olduğunu biliyor muydun ? Belki sekiz haftalık.. Ve o çocuğun babası oğlum Dodi idi. Diana’nın ölümünden sonra Paris’teki hastanelerde iç organlarının tamamen çıkarıldığını ve Londra’ya bir mumya olarak gönderildiğini biliyor muydun ? Son görüştüğümüzde bana Dodi’yi ne kadar sevdiğini ve birlikte çok mutlu olduklarını söylediğini biliyor muydun ?..”
 
( İKİNCİ  BÖLÜMÜN  SONU )

Leave a reply:

Your email address will not be published.