100 ) DALYA !…

   

   Okumayı ve bilhassa yazmayı o kadar çok seviyorum ki ; çevremdeki herkes ne zaman bir kitap yazacağımı soruyordu devamlı olarak.. Anılarını yazmak, mektup yazmak, kendi çapında bir şeyler karalamak tamam da ; kitap yazmak o kadar kolay bir şey değil. Pardon, kolay da, beğenilecek bir şey yazmak o kadar kolay değil..
   Latife Tekin’in bir kitabından aldığım bir cümle vardı : “Benim olan yalnızca ses, sözcükler ise hayatın..”
Çok hoşuma gitmişti bu sözler ; çünkü gerçeği açıkça sergiliyordu. İnsan dolu dolu yaşarsa, acı çekerse, başından herkesin başından geçmeyecek olaylar geçmişse, yazacak şeyler yaşadığı hayattan gelir zaten…
   İnsan ruhsallığını çocukluğundan alır. Bu ruhsallığı çocukluğu üretir de diyebiliriz. Yazma eyleminin asıl kaynağı çocukluk dönemidir ve bu eylemi insan ruhsallığı besler.. Bu ruhsallık bir takım hastalıklar ve acılar içerir. Örneğin aşk da ruhun acı veren hastalıklarından sayılabilir. Dostoyevski, “Acı çekmek, insanın kendine yolculuğudur” der. Bu, insanın tam merkezine bir yolculuktur. Çünkü acı, en insani duyguların başında gelir. Ancak acı paylaşabilir..
   İnsan o zaman farklı ortamlardan kaçıp, tek sığınağı sayılabilecek yazma eylemine sığınır. Ruhsallığın tek rahat edeceği an, içindekini yazıya döktüğü zamandır. Yazma eylemi, bu yalnızlığı ve hastalıklı hali üretime dönüştürebilir. Böylelikle yazma onu yaşamaya zorlayan şeylerin başında gelir.
   Otuz bir yıllık evliliğimin bazı “limoni” dönemlerinde, sözün bittiği yerde, sanki daha önceden kararlaştırmışız gibi, tartışmayı keserdik ve ertesi gün içimizi döktüğümüz birer mektup takdim ederdik eşimle birbirimize !. Bu yazılar aslında o kadar faydalıydı ki.. Amerikalıların “evlilik danışmanları” meşhurdur ; biz aynı çatı altında birer mektupla hallediyorduk işi !..
   Yazmak.. İnsanın önünde beyaz sayfalar, beyaz kumlu ve uçsuz bucaksız bir çöl, bir tundra gibi uzanır.. Elinizde kalem, beyaz sayfalar önünde kara kara düşünürsünüz, “ne yazacağım ?” diye.. Yüzlerce, binlerce kitap okumuşsunuz ; yaşam felsefenizi değiştirenlerden, sizi güldüren bazen de ağlatanlara kadar ; hayal gücü karşısında saygıyla eğildiğiniz yazarların fantastik romanlarından, yazarının araştırmacılığına hayran olduğunuz tarih kitaplarına kadar… Bunca kaliteli eseri okuduktan sonra, çok renkli olmayan bir yaşam, çok güçlü olmayan bir hayal dünyası ile ; en azından kendimin beğeneceği bir şeyi nasıl yazabilirdim ?..  
   Amerikalı yazar Henry Miller, “Karamazov Kardeşler” ‘i okuduktan sonra, “bu benim insan ruhuna ilk göz atışımdı” demiş.. İşte yazacaksam böyle yazmak isterdim !.. Yoksa ne olacak, herkesin hayatı bir roman !..
   İşte bu nedenle, sevgili oğullarım blog sitemi kuruverdiler ve, “işte babacığım oyun bahçen” dediler !.. Atış serbest !..
   Dünya kadar aldığım notlar vardı.. Onları paylaşırım dedim.. Sonra, ara sıra anılar.. Ara sıra okuduğum kitapların tanıtımı.. vs…  26 Nisan 2011’de başladığım bu iş, bana göre çok gelişti.. Sekiz bini aşan tıklama, beş kıtadan takip edenler !.. Yalan değil !..
   Ve bugün “Dalya ! ” diyorum !.. Şaka gibi .. Sizlere çok teşekkür ediyorum. İnanır mısınız, böyle izlenmenin, okuduklarımı sizlerle paylaşmanın, ara sıra güzel ve cesaretlendirici yorumlarınızı okumanın bana verdiği hazzı hiç bir şey veremez !.. Sağ olun, var olun ….

Leave a reply:

Your email address will not be published.